Sakal vs...

Safvet Senih
Yayınlanma Perşembe, 12 Şubat 2026
1995’in Eylül’ü… Bir sohbetteyiz… Mesnevi-i Nuriye’den ders müzakere ediyoruz. Bir arkadaşımız, “‘Büyüklerimizin hikmetini bilmediğimiz tavırlarını tenkit etmemekle’ ilgili bir parçada şöyle deniliyordu” dedi:
“‘İnsan hüsn-i zanna
memurdur. (…) Başkalarının bazı
hareketlerini, hikmetini bilmediğimizden, kusurlu bulup tenkit etmeyelim.
Binaenaleyh, eslâf-ı ızamın (geçmiş büyük rehber ve mürşidlerimizin), hikmetini
bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek suizandır. Su-i zan ise maddî ve mânevî
ictimaî hayatı zedeler.’ Bu söz biraz açılabilir mi?”
Denildi ki:
“Kanaatime göre bazı
mürşidlerimizin hikmet ve sırrını bilmediğimiz söz ve fiillerin kritiğe tâbî
tutmamızın bize zarar vereceği anlatılıyor. Üstadımızın sakal bırakmaması ile
ilgili, bir mazeret olarak söylediği sözler var. İknâ edici… Şimdi şu günlerde
Hizmet’in geldiği noktalara yurt içinde ve yurt dışında aldığı konum ve
mesafelere göre biz bunun mânasını daha iyi anlıyoruz. Eğer aksi bir yol
tutsaydık, pek çok yerde Hizmet adına biz çok zorlanacaktık. Hatta
engellere takılacaktık.
“Şimdi Üstad’ın hizmetleri
müsellem iken ihlas ve samimiyetinde hiçbir şüphe yokken kalkıp sakal ve
izdivaç meselesine takılmak hiç uygun olur mu?..”
Üçüncü Hastalık:
Gurur
Üstad Bediüzzaman
Hazretleri Mesnevi-i Nuriye’de çeşitli hastalıkları tahlil ederken diyor ki:
“Üçüncü hastalık gururdur. Evet insan gurur ile maddî ve manevî kemâlât ve
güzelliklerden mahrum kalır. Eğer gurur sâikasıyla (yönlendirmesiyle)
başkalarının kemâlâtına tenezzül etmeyip kendi kemâlatını kâfi ve yüksek
görürse, o insan nâkıstır. Böyle insanlar, malumat ve keşfiyatlarını daha
yüksek görmekle, geçmiş büyüklerimizin irşat ve keşiflerinden mahrum kalırlar.
Evhama maruz kalarak, bütün bütün çizgiden çıkarlar. Halbuki, geçmiş
büyüklerimizin kırk günde yaptıkları bir keşfiyatı bunlar kırk senede
yapamazlar.”
İslâmî uyanışın bir bahar
dönemine girdiği bu son senelerde maalesef pek çok zeki gencin “Kur’an yeter,
hatta mealleri bile kâfidir.” diyen bir anlayışla karşılaşıp katı ve donuk bir
havaya girdiklerini görüyoruz. Tefsir, Hadis, Fıkıh, Tasavvuf ve diğer ilimlerdeki konularda derinleşme ve
yorumlarda elde edilen güzellikleri yok sayma, geçmişe ait büyük bir hazineyi
çöpe atma olur ve çok büyük hata teşkil eder. Geçmiş büyüklerimizin keşif ve
buluşlarından tam mahrumiyet olur. 1400 senelik emekleri de şuursuzca boş
saymış oluruz.
Sen İstihdam
Edildin
Muhsin Alev Konevî merhum,
Ahmet Feyzi Kul Ağabeyi bir konferansa götürmüş. Muhatapları, Üniversite
talebeleri imiş… Onun hiç haberi yokken, kürsüye davet etmişler. Düşünmüş,
taşınmış sonra kürsüye çıkmış ve içinden geldiği gibi konuşmaya başlamış. İki saat
sürmüş. Sonra “Şimdi bu girişten sonra....” deyip yine konuşmasını sürdürmeye
başlamış ve iki saat daha konuşma yapmış. Ama onun dört saatlik konuşmasını,
üniversiteli öğrenciler pür dikkat hepsi de dinlemişler ve büyük bir alkışla
Ahmed Feyzi Ağabeyi havalara kaldırmışlar. Üstad Hazretlerinin yanına
gitmişler. Olanları kendisine anlatmışlar. Üstad, “Acâib” demiş. Fakat Ahmed
Feyzi Ağabey bir hafta hiç konuşmamış. Takdir beklerken Hz. Üstad’ın onun
yüzüne dahi bakmamasından endişeye kapılan Ahmed Feyzi Ağabey “Büyük bir
suç işledim” diye tevbe ve istiğfara
başlamış. Sonra Üstad Hazretleri kendisini yanına çağırıp “Kardeşim biz
İSTİHDAM olunuyoruz. O konuşmayı sakın nefsinden bilmeyesin. Seni Cenab-ı Hak
istihdam etti de öyle güzel konuştun!” demiş. Yani M. Fethullah Gülen
Hocaefendi’nin her zaman “Kendimizi sıfırlamamız lazım” diyerek iyilik ve
güzellikleri Allah’tan bilmek gerektiğini defalarca söyleyip uyarmıştır.
Erdoğan Ağabey anlatmıştı:
“Muammer Doğramacı’yı, Üstad Hazretlerine göndermişlerdi. Muammer Bey, Üstad’ın
“Zaman tarikat zamanı değil” sözünün ne mânaya geldiğini izah etmesini
istiyordu. Üstad Hazretleri, “Allah ismini zikrederken, eğer bütün zerrelerin ile
ihtizaza gelip söylemiyorsan önemi yok. Ama bak, şu yeşil yaprakta cereyan eden
olaylar üzerinde tefekkür edip neticede gayri iradî ‘Allah! Allah! Allahü Ekber!’ diyebiliyorsan, işte
sana arzu edilen zikr-i İlahî…
Aslında Bediüzzaman
Hazretleri bu mevzuda güneş ışığı ile yaprak arasında meydana gelen kimyevî ve
biyolojik gerçekleri derin bir vukûbiyetle Muammer Doğramacı’ya anlatmış ve onu
hayrete ve hayranlığa sevketmiştir.”
YAZARIN SON YAZILARI

Yüzlerce milyonluk sır! Yarış atları firarda mı? Ç...

ABD'li yargıçtan çok konuşulacak karar: Filistinli...

Altın'daki duraklama sürecek mi? Gözler bu akşam y...

Numan Kurtulmuş'a göre 4200 PKK'lının tahliye edil...

10 yıldır tek kişilik hücrede tutulan Ali Ünal içi...


