Öğretmenlerdeki depremin merkez üssü ve sözün mukteza-i hali

Başbakan’ın geçen hafta yaptığı, öğretmeni memurla kıyaslayan açıklaması, öğretmenlerde adeta bir deprem etkisi yarattı. Eğitim camiasının mümessilleri, seslerini duyurabildikleri bütün mahfillerde kırgınlık ve kızgınlıklarını ifade ettiler. Malum açıklamanın bu kadar ağır etki yapması iki nedenden ileri geliyordu. Öncelikle, öğretmenler Ak Parti iktidarlarından yeterli maddi-manevi desteği görmediklerini, yaptıkları vazifenin kutsallığının farkına tam olarak varıl(a)madığını düşünüyorlardı. Bir de bunlara mevcut M.E. Bakanının, göreve geldiği günlerde yaptığı, atanamayan öğretmenlerin başka iş bakmaları, öğretmenlerin üç ay tatil yaptığı v.b.gibi, bu camiayı karşısına alacak türden açıklamaları eklenince huzursuzluk daha da arttı. Ancak belli ki öğretmenler Başbakanın farklı düşündüğünü zannediyor ve O’na farklı bir hüsn-ü zan besliyordu. Öyle ya, gecesini gündüzüne katarak durmadan çalışan, dindar bir nesil yetiştirmek istediğini açıkça deklare eden bir Başbakan’ın, ülkesinin geleceği adına öğretmenin önemini anlamaması, bilmemesi düşünülebilir miydi? Tarihine bağlı ve dini değerleri ön plana çıkaran bir başbakanın, dinin ve ecdadın öğretmene verdiği önemi bilmemesi mümkün müydü? Bana gelen öğretmen mektupları işte bunları sorguluyordu. Özellikle bazıları, Başbakan’ı, resimlerini araba ve evine asacak kadar sevdiğini ancak şu anda yanıldığı düşüncesini ifade eden istikametteydi. Ancak bir mektup daha geldi ki o bunlardan çok farklıydı. Bürokrasinin önemli bir isminden gelen bu mektup özetle şöyle diyordu: “Ben, Başbakanımızın birebir sohbetlerinden şahidim ki O, bu ülkenin mutlu geleceği adına öğretmenlere çok güveniyor. Onlara çok farklı bir hüsn-ü zan besliyor. Muhtemelen gündem yoğunluğu ve ağır yükü sebebiyle olsa gerek o ince ayrıntıya giremedi” diyordu. Sözün mukteza-i hali ve Başbakan İki ay kadar önce yazdığım bir yazıda, Başbakan’ın tarihe geçecek en önemli yönünün “hitabeti” olduğunu söylemiş, O’nun hitabetini farklı kılan en önemli hususun da belagati olduğunu ayrıca vurgulamıştım. Belagati, kısaca söz ve anlatımdaki ustalık olarak tanımlayabiliriz. Ancak bu kısmı belagatin yarısıdır. Diğer yarısını ise, sözü mukteza-i hale uygun söylemek yani vaziyet ve hal neyi söylemeyi gerektiriyorsa onu dillendirmek, oluşturur. En mükemmel cümleleri en güzel şekilde dillendirsek bile, o söylenenlerin yeri ve zamanı değilse, boşa konuşmuş oluruz. İşte Sayın Başbakanımız bu konuda son derece mahir. Konuşmalarıyla halkın büyük bir bölümünün hissiyatına tercüman olabiliyor; “işte bu söz burada söylenmeliydi” dedirtebiliyor. İşte şu sürecin de, Sayın Başbakanımız için, sözü mukteza-i hale uygun söyleme zamanı olduğunu düşünüyorum. Başbakanımızın, yapacağı belagi bir konuşma ve ardından atacağı adımlarla öğretmenlerin gönlünü alacağını umuyorum. Çünkü MEB, ülkenin neredeyse yarısından fazlasıyla bir şekilde içli-dışlı olan en hayati bakanlığı. Öğretmenleri kazanabilmek, onları kucaklayabilmek, onların daha verimli, nesle uzattıkları elin daha kuşatıcı olmasını sağlayacaktır. Böylece bir yandan ülke kazanırken diğer yandan da millet, hem 2023 tarihli yakın geleceğe, hem de sonraki yılları kapsayan uzak geleceğe daha bir ümitle bakabilecektir. Taha ÜNAL-Din sosyolojisi uzmanı [email protected]

YAZARIN SON YAZILARI