'Yeni Bir Dünya' ya da 'Bütün Akvam-ı Beşer'
Dünya’nın renklerini bir demet yapmak için yola çıktılar. Diller, farklılıklar, iklimler ve kültürler bir arada yaşamanın sadece mozaiği olabilirdi. Çünkü farklılıkların üstünlük oluşturmayacağını biliyorlardı. Amaçları insanî ve ahlakî değerleri dünyanın dört bir tarafında duyurmaktı. Sevgi doluydular ve bu sevgi kâsesinden herkese ikram etmek istiyorlardı.
Dünyanın dört bir tarafında açılan Türk okulları zorluklar ve fedakârlıkların ardından buralarda hayat bulmuş, zorlukların üstesinden gelinmiş ve eğitim başlatılabilmişti. Açılan her okulun kendine göre bir hikâyesi, gidilen her yerin kendine göre bir zorluğu olmuştu ancak eğitime gönül verenler için bu engeller aşılmaz değildi.
Eğitimin saygınlığını yeniden konuşturabilmek, ilmi sıfırdan onuruna kavuşturabilmek için çalıştılar. Fedakârlıkların, sınır tanınamazlığın, müşevvik olmanın meyvelerini yavaş yavaş görmeye başladılar. Attıkları sevgi tohumları her ülkede neşv-ü nema bulurken, düşmanlık hisleri yerini gönüllere bıraktı. Yaşatma ideali ile yola çıkanlar, rüyalarının gerçeğe dönüştüğüne, ruşeymlerin bahara davetiye çıkardıklarına şahit oldular. Sevgi dili Türkçe, hecelere durdu sonra kelimelere döküldü sonra gür seslerle o şarkılarını söylemeye başladı. Türkiye’den çıkan sevgi ışığı Türkçe sayesinde dünyayı bürüdü.
Dünyanın her köşesine açılan okullar sevgilerini ölçecek bir olimpiyata koyuldular. Evet, bu sevgi olimpiyatıydı. Öğrencilerin öğretmenlerine, öğretmenlerin sponsorlarına, işadamlarının teşvik edicisine olan bir teşekkür olimpiyatı. İç içe sevgi dairelerinin oluşturduğu rüzgâr ile ilk Türkçe Olimpiyatı 2002’de oldu. Yıllar yılları kovaladı ve tam 11 büyük final yaşadı Türkiye.
Peki, bu kadar büyük organizasyonun arkasında hangi çalışmalar vardı, öğretmenler neler yapıyor, kısa sürede göz kamaştıran bu eserler nasıl vücut buluyordu?
Bunun illa ki bir belgeseli olmalıydı. Samanyolu Radyolar Koordinatörlüğü, o belgesel için kolları sıvadı. Büyük bir bütçe ile tam 35 ülkede röportajlar yapılacak, öğretmen ve öğrencilerle görüşülecek, işadamlarından bilgiler alınacak, okul yöneticileri organizasyonu anlatacak ve Türkçe zümre başkanlarının gayretleri görülecekti.
Yola çıkan 5 arkadaştan birisi de bendim. Kosova ve Makedonya’da olimpiyat çalışmalarını yerinde görmek için bu ülkelere gittim.
Kosova ve Makedonya iki farklı dünya... Yolculuğumuz Kosova’dan başladı. Kosova ki uzun yıllar Osmanlı tebaası olmuş, aynı birlik ve dirlik içinde yaşadığımız bir ülkeydi. İlk gittiğimiz şehir Priştina’ydı. Havaalanında bizi bir Türk öğretmen karşıladı. Ömer Bey Kosova’da olduğum müddetçe bana rehberlik yapacaktı.
Havaalanı şehrin epeyce dışında olmasına rağmen geldi beni aldı ve yola koyulduk, önce Priştina’ya uğradık sonra okula geçtik. Okul da şehrin 20 km. dışındaydı. Hatta başka bir küçük şehirdeydi diyebiliriz. Oraya vardığımızda yabancı gibi görünen bir ülkede aslında yabancı olmadığımızı fark ettim. Çünkü bizden önce buralara kadar gelen ve buranın bütün kültürünü bilen, öğrenen, Makedonca ve Arnavutça konuşan Türklerle karşılaştım.
Okul bir Türk okuluydu ve 600’e yakın öğrencisi vardı. Zaten gidiş amacımız da bu okullarda türkçe olimpiyatlarına hazırlanan öğrencilerle görüşmek, şarkılarını dinlemek ve öğretmenlerin fedakârlıklarına şahit olabilmekti.
