Önceliklerimiz Yönümüzdür

İman ve Kuran hizmetinin manileri (mâni olanları) hem içerden hem de dışarıdandır. Münafıkları, kafirleri, fasıkları biliyoruz. Onlar bin seneden fazla Allah’ın nurunu üfleyerek söndürmeyi kerreten denediler. (Saf,8) Zaman zaman bu nur sönüyor gibi olsa da her defasında inceldiği noktadan alev aldı, başı göklere değdi ve din düşmanlarının hevesleri kursaklarında kaldı.

Fakat Kuran hizmetinin içerdeki manileri, müntesipleri, şakirtleri, müritleri veya müminleri ile alakalıdır. İyi bir temsilin olmaması, yeterli bir performans gösterememe ve konumunun hakkını verememe Kuran Hizmetinin ayağa kalkmasına ve büyümesine içerden kaynaklı önemli bir manidir, belki de düşmanlıktır. Bu çıplak gözle fark edilemeyen ve dışarıdan müdahaleye ihtiyaç bırakmayan gizli veya sessiz bir düşmanlıktır. Sevenlerin düşmanlığı desek daha doğru olur. "Aptal dostun olacağına akıllı düşmanın olsun” atasözü tam da bu tür düşmanlıkları izah etmek içindir.

Dolayısıyla bu düşmanlık cümlesine, Dininde ve Hizmetlerinde liyakat sergileyemeyen hemen hepimiz dahiliz.  İşin hakkını veremeyenlerin beceriksizlik ve ihmalkarlığa dayalı düşmanlığı bazan dışarıdan yapılan düşmanlıktan daha yıkıcıdır. Mesela her düşman vifak ve ittifakımızı bozmak ister. Fakat biz kendi aramızda gurur ve kibrimizden dolayı sosyal barışı temin edemezsek düşmanlarımızın veremediği zararı biz kendimize zaten vermiş oluruz.

Veya düşmanlarımız insanları bizden soğutmak, kaçırmak ve uzaklaştırmak isterler. Fakat biz insanlarla aramızda muhabbet meydana getirecek bir diyalog kuramazsak düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmüş demektir.  “Kaç kişinin katilisin?” sorusu bu çerçevede cereyan eder.

Sorumlu olduğu bir kimseye, topluma veya müesseseye hayat vermeyenlerle; imanın hayatına ermiş birini silahı ile yok edenler hakikatin gözünde aynı terazide tartılırlar. İkisi de bir tür cinayettir.

 

Kuran Hizmetine içerden müdahale ederek müntesiplerince zarar vermek nasıl olur? Özellikle istaşiri olarak söz sahibi müntesiplerinin hangi saiklerle olursa olsun Kuran Hizmetinin ayarı ile veya öncelik sırası ile oynamaları bu tür bir düşmanlığı ve zararı tevlit eder.  Yani Tevbe Suresi 24. ayete göre Kuran Hizmeti adına kurulan her müessesede ve her toplumda öncelik sırası Tevhide ve cihada ve ilayi kelimetullaha verilmelidir. Öncelik manevi rehberliktir. 

 “De ki: “Şâyet babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve zevceleriniz ve aşiretiniz ve kazandığınız mallarınız, kesada uğramasından (satışının durmasından) korktuğunuz ticaret ve razı olduğunuz (hoşunuza giden) evler, Allah’tan ve O’nun Resûl'ünden ve O’nun (Allah’ın) yolunda cihad etmekten size daha sevgili ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Ve Allah, fasıklar kavmini (topluluğunu) hidayete erdirmez.” ( Tevbe, 24)

Tabii ki aile, evlat, servet saman, ticaret veya binekler de önemlidir. Fakat Allah yolu, bunların hepsinden daha önemlidir. Bu önem sırası ayarlanamadığında istikamet kaybolur.  

