Başın dik olsun öğretmenim!
Mevcudatın yaratılış sırasına baktığımızda en son insanın halk edildiğini müşahede etmekteyiz. Yani bitkiler, hayvanlar, melek ve cinler, görünen ve görün(e)meyeniyle bütün mahlûkat yaratılmış ve en sonunda da insan var edilmiş. Yüce Yaratıcı adeta, yeryüzünü gerçek sahibi için hazırlamış ve sonra nazlı misafirini oraya buyur etmiş.
Nasıl bizler, özellikle önem verdiğimiz misafirlerimizi ağırlayacağımız zaman, hazırlıkta hiç kusur etmemeye çalışıyor, her şeyin tas tamam olmasını diliyor, hatta misafirimizin özel isteklerini bile yerine getirmek için çabalıyorsak; aynen bunun gibi, yeryüzü de noksansız bir şekilde donatıldıktan sonra, en önemli misafiri olan insan oraya buyur edilmiş.
Ancak insanın mükemmelliği, potansiyeli itibariyle olduğu için, bu potansiyelleri keşif edip hayra kanalize edecek önderlere, tarih boyunca ihtiyaç olmuş. Onun bu ihtiyacının en çok farkında olan Yaratan da, yeryüzünü hiçbir zaman sahipsiz bırakmayıp, binlerce Peygamberle şereflendirmiş. Peygamberlerin Mustafası ve hatemi olan Allah Resulü (sas) de bu mevzuyu “ben muallim olarak gönderildim” diye özetlemiş.
Kur’an’ı Kerim, her ne kadar, mükemmel, eşi benzeri bulunmayan bir kitap da olsa, bu kitabı insana anlatıp öğretecek, insanların kendi içerisinden birisine ihtiyaç duymasının adıdır Peygamberimiz (sas). İnsanın, örnek alabileceği bir terbiyeciye muhtaç olması gerçeğinin hatırlanmasıdır Allah Resulü (sas). Bu gerçeğin kıyamete kadar baki kalacağının şiarıdır insanlığın Efendisi (sas).
Bu gerçeği şöyle bir misalle biraz daha açabiliriz. Şu an bir okul düşünelim ki, tartışmasız, dünyanın en mükemmel kitaplarını okutuyor olsun. Ancak bu okulun aynı zamanda öğretmensiz olduğunu farz edelim. Yani bu okul, ilan verirken, dünyanın en mükemmel, benzersiz kitaplarını okuttuğunu ancak öğretmen çalıştırmadığını ilan etsin. Netice ne olur? Bom boş, ruhu mahiyetinde olan öğrenciden yoksun, soğuk bir bina yığını! O kitapların içindekileri öğrenciye izah edecek, bilgileri önce kendi zihninde yoğurup, öğrencisine, seviyesine göre aktaracak, talebelerinin potansiyellerini keşif edip geleceğe hazırlayacak terbiyeciden yoksun talihsiz bir yapı!
İşte Peygamberler, özellikle de Peygamber Efendimiz (sas) olmasaydı, dünyanın durumu yukarıda bahsi geçen öğretmensiz okuldan farklı olmayacaktı. Öğretici ve terbiye edici olmadıktan sonra ne, mükemmel yapılar, ne de modern hayat tarzının araç gereçleri hiçbir şey ifade edemeyecekti.
Günümüzde, aşınan manevi değerler ve hızla gelişen teknolojinin getirdiği bazı yenilikler nedeniyle öğretmenliğin değeri yokmuş gibi görünse, bu meslek, sair mesleklere göre daha değersiz(miş) gibi addedilse de, insanlığın ona olan ihtiyacı hiçbir zaman değişmeyecek; öğretmenlik, kıyamete kadar öneminden hiçbir şey kaybetmeyecektir.
Bu nedenle, sen, hakkında söylenen asılsız laflara aldırıp, canını hiç sıkma öğretmenim! Sen, değerim anlaşılmıyor diye başını sakın önüne eğme öğretmenim! Sen, insanlığın terbiyecisisin, sen, geleceğimizin banisisin, sen, son peygamberin en kutlu varisisin, başın dik olsun öğretmenim; en kıymetli insan sensin.
Taha ÜNAL-Din Sosyolojisi uzmanı
[email protected]