Olduk da…
1998 yılında ilk defa bölgeye gelen eğitim gönüllülerinin Kosova için neler yaptıklarına şahit olduk. Ülke çapında 5 okul vardı. Bunlardan ikisi Priştina, ikisi Prizren ve birisi de Jakova’daydı. Geçen senelerde olimpiyatlarda derece çıkarmış Kosova…
Şarkı alanında 1 altın ve 1 gümüş madalyası olmuş ülkenin…
Dilbilgisi dalında ise 1 madalya almış ve şu anda olimpiyatlara 120 kişi hazırlanıyor. Bunlardan sadece 3’ü Türkiye’ye gelebilecek. Arkadaşların heyecanı ise ilk günkü gibi…
Olimpiyatlara nasıl hazırlandıklarını sorduk öğretmenlere. İşleri hem biraz zor hem kolay…
Kolay; çünkü çocukların genlerinde Türkçe ayrı bir dil. Diziler, öğretmenlerin Türkçe konuşmaları ve haftada 12 saat Türkçe görmeleri Türkçeye aşinalığı artırmış. Zor; çünkü Makedonca ve Arnavutça Türkçeye benzemiyor. Bir de bir dili kısa sürede öğrenip o dilde şarkı söylemek ya da şiir okumak da kolay değil ama buna rağmen öğrenciler heyecanlı ve iştiyaklı.
Peki, öğrenciler neden Türkçe öğrenmek istiyorlar, bu faaliyetler kuru kuruya bir milliyetçilik mi, öğretmenler buradan oraya sadece Türkçeyi öğretmek için mi gitmişler?
Elbette ki hayır…
İnsan sevdiği kişinin dilini konuşmak ister. Buralarda biz öğretmenlerin ne kadar sevilen insanlar olduğuna şahit olduk. Ders saatlerinde ders dinliyor. Ders dışında yine öğretmenlerinden ayrılmıyorlar. Bir sorunları varsa öğretmenleri ile teneffüste bunu konuşuyor, bilmedikleri soruları soruyor ve birlikte kahve içiyorlar. Özellikle belli akşamları bir araya gelmek için fırsat bilmişler ve toplanıyorlar.
Burada kahveler yudumlanırken, sıcak bir muhabbet de kahve dumanlarına karışıyor. Öğrencilerin en fazla mutlu olduğu yerler işte bu birliktelikler.
Öğretmenleri sevdikleri için onların dili olan Türkçeyi de öğrenmek ve konuşmak istiyorlar.
Hatta Türkçe Olimpiyatları’nın, Türkçeyi öğrenmek isteyen bu öğrenciler tarafından talep edildiğini düşünüyorum. Zira bu organizasyon sadece bu ülkede değil, bütün dünyadan 148 ülkenin katılımıyla oluyor.
Öğretmenini sevdiğini ispatlamak isteyen her ülke, bu olimpiyatlarda derece almak için uğraşıyor.
İZİN Mİ DEDİNİZ?
Kosova’da 3, Makedonya’da da 4 şehir gezdik, toplamda 68 kişi ile görüştük, ilginç hikâyeler dinledik. Farklı sorular sorduk. Mesela sorularımızdan birisi, öğrencilere Türkçe olimpiyatlarına giderken aileleri tarafından nasıl izin aldıklarıydı.
“İzin mi” diye şaşırdılar.
Çünkü aileleri de çocuklarının önünde bir fırsat diye öğrencilerin bu yarışmaya katılmalarına teşvik edici olmuşlar, onları desteklemişler. Bu görüntüleri gördükten sonra Türk dilinin dünya dili olacağına inancım arttı.
Türkçe olimpiyatlarına giden öğrenciler farklı ülkelerden edindikleri yarışmacı arkadaşlarıyla görüşmelerine devam etmişler.
İnternet üzerinden ya da telefonla görüşüyorlar ve bu görüşmelerde Türkçe konuşuyorlar. Bir zorlama bir yönlendirme yok ancak çocuklar bu dili sevdikleri için Türkçeyi kullanmak istiyorlar.
“Sevgi dili Türkçe” sloganı da aslında bu yüzden boş bir slogan değil. Zira bu dille çocuklar sevgiyi paylaşıyor ve dünyanın sevgi dolu bir dünya olmasını temenni ediyorlar. “Nasıl bir dünya istiyorsunuz” diye sorduğumuzda neredeyse bütün çocuklar “Türkçe olimpiyatlarının finalindeki gibi bir dünya” diyorlar.
Haklılar...
Zira orada bulunmak bir mutluluk vesilesi...
Orada bulunmak sevgi dilinin etkinleştirilmesi ve orada bulunmanın herkese nasip olmayacağını biliyorlar.
Türkçe olimpiyatlarını en büyük reklamını olimpiyatlara katılıp da geri dönen öğrenciler yapıyor. Geri dönen her yarışmacı gönüllü bir elçi gibi davranıyor. Türkçeyi olimpiyatı, Türkiye’yi özellikle İstanbul’u anlata anlata bitiremiyorlar. Türkiye’yi yere göğe sığdıramayan ve ülkenin imajını bu kadar yükselten bu öğrencilere kültür ve turizm bakanlığı da aslında ya bir ödül ya da teşvik edici bir plaket vermeli.
KOSOVA
Kosova’da International School of Prishtina isimli okulda tam 6 dil öğrencilere öğretiliyor.
İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Türkçe ve İspanyolca ile birlikte Makedonca ve Arnavutça da öğrencilerin öğrendiği diller arasında. Bu kadar eğitim zenginliği orada sadece halkın değil aynı zamanda üst düzey yöneticilerin de ilgisini çekiyor.
Makedonya da bir balkan ülkesi olarak Kosova’dan farklı değil. İç savaş yaşamış ve farklı milletlerin bir arada yaşadığı şehirleri bulunuyor.
Üsküp Osmanlı’dan kalma ve Bursa’ya benzerliği ile tanınan bir şehir. ,
Nostaljik özelliklerinin yanında Üsküp Makedonya’nın neredeyse % 35’ine ev sahipliği yapıyor. Nüfusun % 60’ını Makedonlar, % 30’unu ise Arnavutlar teşkil ediyor. Geriye Türkler, Boşnaklar, Sırplar, Yunanlar ve diğer milletler kalıyor.
Okullar da bu nüfusun yansıması gibi…
Makedonlar, Arnavutlar ve Türkler anadilde eğitim hakkı olduğu için kendi öğrencilerini kendi okullarında okutuyor. Bütün etnik grupların ise güvenle gönderdikleri tek bir okul var. Yahya Kemal kolejleri…
Bu kolejler hem fizik, kimya, biloyoji ve matematik gibi sayısal alanlarda başarılı hem de İngilizce, Türkçe gibi yabancı dilleri muhteşem bir şekilde öğretiyorlar.
Makedonya’da iken oranın ileri gelenlerine de mikrofon uzattık. Hem öğrenci velisi, hem yazar ve hem de mühendislik hizmetlerinde bulunan Mesut Nebi bey, Türk okuluna atılacak ilk harç için elinden gelen her şeyi ortaya koymuş.
Henüz özel hiçbir şirket yokken, dışarıdan eğitim için gelenlerin özel okul talebine, tanıdığı çok önemli bir avukatı tanıştırarak yardımcı olmuş.
Eğitim gönüllülerinin pozitif enerjisi kendisini o kadar etkilemiş ki, oğlunu Türk okullarına yazdırmış ve orada okutmaya devam etmiş. Mezun olan ilk öğrencinin ilk velisi olmuş ve mezuniyet töreninde de ilk konuşmayı kendisi yapmış. Mezun olan oğlu ise daha sonra Türkiye’de Boğaziçi Üniversitesi’nde okumaya hak kazanmış ve oradan da başarıyla mezun olmuş.
Makedonya’da önemli bir röportajımız da cumhurbaşkanı danışmanı Ferid Muhci bey ile oldu.
Aynı zamanda akademisyen ve gazeteci olan Ferid Muhci, Yahya Kemal Kolejleri’nin bir araya toplayan özelliğinin ön palana çıktığını söylüyor. Muhci’ye göre Türk okulları Makedonya’nın etnik gruplarını bir araya getiren önemli bir çatı vazifesi görüyor.
6 gün boyunca yaptığımız 68 kayıt ve görüştüğümüz onlarca kişi bize Makedonya ve Kosova’daki Türkçe Olimpiyatları ile ilgili önemli fikir verdi.
Olimpiyat heyecanının çerağ çerağ ülkelere kıvılcımlar gibi düştüğünü görmek ve bu sevgi seylabına kapılmamak elde değil.
O heyecan bayrağı, ülke ülke coğrafya coğrafya dolaşıyor.
Bize de bu heyecanı yansıtmak düştü. İnşallah Makedonya ve Kosova adına “yeni bir dünya”nın destanlaşmış hikâyesine katkımız olmuştur.
Öğrencilerin performansını, öğretmenlerin gönül hareketini Radyo Mehtap’ta Cumartesi günü saat 20: 00 - 21: 30 arasında yayınlanacak “Yeni Bir Dünya” programında dinleyebilirsiniz.
Bu kayıtlar arasında Burç FM’in önden giden eğitim neferlerinin zorlu gurbet hayatına dair devam eden programları “Sıfır Merkez” ve “Öncüler” için de güzel hatıralar dinledik.
İlk olmanın mutluluğu ve ilk olmanın sorumluluğu, aslında ilk olmanın zorluğunu unutturmuş. Gönülleri sıfırdan başlayan platformlara taşıyan bu kahramanlara, fedakârlıkla koşturan “öncülere” ne kadar teşekkür edilse az…
Onların hikâyelerini ve anlattıklarını ise Burç FM’de dinleyebilirsiniz.
Annesinin cenazesine bile gidemeyen ilklerin ağlamalarını dindirebilir, Tuva’da kışın esaretinde olanlara sıcak elinizi uzatabilir, savaşın ortasında okulunu terk etmeyen talihlilerin bulundukları yerleri bir bağa ve bahara çevirmesine şahit olabilirsiniz…
Katkımız olmuş ve size ibretlik hikâyeler taşıyabilmiş isek ne mutlu bize…
twitter.com/calikosman







