Darbeleri araştırırken 'Devrim Otomobilini' hatırlamak
Türkiye bugün darbelerle yüzleşiyor..
Meclis'te tüm partilerin ittifakıyla bir Komisyon kuruldu..
O Komisyonda, 1960 Darbesinden 28 Şubat'a kadar Türkiye'nin darbeler tarihi masaya yatırılıyor..
Bu süreçte önemli isimler dinlendi;
kiminin ayağına gidildi, kimi Meclis'e davet edildi.
Örneğin, 12 Eylül sonrasının Başbakan'ı Bülent Ulusu, 27 Mayıs Darbesinin önemli isimleri Şerif Soyuyüce ve Ahmet Er..
Bülent Ulusu; 27 Mayıs Darbesinde Albay'dı, 12 Mart Muhtırasına Kuzey Deniz Saha Komutanı, 12 Eylül öncesi ise Deniz Kuvvetleri Komutanı..
Şerif Soyuyüce ve Ahmet Er ise; binbaşı ve yüzbaşı rütbeleriyle bu ülkeye 27 Mayıs'ta ilk darbeyi indiren Milli Birlik Komitesinin iki üyesi..
Bu isimlere darbeyle ilgili pek çok soru soruldu. Onlar anlattı biz haberleştirdik.
Onları gördüğümde aklıma 1961 yılındaki ilk yerli otomobil maceramız geldi..
Devrim arabası...
Hani darbenin mimarlarının; hem darbenin kötü izlerini silmek hem de 'bir iğne bile üretemez' denilen Türkiye'nin kendini ispat edebilmesi için planladığı o otomobil..
Bir şeyler karalamak için bugün doğru bir zamanlama.
Kaç zamandır Devrim'i yazmak istedim ama Türkiye'nin malum gündemi bugüne nasipmiş..
Ama bu yazı güzel bir yıl dönümüne denk geldi.
Bugün Devrim otomobilinin fikir olarak ortaya çıkışının 51'nci yıl dönümü..
Aracın üretim fikri, bundan 51 yıl önce tam da bugün yani 16 Haziran 1951'de ortaya atılır.
Geçtiğimiz günlerde bir hafta sonu atladım Eskişehir'e gittim. Hızlı trenden indikten sonra Gar alanı içinde yer alan Tülomsaş'a; Devrim otomobilinin üretildiği ve bugün sergilendiği Fabrika'ya geçtim.Genel müdürün odasına geçmeden Devrim'i girişte özel korunduğu cam bölümde gördüm. Hala ilk günkü gibi göz alıcı o aracı benim gibi merak eden onlarca kişi de Fabrika alanından içeri girdi. Hayri Bey'den öğreniyorum günde en az 500 kişi Devrim'i görmek için fabrikaya geliyormuş. Bu sayı hafta sonları iki katına çıkıyormuş.
Peki, Devrim'in üretim macerası nasıl başladı? Devrim otomobilinin acıklı hikayesini gelin Tülomsaş Genel Müdürü Hayri Avcı'dan dinleyelim..
Bir grup mühendis bundan tam 51 yıl önce bugün 16 Haziran'da Ankara'ya davet edilir.
O davette; darbe sonrasının Devlet Başkanı Cemal Gürsel'in Ulaştırma Bakanına (Orhan Mersinli) verdiği talimat okunur.. O talimatta Cemal Gürsel; 29 Ekim 1961'e yani Cumhuriyet Bayramına kadar Türkiye'nin ilk binek otomobilinin yapılmasını ister..
16 Haziran'dan 29 Ekim'e.. Toplasanız 4,5 ayı vardır bir avuç mühendisin..
Sanayileşmeyi yaklaşık 1 asır geriden takip eden Türkiye haliyle otomobil üretecek teknolojik altyapıdan yoksundu.
Üstelik ellerine sadece 800 bin TL'lik bir bütçe verilmişti.(Rakam sonra 1,4 milyon TL'ye çıkarıldı)
Mühendislerin bir kısmı 'Yok canım, imkansız, olacak iş değil' deyip projeden ayrıldı.
Başlarında Orhan Alp ve Emin Bozoğlu'nun bulunduğu geriye kalan 20 kişi ise soluğu TCDD'nin Eskişehir'deki (Bugünkü TÜLOMSAŞ) Cer Atölyesinde aldı. Fedakarca hemen işe koyuldular..
Otomobil yapımı için; incelenecek, sökülüp tek tek göz atılacak bir araç gerekiyordu.. O araç, mühendislerden birinden temin edildi. Yokluklara rağmen işler yolunda gitti.
'Bir toplu iğne bile üretemez' denen Türkiye 4,5 ay dolmadan sadece 129 günde tam 4 tane Devrim otomobili yaptı.
(Devrim'in koltuklarına oturduğunuzda göstergeler sizi kendinizden alır; çünkü orada Türkçedir her şey; 'benzin, yağ basıncı' yazar. Yine motor kapağını açtığınızda karşınızda Türkçe bulursunuz, amblem zaten Türkçe.. Gerçekten bu insana inanılmaz bir duygu yaşatıyor.)
