Sistemli, planlı ve bilinçli hareket 9: Kendimizi ifadede yol ve prensipler 2
Önceki yazıda, Hizmet Hareketi’nin bugün yaşadığı bu zorlu süreçteki olumsuzlukların yanı sıra bu sürecin bu hizmetlerin bütün dünyaya duyurulması adına çok büyük fırsatlar ve imkânlar sunduğu konusunu, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin "Kendimizi İfadede Yol ve Prensipler" başlıklı Bamteli sohbetinde yaptığı tespitler üzerinden ele almıştık.
Ayrıca, bu süreçte kendilerine yapılan o kadar büyük zulümlere rağmen
Hizmet insanlarının müspet (pozitif) hareketten taviz vermemeleri, hiçbir
emniyeti bozacak bir davranış göstermemeleri, en küçük bir şiddete ve maddi
güce başvurmamaları bütün dünyaya Hizmet Hareketi’nin güvenilirliğini, hiçbir
tehlike ve tehdit içermediğini ve onların gerçek mağdurlar ve mazlumlar
olduğunu ispat ettiği de ifade edilmişti.
Bu yaşanan acılar karşısında Hizmet’in kendi bünyesi içindeki duruşu,
birbirlerine karşı davranışları ve Hizmet’in geleceğini emniyet altına
alabilmeleri açısından nasıl hareket etmeleri gerektiği konularını ise bu
yazıda ele almaya çalışalım…
Geçmişte yapılan hatalardan ders alma
Hizmet’in dışarıya karşı sergilediği pozitif (müspet) hareketi kendi
içlerinde birbirlerine karşı da göstermeleri Hizmet’in selameti açısından çok
önemlidir. Böylesine zorlu bir sürecin atlatılabilmesi için en çok ihtiyaç
duyulan husus birlik ve beraberliğin korunabilmesi ve daha da güçlü bir şekilde
birbirleriyle kenetlenebilmeleridir. Bu sayede ümitler ve bireylerin
enerjileri ve motivasyonları korunabilecek ve geleceğe daha güçlü adımlarla
yürünebilecektir.
Bu yüzden böyle zamanlarda çok yaşanabilecek olan birbirlerini sorgulamaktan
ve suçlamaktan kaçınılmalıdır. Aksi takdirde birbirlerine düşmeler, uhuvvet
ve kardeşliklerin bozulması ve parçalanmaların yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Fertler bütün güçlerini bu kısır çekişmelerde harcayacak ve gelecek adına
ümitler yok edilecektir.
Böyle büyük zararları netice verecek bir duruşun yerine, şahıslarla
uğraşmaktan daha çok, bu yaşanan olaylara neden olan sebepleri ve hataları
tespit etmek ve gelecekte aynı durumların yaşanmaması adına tedbirler almak ve
ona uygun stratejiler, yollar ve metotlar geliştirmelidir:
“Bu mevzuda, bazı kimseleri üzerimize saldırtmalar gibi geçmişte
yaptığımız hatalar ise bir yönüyle ileriye matuf yeni proje planlarımız adına
nazarı itibara alınmalı. Yani “bunlar böyle olmamalıydı. Böyle değil de şöyle
olmalıydı” mevzuunda bize bir fikir vermeli ama hep durup onlardan dolayı keşke
keşke dememeli. İnsanların içine yeis (ümitsizlik) atmamalı, kaderi tenkit
etmemeli, kadere taş atmamalı.
O işe sebebiyet veren insanları da sorgulamamalı. Evet, bir de meselenin
o yanı var. “Falan şöyle yaptı da ondan dolayı oldu. Filan böyle yaptı ondan
dolayı oldu. Evet, birilerinin damarına bastılar. Dolayısıyla onlar da tahammül
edemediler falan.” Bunlara gerek yok. Yani her ne olmuşsa şayet, bunların
içinde yanlış bulduğumuz şeyler, bundan sonra onu düzeltmeli bence. O meselenin
