Dr. Yusuf Kemal Bey

Safvet Senih
Yayınlanma Perşembe, 26 Mart 2026

1900’da Uluborlu’da doğan Dr. Yusuf Kemal Bey, Isparta Devlet Hastanesi’nde Başhekim olduğu yıllarda Bediüzzaman Hazretlerini tanımıştır. Barla’ya Üstad Hazretlerinin ziyaretine gelip gitmiş ve derslerinde bulunmuştur. Gönderdiği mektubunda da şunları yazmıştır: “Hocam, emaneten bende bulunan iki kitabı emrediyorsunuz. Bendeniz de yalvarıyorum ki, gelecek hafta takdim edeceğim. Çünkü kitaplardan küçüğünü iki defa, büyüğünü bir defa okuyabildim. Anlayış ve kavrayış kapasitemin darlığı ve aczim dolayısıyla idrakim kıttır. Binaenaleyh sizin o muhteşem temsillerinizi bir defa daha okumak istiyorum ki, cüz’î-küllî bir alâka olabilsin. Yâ Rab! O ne büyük mantık, o ne büyük susturucu beyan ve telâkki tarzı! Âli Üstadım, bu mübarek dinin yüceliğini idrâk, ihâta ve takdirde size ve ancak size teşekkür borçluyum ve minnettarım. Sebeplerden bir sebep olduğu için… Dinî akidelerimin büyük bir inkılabı var. Nur Risalelerinden aldığım dînî, insanî, vicdânî, iktisadî ve ilmî dersler bana hayatta muvaffakıyet verecektir.”
Yusuf kemal Bey’in
mektubuna verdiği cevapta Üstad Hazretleri şöyle karşılık veriyor: “Merhaba ey
kendi hastalığını teşhis edebilen bahtiyar doktor, samimî ve aziz dostum. Senin
hararetli mektubunun gösterdiği ruhî intibah (uyanış) tebrike şâyandır.
Biliniz ki,
Mevcudat içinde en
kıymettar, HAYAT’tır.
Ve vazifeler en kıymettar,
HAYAT’a HİZMET’tir.
Ve hayatî hizmetler içinde
en kıymettarı, fâni hayatın, BÂKÎ HAYAT’a değişmesi için gayret göstermektir.
Şu hayatın bütün kıymeti
ve ehemmiyeti ise, bâkî hayata ÇEKİRDEK, mebde ve menşe olması cihetindedir.
Yoksa ebedî hayatı zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu fâni hayata nazarını
dikmek; ânî bir şimşek parıltısını, ebedî bir güneşe tercih etmek gibi bir
divaneliktir.
“Hakikat nazarında
herkesten ziyade hasta olan, maddî ve
gâfil doktorlardır. Eğer Kur’an’ın kudsî eczaneden tiryak-misâl imanî ilaçları
alabilseler, hem kendi hastalıklarını, hem beşeriyetin yaralarını tedavi ederler
inşaallah. Senin şu uyanıp kendine gelmen senin yarana bir merhem olduğu gibi,
seni de doktorların marazına bir ilaç yapar.
“Hem bilirsin, me’yus ve
ümidsiz bir hastaya mânevî bir teselli, bazen BİN İLÂÇ’tan daha ziyade
faydalıdır. Halbuki, tabiat bataklığında boğulmuş bir tabip, o bîçâre hastanın
elim ümitsizliğine bir zulmet daha katar. İnşaallah bu uyanışın seni öyle bîçârelere
teselliye vesile eder, nurlu bir tabip yapar. Bilirsin ki; ömür kısadır,
lüzumlu işler pek çoktur. Acaba benim gibi sen dahi kafanı teftiş etsen,
malûmâtın içinde ne kadar lüzumsuz, faydasız, ehemmiyetsiz, odun yığınları gibi
câmid şeyleri bulursun. Çünkü ben teftiş ettim, çok lüzumsuz şeyleri buldum.
İşte o fennî mâlumatı, o felsefî maarifi; faydalı, nurlu, ruhlu yapmak çâresini aramak lâzımdır. sen de
Cenab-ı Hak’tan bir intibah (uyanış) iste ki, senin fikrini Hakîm-i Zülcelâlin
hesabına çevirsin, tâ o odunlara bir ateş verip nurlandırsın. Lüzumsuz fennî
bilgiler, kıymettar İlâhî maarife (marifetullah irfanları), hükmüne geçsin.”
Üstad Bediüzzaman
Hazretleri’nin bu mektubunda hepimize, bilhassa Hızıriyet Makamını temsil eden
doktorlara çok dersler ve ibretler vardır. Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniye
mensupları, “hayat-ı faniyenin, hayat-ı bâkiyeye inkılab etmesi için gayret
etmek” ile vazifeli olduklarından bu mesele ile herkesten çok alakadardırlar.
Onların hedefleri Allah
rızası için YAŞATMA İDEALİ’ni
hayatlarının gayesi yapmaktır. Elhamdülillah, dünyanın her tarafına giden
adanmışlık ruhunu taşıyan muhabbet fedaileri, büyük bir ölçüde bu gaye-i hayalî
tahakkuk ettirmiş, bu idealin gerçekliğini isbat etmişlerdir. İnşaallah,
herşeye rağmen Allah’ın inayeti ile bu sürecin bütün zulüm ve gaddarlıklarına
önem vermeden dimdik ayakta durmuş, her türlü nifak ve ihanete sabredip
direnerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Allah’ın izniyle artık yolların düze çıkmasıyla
da aşk ve şevkle, Hizmetlerine daha bir bağlılıkla devam edeceklerdir…







