DÜNYEV-İ-ZMLERE KISTIRILMIŞ İNSANLIK

Kapitalizmin ezip geçtiği insanlar ve ondan öte insanlık...
Birey ve bireycilik adına hakları gasp edilen cemiyet… Komünizmde de tam tersi bir gasp söz konusu. Orada da cemiyet adına birey hakları gasp ediliyor. Kapitalizme teslim olanların bireysel hayalleri var. Ama bu hayallere varmak için yolları meşru mu; tartışılır. Komünizmde birey merkezli bir hayal kurma şansınız yok. Amacınız sınıfsız toplumu oluşturmak. Hâlâ asliyetini kaybetmemiş bir vicdana sahipseniz dünyada açlığı, ezilenleri görüp de bu haksızlığa ses çıkarmamak ve mücadele etmemek imkânsız. Komünizmin çıkış niyeti iyi, ama bir kutsal anlayış etrafında sisteminizi oluşturmazsanız, insanın beşeri zafiyetlerini göz ardı ederek sadece dünyaya bakan hedeflerle insanları o hedef etrafında birleştiremez ve diri tutamazsınız. Bireyden başlayarak toplumu inşa gayretiniz yoksa ideal toplumu oluşturma şansınız da yoktur. Önce birey birey vicdanları ve kalpleri eğitmek gerekir. Sadece tek kutuplu, manevi simetrisine inanılmayan bir hayat bu mücadeleyi uzun süre taşıyamaz. Bu noktada dini, ezenler için bir araç, ezilenler için de bir tevekkül vesilesi olarak düşünüp (dinin olduğu yerde prestijli bir din adamı zümresi olacağı düşüncesini de dâhil etmek lazım) dinsiz bir toplum oluşturma gayreti belki de komünizmin en temel yanlışı olmuştur. Tabii bu yanlışta Avrupa’da Ortaçağ’da yaygın olan Hıristiyanlık anlayışının, din adamlarının her türlü konuda tek otorite kabul edilmesinin, yönetim meşruiyetinin din adamı payandasına bağlı şekilde sağlanmasının da çok önemli etkisi vardır. Yani bir nevi Hıristiyanlığın artık bir dinin ötesine geçtiği Ortaçağ’da hem tutarlı hem de istikametli düşünce kendine yol bulamaz olmuştur. Bir ifrat tefriti doğurmuş, ileriki dönemlerde fatura dine kesilmiştir. Sadece komünizmde değil her alanda Hıristiyanlık özelinde dine karşı tepkiler söz konusudur. Bilim de bundan nasiplenmiştir! Bir nevi din yerine dinselleştirilmiş bilim inşa edilmeye çalışılmıştır. Bilimsellik yerine bilimcilik vazgeçilmez bir umde haline gelmiştir. Yoksa sadece bir teori olarak ortaya çıkan Darwin Teorisi’ne inanmayanları gerici olarak yaftalamayı nasıl izah edebiliriz? Bu yaftalama bilimselliğe uymamakta ama bilimciliğe tam oturmaktadır. Tekrar komünizme dönecek olursak çıkış noktası makul ve iyi niyetli ama kullandığı yol ve yöntemlerin bir bölümü problemli olan ve fıtrata uymayan reçetelerle sistem herkesi eşit ve mutlu kılma amacını gerçekleştirememiş, iyi şartlarda eşitlik yerine kötü şartlarda eşitliği sağlayabilmiştir –ki bu bile tartışılır–. Peki, kapitalizm komünizmden daha mı az günahkâr? Tabii ki hayır. Komünizmin sınırı herkesin eşit olduğu toplumdur, ama kapitalizm hem sömürüde hem de bencillikte sınır tanımamıştır. İşin acı tarafı öte dünya anlayışına sahip, “dindarlık” kavramını kendisi için merkez tanım olarak kabul edenlerin ve yaşam örgülerini ona göre oluşturduklarını (en azından görüntü olarak) söyleyenlerin bir bölümü ne yazık ki kapitalizmin pençesinde vicdan muhasebesi yapamamaktadır. Kapitalizm de üzerinde detaylı durulması gereken ayrı bir yazı konusudur. Görülen odur ki insanın fıtratını merkez almayan, vicdanını, ahlakını manevi dünyaya raptetmeyen her türlü anlayış dünyaya adaleti ve haklarda eşitliği getirmeyecektir. Çünkü tek boyutlu (maddi-mekanik) ve tek kutuplu (dünya hayatı merkezli) bir insan anlayışı ve o anlayışla yetiştirilen beyni ve vicdanı iğfal edilmiş nesiller dünyaya kan, gözyaşı ve acıdan başka bir miras bırakamazlar.

YAZARIN SON YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER