Kulis faaliyetleri

Sıkıntılı, büyük felaketlerin ve belaların yaşandığı zaman dilimlerinde insanların birbirleriyle olan imtihanı iyice ağırlaşmaktadır. Bu her türlü oluşum için geçerli bir durumdur. Kur’an ve iman hizmetinde koşturan insanlar da bu zor ve çetin imtihana tabi tutulmakta ve onlardan imanlarının gerektirdiği bir duruş sergilemeleri istenmektedir. Ancak iman ve ihlas kuvvetine bağlı olarak bu zorlu süreçlerin üstesinden gelmek mümkün olabilmektedir.

Kur’an ve Sünnet ısrarla ve çok tekrar ile mü’minin müspet (pozitif) hareket etmesi, şahsı veya grubunun çıkarlarının peşine düşmemesi, kardeşleri için her türlü fedakarlıkları göze alması, Şeytan’ın onların aşk, şevk, himmet ve ümitlerini kırma ve uhuvvetlerini bozma istikametindeki oyunlarına karşı uyanık olmaları hususunda sürekli telkinlerde ve uyarılarda bulunmaktadır.  

 “Görmez misin ki Allah göklerde ne var, yerde ne varsa bilir? Bir araya gelip gizlice fısıldaşan üç kişinin dördüncüleri mutlaka Allah’tır. Beş kişi gizli konuşsa altıncıları mutlaka Allah’tır. Bundan ister daha az, ister daha çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka O, kendileriyle beraberdir. O, ileride kıyamet gününde, yapmış oldukları işleri onlara tek tek bildirecek, (dilerse karşılığını da verecektir). Şüphesiz ki Allah her şeyi bilir.” (Mücadele/7) ayeti ile menfi (negatif) duygular ve amaçlarla bir araya gelmeler ve böyle kulisler menedilmişken, kendilerine yasaklanan bu işleri yapmaya devam eden, günah, zulüm ve Peygambere isyan hususunda kulis yapanlar Cehennem ile tehdit edilip uyarılmaktadırlar:

“Zât-ı Uluhiyet’e karşı ciddiyet, her zaman Cenâb-ı Hakk’ın murâdını takip etme ve O’nun tarafından takip edilme mülâhazasıyla iç ve dış bütünlüğü içinde, hayatı ve davranışları ciddî bir çizgide sürdürme şeklinde olur. Bu da ancak, Cenâb-ı Hakk’ın, insanın her hâline nâzır bulunduğuna; yani onun sözlerini duyar ve işitir, ahvâlini bilir ve değerlendirir, yaptıklarını görür ve kaydeder olduğuna inanmakla gerçekleşebilir. 

Hak ölçülerine göre iyi düşünen, iyi şeyler plânlayan, iyi işlere bağlı kalan ve bütün sözlerini, hareketlerini, davranışlarını Allah’ın nazarına arz ediyor olma şuuruyla, fevkalâde bir titizlik içinde ortaya koyan insanlar kâmil manada ciddî insanlardır. Onlar kiminle otururlarsa otursunlar -Hazreti Mevlânâ edasıyla- “Arkadaş, dikkat et! Burada bizi yalnız sanma, bizden başka gizli biri daha var” der ve o zaviyeden hareket ederler. (..) Evet, biz hiçbir zaman yalnız değiliz; bizi her an gören, halimizi bilen, tavırlarımızı değerlendiren ve niyetlerimize göre kalblerimize teveccühte bulunan bir Rabbimiz var. İşte, bu hakikati kim, ne kadar kavrar ve kimin marifeti ne ölçüde olursa, onun söz, tavır, hal ve davranışları da o ölçüde ciddiyet televvünlü olur.” (Ciddiyetin ve Mizahın Bizcesi) 

Diğer taraftan “Ey iman edenler! Şayet siz gizlice konuşacak olursanız sakın günah, zulüm ve Peygambere isyan hususlarında kulis yapmayın. Bunu hayır ve takvâ hususunda yapın. Dirilip huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.” (58/9) ayetinde mü’minlere müspet hareket etmeleri, hayr ve takva adına bir araya gelmeleri emredilmektedir. 

“Böyle meşrû olmayan kulisler, müminleri üzüntüye boğmak için şeytan tarafından telkin edilir. Ama, Allah dilemedikçe bu onlara asla zarar veremez. Onun için müminler de yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.” (58/10) ayeti ise inananların aşk, şevk, gayret, himmet ve ümitlerini kıracak mahiyetteki kulis faaliyetlerinin mü’minleri üzeceğini ve aslında bu işin perde arkasında asıl bunları tezgahlayanın Şeytan olduğunu haber vermektedir. 