düzünü keşfetmeli ve sonra keşfettiğiniz o yolda yürümelisiniz.
Şu anda zihinleri çok ciddi çalıştırmaya ihtiyaç var. Çok ciddi muhakeme
yürütmeye ihtiyaç var. Mantığı kullanmaya ihtiyaç var. Mantık derken
Aristoteles'in tasavvuri mantığını kastetmiyorum.” (Kendimizi İfadede Yol ve Prensipler)
Böylesine zorlu zamanlarda insanların mantıklı ve muhakemeli (akla
uygun) düşünme yeteneklerini korumaları çok zor bir olaydır. Ama Hizmet
Hareketi mensuplarının bu problemi çözmeye yetecek çok sağlam dinamikleri
vardır. Her şeyden evvel imanları onlar için en güçlü bir dayanaktır.
Özellikle burada kadere iman çok büyük bir öneme sahiptir. Maalesef
kader ile ilgili meselelerde eksik bilgiden kaynaklanan çok yanlış anlamalar
söz konusudur. Bu açıdan Hazreti Bediüzzaman’ın Kader Risalesi’nde “kader ve
cüz-i irade” ile ilgili ele aldığı hususların çok iyi okunup kavranılması
gerekir. Her şeyden önce Kader’in insanları sorumluluktan kurtarmadığı,
insanların iradelerini kullanarak yaptıklarından sorumlu tutulup hesaba
çekilecekleri bilinmelidir. Ama diğer
taraftan kader, Allah’ın insanların iradelerini nasıl kullandıklarını da hesaba
katarak meydana gelecek olayları takdir etmesi ve yaratması olduğu da
bilinmelidir.
Buna binaen geçmişte yaşanan olayları değerlendirirken hatalar ve
kusurları tespit edip ona göre yol haritası çıkarmak doğru iken, “bunlar neden
başımıza geldi, ne yaptık ki bunları yaşıyoruz, hak yolda olsaydık bunlar
başımıza gelmezdi, falanlar yüzünden bunlar başımıza geldi, şu şu hatalar
olmasaydı bunlar başımıza gelmezdi… gibi” söylemlerde kaderi tenkit etmek gibi
büyük bir tehlike söz konusudur ve bu çok tehlikelidir. Çünkü, başa gelen
olaylar karşısında Yaratıcıya (cc) karşı bir isyan, bir tenkit ve bir
başkaldırma söz konusudur.
Hakiki tevhide ulaşma vesilesi
Hocaefendi aynı yerde ayrıca, bugünlerde yaşanan olayların Hizmet
erlerinin esbaba riayetle ve onda kusur etmemekle beraber sebeplere bel
bağlamamalarını ve tamamen Allah’a teveccüh etmelerini (yönelmelerini)
sağlamaya da matuf (yönelik) olduğunu, böylece onların hakiki tevhide
ulaşabileceklerini ve sürecin bu açıdan okunması gerektiğine vurgu
yapmaktadırlar:
“Yani bir insan gönülden ona derinlemesine ihtiyacını duyması mevzuu.
Hep ihtiyaç hissetmesi, sensiz edemem demesi, hep doğ gönlümün içine demesi.
İrade olarak bunun ayrı bir sevabı, ayrı bir fazileti vardır. Bu ayrı bir
teveccühe vesile olur.
Fakat mevsiminde öyle yapılmamışsa şayet, Cenab-ı Hak yine size değişik
bir lütuf tecelli dalga boyunda cebrî lütufta bulunarak kendisine ihtiyaç
duygusunu sizde uyarmıştır. Bu defa ızdırar diliyle, ızdırap diliyle,
mazlumiyet ve mağduriyet diliyle O’na (c.c.) ihtiyacınızı hissediyorsunuz.
Fakat bu türlü durumlarda, esbaba riayette kusur etmemekle beraber,
falanın filanın kapısının tokmağına değil, sadece O kapının tokmağına
dokunmalı… hep O’nun (c.c.) kapısının önünde olmalı, O’nun (c.c.) eşiğine baş
koymalı ve orada mevcudiyetimize hep mırıldanmalıyız.
