EN KAPSAMLI AYNA CİSMANİYETTİR

Toprak kesif bir maddedir. Hava su ateş gibi maddelerle mukayese edildiğinde onlardan geri olduğu zannedilir. Oysa ilahi sanatın bütün çeşitlerine kaynak, menşe ve medar olmasıyla manen onların önündedir ve üstündür. İnsan nefsi de öyledir. Oysa o tezkiye edilmek suretiyle diğer insani latifelerin önünde ve üstündedir. Cismaniyette en kapsamlı en cami en parlak en zengin bir aynadır. Kainattaki ilahi maksatların faal merkezi cismaniyettir. İhsan ve rahmet en çok ve net bir şekilde değişik renklerde cismaniyyette görünür. İnsanın ihtiyaç lisanıyla yaptığı duaların ve şükranların en çok tohumları yine cismaniyettedir. Maneviyat ve ruhaniyet alemlerinin çekirdekleri yine cismaniyettedir. Canab-ı hakkın bütün rahmet hazinelerini tartacak ve mizana çekecek aletler cismaniyettedır. Mesela dil, rızık zevkinde yiyeceklerin çeşitleri adedince mizanlara menşe olmasaydı herbirini ayrı ayrı hissedip tanımaz, tadıp tartamazdı. Kainat yaratılmamış olsaydı, belkide cisim aleminde kendini gösteren nice yaratma filleri icra edilmeyecekti. Mesela: Rızka muhtaç bedenler olmayınca Rezzak ismi tecelli etmeyecekti. Bedene arız olan hastalıklar olmasaydı Şâfi ismi tecellisiz kalacaktı. Bu ve benzeri hususlar düşünüldüğünde cismaniyat alemlerinin yaratılmasının ve onlardan bedenlerin süzülmesinin rahmeti ve hikmeti açıkça anlaşılır. Allah’ın bütün isimleri insanda hissedilir Bütün isimlerin İnsanda hissedilmesi sebebiyle ona “nüsha-i câmi’a” denilmştir. Evet Canab-ı Hak bütün esmasını, insanın nefsi ile insana hissettirmektedir. Bir kitabın bir bölümü veya bir sayfası, kitabın tamamında geçen bilgileri, özet olarak verebiliyorsu, o kısım bir nüsha-i câmiadır; yani toplu, toplayıcı, bütünün tamamını içine alan bölüm. İşte kainat kitabında insanın durumu böyledir. Kainat bir ağaç ise; anasır dalları, Nebetat yaprakları, hayvanat çiçekleri, insanlarsa onun meyveleridir. Bütün varlık aleminde tecelli eden ilahi isimlerin insanda da tecelli etmesi bakımından insan nüsha-i câmiadır. Kainatın yapı taşları olan bütün elementlerin insanda da görev yapmaları yönüyle de, insan nüsha-i câmiadır. Varlık aleminin şehadet ve gayb olmak üzere ikiye ayrılması gibi, insanda da bir görünen beden, bir de görünmeyen ruh ve his dünyası bulunması noktasından da, insan nüsha-i câmiadır. İnsan kainattaki birçok alemleri temsil edecek özelliklere ve numunelere sahiptir: Levh-i mahfuzunu insandaki numunesi hafıza; alem-i misalinki hayal; melekler aleminin misalleri ise insan ruhunda kaynaşan hislerdir. Bu yönüyle de, insan nüsha-i câmiadır. Canab-ı Hak bütün isimlerini insana vermiş olduğu “nefis” ile insana hissettirmektedir. İnsan, cismen küçük olmakla birlikte, bu hissetme kabiliyetiyle yerleri ve gökleri çok gerilerde bırakan bir mükemmelliğe erişmektedir. Güneşin kuvveti insanla mukayese edilmeyecek kadar büyüktür ama güneş o kuvveti ve kudreti hissetmiyor. Oysa insan küçücük kuvvetiyle bu kavramları hissedebiliyor, o kavramlar hakkında nisbeten bilgi sahibi olabiliyor. Yine bütün alemler külli irade ile idare edildikleri halde bunu bilememekte, insan ise cüzi iradesiyle “irade” kavramını hissetmekte ve bunun ne demek olduğunu bilmektedir. Aynı şekilde “malik” olma kavramını insan daha iyi bilmektedir. İşte bu az servetine rağmen dünyaları peyleyebilmektedir. Öte yandan ilmin, merhametin, affetmenin, gazaplanmanın, ceza vermenin, ikramda bulunmanın.. ne demek olduğunu insan biliyor; bunların her biri ile bir ilahi isim ve sıfat hakkında marifet sahibi olabiliyor.

YAZARIN SON YAZILARI