Mü’minlerin toplanmaları hep iman takviyesi, insanlığa ve İslâm’a hizmet eksenli olmalı ve gönülleri Allah’la buluşturmaya hizmet etmelidir. Bunun aksine olan toplanmalar ve hele hele onları hizmetlerinden ve Allah’tan uzaklaştıracak, sadakat üzere hizmet etmelerine engel olacak mahiyetteki buluşmalar ve kulisler ise zararlı olacaktır. Fethullah Gülen Hocaefendi bir “Kırık Testi” yazısında mü’minlerin meclislerinin nasıl olması gerektiği ve bu meclislerde kaçınılması gereken hususlar hakkında çok önemli tespitler yapmaktadırlar:

“Öyleyse, işe gönüllerdeki iman esaslarını takviye ile başlamalısınız.. meclislerinizi hep sohbet-i Cânân meclisi haline getirmelisiniz. Sizi Allah’a yaklaştırmayan, Peygamber Efendimiz’le (sallallahu aleyhi ve sellem) münasebetinizi tetiklemeyen ve O’nu yeniden bütün canlılığıyla içinizdeymiş gibi duymanıza vesile olmayan konulardan yılandan, çıyandan kaçıyor gibi uzak durmalısınız. İman ve Kur’an hizmetine bir yararı var mı konuştuklarınızın? Sözlerinize mevzu yaptığınız husus, dini anlatmanız adına bir fayda vaad ediyor mu? Bir yerde yeni bir hayır müessesesi oluşturmamız için fikir veriyor mu? Bir ocak daha tüttürme heyecanınızı arttırıyor mu? Şayet, bu sorular karşısında cevabınız “evet” ise, her cümlenizde bin bereket var ve Allah’ın rahmeti sizinle beraber demektir. Fakat, öyle değilse, size asıl gayenizi hatırlatmayan duygu, düşünce ve sözlerden fersah fersah uzaklaşmalısınız.. ve bunu bir disiplin haline getirmelisiniz. Özellikle de arkadaşlarınız arasında sözü–sazı dinlenen biriyseniz, mâlâyânî şeylerin yapılmasına ve konuşulmasına karşı ciddi tavır koymalısınız. 

Mesela, bulunduğunuz mecliste birisi “Falan arkadaşın aklı bu meselelere fazla ermiyor.” dese, eğer aklınız başınızdaysa, ya orayı terketmeli ya da üslubunca o gıybeti sona erdirmelisiniz. Çünkü, bir mü’minin ayıplandığı bir mecliste artık Allah’ın teveccühü yoktur. Bir mü’min hakkında su-i zanların seslendirildiği bir mekana rahmet nazarıyla bakılmamaktadır. Ümit nesline rehber olma azmindeki bir insanın da Allah’ın teveccüh etmediği ve rahmet şualarının inmediği bir mekanda hiç işi olmamalıdır.

Bu açıdan, bizim atmosferimizde insanları ayıplamanın, en basit şeyleri alay mevzuu yapmanın, ehl-i gaflet gibi laubaliliğe girmenin ve ehl-i dünyayı hatırlatırcasına gülüp eğlenmenin yeri yoktur. Biraraya gelişimizi hep ciddi rûznâmelere bağlamamız bizim şiarımız olmalıdır. Evet, mütemâdî birer disiplin insanı olarak yaşamalıyız; gelip gitmelerimiz, oturup kalkmalarımız, sohbet mevzularımız, meselelere yaklaşımımız, üslûbumuz ve ses tonumuz itibarıyla bir endâzeden çıkmış gibi imrendirici davranmalıyız. 

Müzakerelerimizi mutlaka sohbet-i Cânân’a bağlamalı, konuşacağımız meseleleri önceden belirlemeli, okuyacağımız metinleri seçmeli, beraber çözeceğimiz problemleri tayin etmeli ve biraraya geldiğimizde mutlaka hayırlı bir iş için gelmeliyiz.. ve oradan ayrılırken de bir müşkili çözmüş olarak ya da yeni bir projeyi tamamlayarak ayrılmalıyız. Cenab-ı Hakk’ın o güne kadar yaptırdıklarını şükür hisleriyle dopdolu olarak yâd etmeli; onları ancak tahdis-i nimet çerçevesinde anmalı; anarken de asla meseleyi kendi başarılarımıza bağlamamalı ve böylece Allah’ın o ana kadar yaptırdığı şeylerle daha sonraki lütuflarına davetiye çıkararak daha başka neler yapabileceğimizi planlamalıyız. Dünya ve ahiret hesabına bir kıymet ifade etmeyen, faydasız söz ve davranışlara bütün bütün kapanarak, oturup kalkıp sürekli kurbetten ya da bizi vuslata ulaştırabilecek vesilelerden dem vurmalı; rıza-yı ilahiye açılan en emin ve kısa yol kabul ettiğimiz i’la-yı kelimetullah şehrahında yürürken hep öteler mülahazasıyla dolu olmaya çalışmalıyız.” (Ciddiyetsizlik: İtibar Törpüsü)


YAZARIN SON YAZILARI