Tülomsaş Genel Müdürü Hayri Bey devam ediyor.. Lastikleri ve birkaç minik parça hariç % 100 yerli dört aracın ikisi 28 Ekim 1961 gecesi trenle Eskişehir'den Ankara'ya yola çıktığını anlatıyor. 29 Ekim'de kutlamaların olduğu gün Cemal Gürsel o iki Devrim otomobilinden biriyle Meclis’ten Anıtkabir’e, oradan da halkı selamlamak için Hipodrom’daki törenlere katılmış. Ancak Türkiye yıllarca; yollarda seyreden Devrim’i değil; vakit kalmadığı için benzin konulmayan ve Meclis'te yolda kalan diğer Devrim otomobilini konuştu. Cemal Gürsel Meclis’te benzini biten aracın içinde, arabayı kullanan mühendislerden Rıfat Serdaroğlu’nu, ‘Garp kafasıyla otomobil üretiyorsunuz, Şark kafasıyla benzin koymayı unutuyorsunuz’ sözleriyle eleştirdi. (Kaderin garip cilvesi yolda kalan aracı kullanan o mühendis daha sonra Koç grubunun Anadol projesinde yer aldı)
Ertesi gün bildiğiniz manşetler..
Gazeteler söz birliği etmişcesine aynı manşetlerle çıktı;
'200 m gitti, yolda kaldı', 'Devrim Yolda Kaldı', 'Yerli Araba Yolda Kaldı' ...
Bu manşetler Devrim'in sonu oldu. Projenin rafa kaldırıldığını dönemin Sanayi Bakanı Şahap Kocatopçu, ‘Proje rantabl olmadığı ve maliyetli olduğu için iptal edildi’ sözleriyle duyurdu.
Devrim'i üreten mühendisler arasında yer alan Şükrü Er yıllar sonra, o günlerde önlerine çıkan engelleri;'Ne yapsak da sonuç değişmedi, birileri Devrim için idam kararını çoktan vermişti' sözleriyle anlatıyor. Aslında projeye, yabancı otomobil firmalarından (Ford Türkiye'de yatırım yapmıştı) Kabine içindeki Bakanlara (Başta Sanayi Bakanı Şahap Kocatopçu), medyadan toplumun farklı farklı kesimlerine pek çok kişi karşı çıkıyordu. Otomobilin sıfırdan üretilmesi için 1.4 milyon TL kaynak ayıran ve bunu da ‘Türkiye’nin çöpe atacak bir kuruşu yok’ diyerek toplumda anti-propaganda yapanlar o günlerde Devletin ‘Atların ıslahı’ için 21 milyon TL para ayırmasını görmezden gelmeyi tercih etti. Araç için yeterli pazar yok alıcısı çıkmaz diyenlere, yine 20 bin Liraya ithal araba alınırken ne gerek var 1.4 milyon TL'lik yatırıma diye karşı çıkanlar oldu.
Devrim arabasının adının Devrim oluşu ve 27 Mayıs Darbesini hatırlatması da halktan yeterli desteği almasını engelledi. Aslında aracı üreten mühendisler bu araç için 'Anadolu' ismini seçmişlerdi. Ancak dönemin Cuntacılarına yakınlığı ile bilinen mühendis Emin Bozoğlu, Cemal Gürsel'e otomobili Devrim adıyla sununca aracım adı Devrim olarak kaldı. Aracı üreten mühendisler arasında yer alan ve daha sonra Demirel ve Ecevit Hükumetlerinde Bakanlık yapan Orhan Alp, 'sadece aracın adı bile siyasilerden destek almasını engelledi' açıklamalarında bulundu.
Yıllarca kulislerde Demirel'in bu araca; adının Devrim olmasından dolayı ve Menderes ve idam edilen Polatkan ile Zorlu'yu hatırlattığı için destek vermediği konuşuldu.
Devrim'in iptali en çok Vehbi Koç'a yaradı. Otomobil üretme fikri olan Koç, Devrim’den sonra Anadol modelini hayata geçirdi. Anadol Türkiye'nin ilk seri üretim yerli otomobili oldu. Koç grubu daha sonra Kuş Serisiyle yola devam etti. Anadol da Kuş Serisi de % 100 yerli değildi. Ama bu topraklarda üretilen araçların varlığı bile gurur kaynağı oldu.
Türkiye bugün bir kez daha yerli otomobili konuşuyor.. TCDD'ye bağlı Tülomsaş Genel Müdürü Hayri Avcı, 'Biz lokomotif ve hızlı tren üretiminde Devrim otomobili hikayesini örnek aldık' diyor. 'O gün mühendislerin yokluk içinde otomobil yapmayı başarmaları bize ufuk açtı' hatırlatması yapan Avcı, 'Yerli otomobilin yapılacağından eminiz. Bu siyasi irade ve Türk mühendisleri bu kez % 100 yerli bir otomobili üretecek, geçmişte yapılan hatalar tekrarlanmayacak' açıklamasında bulunuyor.
Özetle 1961 yılında; yılda 22 bin araç satılması hayal görüldüğü için Devrim otomobili desteklenmezken şu an ülkemizde % 70'i ihraç edilen 1 milyon araç üretiliyor. Otomotiv sektörü bu ihraçtan milyarlarca dolar gelir elde ederken yine ithalata milyarlarca dolar para harcıyoruz. Özellikle elettirikli otomobillerin konuşulduğu şu günlerde Türkiye yerli otomobilde bu kez 'neden olmasın?' diyor.
Uğur TELLİ
Samanyolu Haber







