ABD’den Kiev'e referandum ve seçim baskısı Moskova ile Washington anlaşmasının bir sonucu mu?

Ukrayna’nın ABD yönetimi tarafından yoğun baskı altında olduğu bir gerçek. Kiev, Rusya ile olası bir barış anlaşmasına ilişkin referandum düzenleme ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini erkene alma hazırlıkları içinde. Hatta gelen bilgilere göre Ukrayna’nın bu adımları 15 Mayıs 2026 tarihine kadar reelize etmesi bekleniyor. Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, savaşın yıl dönümü gününde, 24 Şubat 2026’da seçimler ve referandumun tarihini resmi olarak açıklayabilir.
ABD Başkanı Donald Trump, Zelenskiy'ye seslenerek, Rusya ile barış anlaşması için "harekete geçmesi" gerektiğini söyledi. Aksi takdirde Zelenskiy'nin "harika bir fırsatı" kaçıracağı uyarısında bulundu. Trump'ın bu açıklaması, Ukrayna liderine yönelik art arda yaptığı çağrıların son halkası. Cumhuriyetçi başkan, daha önce de Zelenskiy'yi Rusya ile anlaşmaya zorlamıştı. Kiev yönetimi, barış müzakerelerinde Batı'dan somut güvenlik garantileri talep ediyor. Ancak Trump yönetiminin, Ukrayna'ya NATO üyeliği yolunda net bir taahhüt vermeye sıcak bakmadığı biliniyor. Trump'ın bu tutumu, Washington'un Kiev üzerindeki baskıyı artırdığını ve müzakerelerden hızlı bir sonuç beklediğini gösteriyor.
Zelenskiy ise ABD'nin müzakerelerde sürekli olarak Ukrayna'dan tek taraflı tavizler beklediğini söylüyor. Münih Güvenlik Konferansı'nda konuşan Zelenskiy, barış sürecinde tarafların "farklı şeyler konuştuğu" izlenimi edindiklerini belirtti. Zelenskiy, "Amerikalılar sık sık taviz konusuna dönüyor ve bu tavizler çok sık olarak sadece Ukrayna bağlamında tartışılıyor, Rusya değil" diyerek tepkisini açığa çıkardı. "Amerika, savaşın hızını yönetebileceğini ve Ukrayna'nın topraklarını geri almaktan vazgeçeceği bir noktaya kadar durumu getirebileceğini düşündü" diyen Zelenskiy, Washington'un temel stratejisinin tırmanma risklerini kontrol altında tutmak olduğunu, kesin bir sonuç almayı hedeflemediğini savundu. Zelenskiy, savaş başlamadan önce ABD'den gelen "siper kazın" tavsiyesini de hatırlatarak, yüz binlerce Rus askerinin sınırda toplandığı bir dönemde bu tür uyarıların yetersiz kaldığını ima etti.
Trump yönetimi, Ukrayna’daki çatışmanın çözüm sürecini hızlandırarak, savaşın maliyetini azaltmayı ve bir şekilde ABD lehine çevirmeyi hedefliyor. Bu kapsamda, Ukrayna’nın barış anlaşmalarını hayata geçirmesi, cumhurbaşkanlığı seçimlerini yapması ve Ukrayna ordusunun Donbas’tan çekilmesi gibi adımların atılmasına baskı yapıyor. Hatırlanacağı üzere Rusya’nın, Ukrayna savaşının sona ermesinin ardından ABD ile ekonomik ilişkileri yeniden başlatmak için kapsamlı bir planı ortaya çıkmıştı. Kremlin tarafından hazırlanan 7 maddelik plana göre Moskova, enerji, havacılık, doğal kaynaklar ve yüksek teknoloji gibi alanlarda Washington ile işbirliğine hazır olduğunu gösteriyor. Belgede, Ukrayna krizinin çözülmesinin ardından iki ülkenin ekonomik çıkarlarının kesişebileceği alanlar sıralanıyor.
Zelenskiy tarafından gündeme getirilen ve "Kirill Dmitriyev Planı" olarak adlandırılan bu planın 12 trilyon dolar değerinde anlaşmaları içerebileceği söylenmişti. Rus havacılık filosunun modernizasyonu için uzun vadeli sözleşmeler ve ABD şirketlerinin Rus üretimine katılımı; Petrol çıkarma ve LNG üretimi için ortak girişimler; Daha önce Rusya'da yatırım yapmış ABD şirketlerinin geçmiş zararlarını telafi etme imkanı; Rusya pazarına dönecek ABD şirketlerine imtiyazlı koşullar; Nükleer enerji ve yapay zeka alanında işbirliği; Lityum, bakır, nikel, platin gibi stratejik hammaddelerde ortak çalışma; Rus enerji kaynaklarının ticaretinde dolar bazlı ödeme sistemine dönüş gibi maddeler içeriyor.
Avrupa, ABD’nin tutumuna karşı alan toparlama çabasına girdi
Bu teklifin ABD ile Avrupalı müttefikler arasındaki ayrışmayı da derinleştirdiği bir gerçek. AB liderleri, Moskova'nın Pekin ile mevcut işbirliğini Washington lehine çevirmesini de istemeyecektir. Bu nedenle Avrupa, ABD’nin tutumuna karşı alan toparlama çabasına girdi. Avrupa Parlamentosu, Ukrayna'ya 90 milyar euro tutarında yeni bir kredi paketi sağlanmasını onayladı. Karar, Avrupa Birliği'nin Kiev yönetimine yönelik en büyük mali destek paketlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Karar metninde, Ukrayna'ya sağlanan desteğin bir tercih değil, Avrupa'nın güvenliği için bir zorunluluk olduğu vurgulanıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Birliği ülkelerini, Ukrayna savaşı sonrasında şekillenecek Avrupa güvenlik mimarisi konusunda ortak bir tutum belirlemeye ve bu tutumu Rusya ile müzakere etmeye çağırdı. Macron, AB liderleri zirvesinin ardından yaptığı açıklamada, "Bunu Avrupa düzeyinde şimdiden hazırlamamız gerekiyor ki, ihtiyaç anında Rusya ile tartışmalara hazır olalım" ifadelerini kullandı. Macron'un "Rusya ile tartışmaya hazır olma" çağrısı, Ukrayna yönetiminin Batı'dan güvenlik garantileri talep ettiği ve Rusya ile doğrudan müzakerelerde somut ilerleme kaydedilemediği bir dönemde geldi.
