Ray-Ban gözlük ve Kalem

“Aksesuar canım ne olacak?” deyip hafife almayın. Küçük bir detay, olmadık bir anda gündemin bütün ilgisini kendinde toplayabiliyor. Yıllar önce Top Gun filminde, şimdi ileri yaşlardaki Tom Cruise'ın taktığı Ray-Ban gözlüğü hem piyasada hem de meşhurların aksesuar kolleksiyonunda hala önemli bir yer işgal ediyor.


Geçtiğimiz hafta Davos görüşmelerinde sağlık gerekçelerinden dolayı Fransa Devlet Başkanı Macron'ın iç mekanlarda taktığı gözlük piyasaları sarsacak bir talep patlamasına sebeb olmuş. 


Macron her ne kadar sağlık gerekçeleri ile gözlüğü takmış olsa da, ABD Başkanı Trump'ın Greenland takıntısını konu alan sert tartışmalara gözlükle katılması siyasi yorumlara sebeb oldu. Resmi bir açıklama yok ancak Macron, Trump'a “Greenland takıntını umursamıyoruz. Akdeniz'ın ılık ikliminde Ray-Ban'ımla güneşlenmeyi tercih ederim!” ironisi ile karşılık veriyor olması uzak bir ihtimal değil. Trump bunu bir mesaj olarak almış olmalı ki, gezi dönüşünde Macron'u Ti'ye almayı ihmal etmedi. Konuşmasında “O lanet olası gözlükte nedir yahu?” sataşması bu yüzden. İşin aslı sonradan biraz daha netleşti. Meğer Macron, Trump'ın gümrük vergileri konusundaki ısrarına bir türlü ikna olmamış. Konuyu yakından bilenler Macron'un gözlük ile Trump'a şantaj yaptığını söylüyorlar. Bakın şu siyah Ray-Ban'ın yaptığına?


Fransa askeri güç ve teknoloji açısından kendine yeten ve ABD yardımlarına ihtiyacı olmayan bir ülke. Putin'e karşı Ukrayna'ya sınırsız destek verirken başka bir ülkenin gözünün içine bakıp onay ya da izin beklemiyor. Greenland'ı konu alan konuşmasında da sonuna kadar ada sakinlerini desteklediklerini açıkladı. Trump'ın öncülük ettiği Gazze Barış Heyeti'ni hiç umursamıyor. Ülkenin sıradan bir davetiye ya da milyon dolarla alınan pahalı bir prestije ihtiyacı yok. Bu yüzden taktığı siyah gözlük ile Trump ve Beyaz Saray'ı fitil etmekten çekinmiyor.


Ayrıca Fransa, son günlerdeki İran-Amerika sürtüşmesinde de oyunun dışında durmaya özen gösteriyor. Oysa ki Fransa, mevcut İran Rejimi'nin ilk günlerinden itibaren gelişmelerin içinde. Uzun sürgün hayatından sonra 1979'ta Ayetullah Humeyni'yi Tahran'a taşıyan uçak Air France'e ait. Bu açıdan ABD'ye hafif bir omuz verip işin tatlıya bağlanmasını sağlayabilir ancak, Trump'ı çileden çıkarmak daha eğlenceli olsa gerek.


Türkiye, Gazze Barış Heyeti'ne kabul seremonisinde Dışişleri Bakanlığı seviyesinde temsil edildi. İktidar ve Saray'ın dışarıdan gelen takdirlere isteksiz ve müstağni bir tavır sergilemeye ne kadar gayret sarf ettiğini görün. Akıllarınca “Biz bu heyete ancak dışişleri seviyesinde temsilci göndeririz!” raconuna yatmaları bu yüzden olsa gerek. Kimsenin de aklına “Bir milyar dolar vereceğinize Fransa ve diğer gelişmiş ülkeler gibi katılmama hakkınızı kullansaydınız” hatırlatması gelmiyor.


İmza Seremonisine katılan Dışişleri Bakanı, önemli bir iş yapıyor olmaktan son derece memnun. Katıldığı bir televizyon programında millet onurunu nasıl temsil edip Alperanvari bir asalet sergilediğini anlatırken ağzı kulaklarına varıyordu. Güya Sayın Bakan, katılımcılara imza atarken kullanmaları için dağıtılan kalemi, seromoninin temsil ettiği ciddiyetle örtüşmediğini farketmiş. Bu yüzden cebinde getirdiği kendi kalemi ile imzalayarak Türk Hamaset Tarihi'ne önemli bir katkıda bulunmuş. Program sunucusu hanımefendinin “Artık o kalem tarihi bir değer kazandı değil mi?” sorusuna Sayın Bakan, program boyunca yüzünde asılı kalan tebessüm ile cevap verdi. Neyse ki, yazarınız “Dışişleri Bakanı'nın tebessüm problemi var!” endişelerinde haksız olduğunu görmekten dolayı gayet memnun.


Sayın Bakan'ın övünerek anlattığı basit mizansen, Merhum Ömer Seyfettin'in Pempe İncili Kaftan ismiyle meşhur kısa hikayesinden birebir kopya edilmiş. Anlayacağınız ucuz bir intihal, harc-ı alem bir adaptasyon. Hikayede küstah hükümdarın karşısına incilerle süslenmiş pahalı bir kaftan ile giren Osmanlı Elçisi, kendisine oturması için yer gösterilmeyince, sırtındaki kaftanı çıkarıp yere serer ve üzerine oturur. Merhum Yazar'ın hikayeye döktüğü bütün malzeme işte bu espri içindir; Devlet-i Aliye'nin parlak günleri.


İmza töreninde kendilerine imzada kullanacakları kalemlerin takdim edileceğini bile bile yanında günün anlam ve önemine(!) denk düşecek, klas bir harekete önceden hazırlanılmış olma ihtimalini tahmin etmek zor değil. Oldum olası, hükümet üyeleri pahalı saat ve aksesuarlara tutku derecesinde bağlı olduklarını gizleme ihtiyacı duymuyorlar. Öyle değil mi? Neydi o yüzbinlerce dolar değerindeki kol saatleri?


Pembe İncili Kaftan hikayesinden devşirilen ucuz siyaset kurnazlığı biraz yarım kalmış. Hikayedeki Osmanlı Elçisi, üzerine oturduğu pahalı kaftanı bir daha sırtına almaya tenezzül etmez. Bakan'ın da o çok önem verdiği kalemini tekrar cebine koymasını değil de, masanın üzerinde bırakmasını ve “Bir kez kullandığımız kalemi bir daha kullanmayız!” afillenmesi ile siyasi kariyerine küçük bir menkıbe düşmesini beklerdik

YAZARIN SON YAZILARI