Fakat bunu böyle hissetme, duyma ve ona derinlemesine ihtiyacımız
olduğunun farkına varma. Sebeplere riayetin yanında, öyle bir ihtiyaç ve
ızdırar diliyle ona teveccüh (etme). Sebepler bir damla, O’na (c.c.) bu şekilde
ihtiyaç diliyle, ızdırar diliyle teveccüh ise bir derya. Bu damlayı da böyle
derya yapmış oluruz biz, o suretle.”
Mü’mince duruş, hadiselere yön verip yaratanın O (c.c.) olduğunu
unutmadan, hep O’nun kapısına O’ndan razı olarak yönelme, Kur’an ve Sünnet
çizgisinden ayrılmadan, dersimizi başkalarından değil, Allah Resûlü’nden (sav)
alarak hareket etmektir:
“Hadiselerin, değişik handikapların gelip başımıza dolanması
karşısında, açık-kapalı olup biten şeylere küsme; esas itibariyle icraat-ı
ilahiye küsme demektir. Dolayısıyla da o icraatın sahibine küsme demektir.
Öyle bir kırıklığa girmeden, katiyen… İnsanız, nihayet bir darbe
yediğimiz zaman sarsılma olabilir. Fakat önemi yok bunun, bizim esas önemli
misyonumuz var demeli… Hep ona teveccüh etmeli. (Izdırarımızı) Efendimiz’in
(sallallâhu aleyhi ve sellem) taif dönüşü ızdırarını niyaz edasıyla Cenab-ı
Hakk’a arz ettiği gibi arz etmeli. Ve sonra da acele etmeden Cenab-ı Hakk’ın
cevab-ı savab vereceği anı hem bir derin recâ hissiyle hem de sabırla intizar
etmeli.
Bu mevzuda, mantığımızı zorlamamız lazım. Kendimize yönelmemiz lazım.
Kalbi ve ruhi hayata yönelmemiz lazım. Yetimâne ağlayışlar içinde değil.
Belki kendine döndürmek için hafif bizi hırpaladı, şefkat tokatı vurdu,
gözyaşlarımızı onun kapısında dökelim diye. Belki de o kapının açılması,
aralanması, açılmaz gibi görünen kilitler o gözyaşlarıyla, o gönül heyecanıyla
açılacaktır. Yirmi dört saat yalvarsak
uyku aklımıza gelmese, yeme içme aklımıza gelmese, yine yetmez mülahazası ile
meseleyi O’na (c.c.) sunmalı. Biz yetmez diyelim, diyelim yetmez! / ve inanalım
bunlar boşa gitmez…
Sonra birdenbire böyle deryalardan bir yönüyle tebahur (buharlaşan) eden
damlacıklar gibi pozitif, negatif bakarsınız atmosferde bir yerde bir araya
geldiler. Bunlar Kur'an-ı Kerim'in ifade buyurduğu gibi ilkah-telkih oldu.
Yağmur damlalarına dönüştü. Sonra şakır şakır başınızdan aşağıya boşalmaya
başladı.
Akıl, mantık, muhakeme, oturup konuşma, düşünme derken; esas temel
kıstaslar olan vahiy (metluv-gayri metluv), Peygamber (sallallahu aleyhi ve
sellem)’in akvali (sözleri), ef’ali
(fiilleri), tefsiri, yorumu, tevili… bunlardan ayrı düşmemeye bakmak lazım!
Düşünürüz kendimize göre çıkıp bağıralım, çağıralım, yumruk sallayalım,
başkaları yapıyor. Bu da bir yol, bir yöntem. Ama efendimiz böyle yapmamış ki.
İşte orada o hissi “efendimiz böyle yapmamış ki” mülahazasıyla tadil
edeceksiniz. Müslümanlığı bütün olarak yaşamak lazım.” (Kendimizi İfadede Yol ve Prensipler)
YAZARIN SON YAZILARI

Yüzlerce milyonluk sır! Yarış atları firarda mı? Ç...

ABD'li yargıçtan çok konuşulacak karar: Filistinli...

Altın'daki duraklama sürecek mi? Gözler bu akşam y...

Numan Kurtulmuş'a göre 4200 PKK'lının tahliye edil...

10 yıldır tek kişilik hücrede tutulan Ali Ünal içi...