Benzer bir öneri Norveç Silahlı Kuvvetleri Komutanı Eirik Kristoffersen’den, Moskova ve Oslo arasında askeri bir "Direkt hat" kurulması şeklinde geldi. Bu doğrudan iletişim kanalı, Arktik Bölgesi’nde yaşanabilecek yanlış anlaşılmalardan veya olaylardan kaynaklanabilecek çatışmaları önlemeyi amaçlıyor. İngiltere Savunma Bakanlığı’nın Ukrayna'ya bin adet çok amaçlı füze tedarik edileceğini ve acil hava savunma ihtiyaçları için 500 milyon sterlin ek kaynak sağlanacağı açıklamasını da aynı kategoride değerlendirebiliriz. İngiltere Savunma Bakanı John Healey, yaptığı açıklamada ülkesinin, Ukrayna'nın öncelikli ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan PURL (Prioritized Ukraine Requirements List) programına katıldığını duyurdu. Bu program kapsamında İngiltere, ABD yapımı silahların Ukrayna'ya tedariki için 150 milyon sterlin kaynak daha ayıracak.
Müzakereler konusunda Avrupa ile ABD aynı düzlemde değil
Avrupalı liderlerin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Münih'te yapmayı planladığı Ukrayna konulu toplantı iptal edildi. Uzmanlar, görüş ayrılıklarına ve Washington'un Avrupa'yı Ukrayna krizinin çözüm sürecine dahil etme konusundaki ilgisinin azaldığına vurgu yapıyorlar. Rubio'nun Münih'te iptal edilen görüşmelerin ardından, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın yanına Budapeşte’ye gitmesi de ilginç bir gelişme. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, Macaristan ziyaretinin amacını "Avrupa ülkelerinin çoğundan farklı olarak, Trump'ın Ukrayna'da barış vizyonunu paylaşan bir ülkeyle bağları daha da güçlendirmek" olarak açıkladı.
Bu gelişme ABD ile Avrupalı müttefikler arasında Ukrayna'ya yönelik politikalarda uzun süredir var olan gerilimin yeni bir göstergesi. Avrupalı liderler, Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve Avrupa güvenlik mimarisi konularında daha fazla söz sahibi olmak isterken, Trump yönetimi süreci "ABD- Rusya ikili görüşmeleri" olarak yürütme eğiliminde. Washington, Avrupa'nın masada olmasını müzakere sürecini karmaşıklaştıran bir faktör olarak görüyor. Moskova ise bu pozisyonun farkında ve Avrupa ülkelerinin Rusya'ya yönelik tutumunda derin bir ayrışma şeklinde değerlendiriyor. Kremlin’e göre kıtada iki ana kamp oluştu: Bir yanda "her şeye rağmen Rusya ile diyaloğa başlanması gerektiğini" savunanlar, diğer yanda ise "eski zihniyetli, uzak görüşlü olmayan ve irrasyonel" tutumda ısrar edenler.
Sonuç olarak Moskova-Washington hattında planların hayata geçirilmesi için en kritik koşul, Ukrayna’nın Donbas’tan çekilmeyi kabul etmesi. Ukrayna, bu şartı reddederse tüm planlar iptal olabilir. Donbas’tan çekilme fikri, Ukrayna içinde siyasi ve toplumsal direnişle karşılaşabilir. Muhalefet partileri, halkın büyük bir kısmı ve ordu, Donbas’tan çekilmenin ülkenin toprak bütünlüğüne aykırı olduğunu savunuyor. Ukrayna, ABD’nin baskısı ve iç siyasi dinamikler arasında kritik bir karar anında. 15 Mayıs’a kadar atılması planlanan adımlar, Ukrayna’nın geleceğini belirleyecek ve bölgedeki güç dengelerini değiştirecek. Mevcut koşullarda Rusya'nın Batılı ülkelerle, özellikle Avrupa Birliği ile ekonomik bağlarının tamamen çöktüğü bir ortamda, ABD ile çok yönlü işbirliği fikri neredeyse devrim gibi görünüyor. Bu teorik olarak mümkün. Çünkü daha önce bu şekilde krizlerden dönüşler oldu. Bütün bu açıklamalar ve gelişmeler 17-18 Şubat'ta Cenevre'de yapılacak üçlü görüşmeler öncesinde taraflar arasındaki görüş ayrılıklarını net bir şekilde ortaya koyuyor. Ukrayna liderinin vurguladığı gibi, Washington'un taviz beklentisi ile Kiev'in toprak bütünlüğü konusundaki kararlılığı arasındaki uçurum, müzakerelerin en zorlu başlığı olmaya devam edecek.
YAZARIN SON YAZILARI

Yüzlerce milyonluk sır! Yarış atları firarda mı? Ç...

ABD'li yargıçtan çok konuşulacak karar: Filistinli...

Altın'daki duraklama sürecek mi? Gözler bu akşam y...

Numan Kurtulmuş'a göre 4200 PKK'lının tahliye edil...

10 yıldır tek kişilik hücrede tutulan Ali Ünal içi...