Bu duruma tarihten bir misal verecek olursak Kab bin Malik (r.a), develer ve çardaklarla Tebük Seferi anlamındaki cihat karşı karşıya geldiğinde tercihini başlangıçta tam iyi yapamadı. Kab belki keşke bu savaş olmayaydı diye içinden geçirdi. Çünkü bu savaş onu develerinden, ticaretinden ve bağlarından ayırabilirdi. Mahrum edebilirdi. Kab Bin Malik durumunu şöyle anlatır:

“Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu gazveyi meyvelerin olgunlaştığı, gölgelerin arandığı sıcak bir mevsimde yapmıştı. Ben de bunlara pek düşkündüm. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Müslümanlar savaş hazırlığına başladılar. Ben de onlarla birlikte savaşa hazırlanmak için çıkıyor, fakat hiçbir şey yapmadan geri dönüyordum.”

Örneğin hayatımızın önceliğini kesata uğramasından korktuğumuz ticarete verirsek bunun dışında kalan pek çok önemli meseleyi ticaretin yüzü suyu hürmetine feda ederiz. Ticaretimize zarar verecek her dini mesele terk edilir, yoruma maruz kalır, çaptan düşer. Hatta hizmetlerin büyümesi ticaretindeki bazı ortaklarını veya mal aldıklarını korkutacaksa reyini, görüşünü, gücünü aleyhte kullanır. Ticaretinin büyümesini Kuran Hizmetinin büyümesine tercih eder. Ahiret zararına uğramamayı ifade eden “tedbiri” dünyalık ticaretini, makamını veya şerefini korumak şeklinde anlar ve tefsir eder. Bu yanlış tevil ve tefsirlerin sonucunda zamanla Hizmetini ve Ahiretini ihmal eden fasık bir kul haline gelir. Makas açılır.

İşte Bediüzzaman Hazretleri “Şefkat Tokatları” adını verdiği risalesinde bir davaya inanan insanların farkında olmadan içeriden verdikleri zararları anlatır.

“Isparta’da yine hizmet başına geçtim. Yirmi gün geçtikten sonra bazı korkak insanların ihtarlarıyla, “Belki bu vaziyeti hükûmet hoş görmeyecek. Bir parça teennî etsen daha iyi olur” dediler. Bende, tekrar yalnız kendimi düşünmek hatırası kuvvet buldu. “Aman, halklar gelmesin” dedim. Yine o menfâdan dahi üçüncü nefiy olarak Barla’ya verildim.”(10. Lema)

Anlaşılan bazı korkak kimseler Üstadımıza teenni yap yani “tedbirli ol” demişler. Üstadımız da onların aklına uyarak ders almak isteyen insanlardan bana zarar bulaşmasın diye kapısını onlara kapatmış. Yani tedbir yapmış. Fayda fayda vermemiş.

“Hakkı Efendi talebelik vazifesini hakkıyla ifa ederken, ahlâksız bir kaymakam geldi. Hem Üstadına, hem de kendine zarar gelmemek için, yazdıklarını sakladı. Muvakkaten hizmet-i Nuriyeyi terk etti. Birden, bir şefkat tokadı mânâsında, bin lirayı vermeye mükellef olacak bir dâvâ başına açıldı.”(10. Lema)

Üstada bile olsa zarar gelmesin diye Hizmetleri durdurmak daha büyük bir zarar ve ziyandır. Hakkı Efendi ahlaksız kaymakam karşısında nasıl davranacağını Üstadına sorup istişare etseydi bu durum yaşanmazdı. (Allah u alem) Kendi aklımızla zarar olmasın diye ticaret ve dünyamızı esas alan bir  “tedbir” yerine sorumlusuyla bu konuyu enine boyuna ele almak daha isabetlidir.         

 

Önceliğimiz Allah ve Resulü olmalıdır.

Ticaret, makam ve dünya gibi menfaatlerimize fayda sağlıyorken Hizmet’e yakın olmak, fakat riske attığını düşündüğümüzde ise arkadaşlarımızdan uzaklaşmak iyi bir mümin ahlakı değildir.

Bir insan, hayatının merkezine neyi koyarsa diğer şeyler, tali ve derecesi düşük şeyler haline gelir.

Önceliklerimiz istikametimizdir, yönümüzündür. 

YAZARIN SON YAZILARI