Hendek’te gerçekleşen sürpriz

  • Abdullah Aymaz
  • Abdullah Aymaz
    12 Eyl 2023 07:50

    Efendimiz (S.A.S.) Mekke’den Yesrib’e hicret edip Yesrib’i medeniyet merkezi haline getirip diğer anlayış ve din mensuplarıyla Medine’de beraber yaşamanın prensiplerini ihtiva eden Medine Mukavelesi’ni dünyanın ilk yazılı Anayasa’sı olarak ortaya koymuştu. Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, müşrik herkesi içine alan, müşterek bir toplum düzeni kurulmuştu. Toptan herkes Medine’yi koruyacaktı. Maalesef bazıları buna ihanet edip anayasal suç işlediler.


    Bu ihanet şebekesiyle anlaşan Mekke müşrikleri dört bin kişilik Mekke ordusuyla Medine’ye doğru yola çıktı. Bunu duyan Arapların müşrik kabileleri bu orduya katılmaya başlamışlardı. Beni Süleym yedi yüz, Beni Fezâra bin, Eşca  kabilesi dört yüz, Beni Mürre de dört yüz kişilik bir kuvvet ile destek çıkıyordu. Çok geçmeden bu sayı on bini buldu.


    Efendimiz (S.A.S.) ashabını toplayıp karşı durmak için istişare yaptı. Teker teker her birine nasıl bir strateji ortaya konulmasını sordu. Herkes fikrini söylüyordu. Ama risk taşıdıkları için bu tekliflere Efendimiz (S.A.S.) ihtiyatla yaklaşıyordu. Nihayet Selman-ı Fârisi’nin sesi duyuldu: “Yâ Resulullah, Fars topraklarında biz, atlılar tarafından baskın endişesi yaşadığımızda etrafımıza hendek kazar ve öylece korunurduk!” dedi. 


    Bu teklif herkes tarafından kabul edildi. Hendek için herkese vazife verildi. Çalışılmaya başlanıldı. Hz. Selmân ile Hz. Ömer’in karşısına sert bir kaya çıkmıştı. Kullandıkları bütün malzemeler parçalanmıştı. Üstesinden gelemeyeceklerini anlayınca durumdan Allah Resulü’nü haber ettiler. Efendimiz (S.A.S.) kayanın yanına geldi, önce bir kap su istedi; eline aldı ve ellerini açıp dua etmeye başladı. Duasını bitirir bitirmez, elindeki kabı kayanın üzerine boşaltmaya başladı; sanki o sert kaya, yumuşak bir toprağa dönüşüyordu!   Sonra da Hz. Selman’dan balyozu aldı ve “Bismillah, diyerek vurmaya başladı. Daha ilk vuruşta kayanın üçte biri kopmuş, koparken de darbenin indiği yerden büyük bir kıvılcım çıkmıştı. “Allahü Ekber” diyerek tekbir getirdi ve “Bana Yemen tarafının anahtarları verildi; şu anda bulunduğum yerden Ben, köpek dişleri gibi sıralanmış San’an’ın kapılarını görmekteyim” dedi.


    Ardından elindeki balyozu ikinci defa kayanın üzerine indirdi; yine üçte biri kopmuş ve balyozun indiği yerden büyük bir ışık çıkmıştı. Bu seferki aydınlık Rum diyarından geliyordu; Medine’yi aydınlatan büyük bir ışıktı. Bunun üzerine bir tekbir daha getiren Allah Resulü (S.A.S.) “Şam taraflarının anahtarları bana verildi; vallahi şu anda ben, bulunduğum şu yerden Şam’ın kırmızı saraylarını görmekteyim” buyurdu. Sonra elindeki balyozla bir darbe daha indirdi, bu sefer kaya paramparça oldu ve oradan bir kıvılcım çıktı, arkasından Fars taraflarında bir büyük aydınlık belirdi. Bunun üzerine de: “Bana Fars diyarının anahtarları da verildi” buyurdu.


    Bunları duyan münafıklar bu müjdelerle alay etmişlerdi. Müşrikler hendeğin etrafını sararken arkadan Beni Kuvayza müdafaada bulunacağına bilakis ihanet edip saldırmıştı. Bu ağır duruma rağmen Müslümanlar ağır şartları içinde üzerlerine düşeni yapmış Allah’ın sürpriz yardımını canları gırtlakta beklemeye başlamışlardı.


    İlahî inayet kendini göstermiş Efendimiz (S.A.S.) Cebrail’i görmüş ve ashabına dönerek üç kere: ‘Dikkat edin; Allah’tan gelen müjde ile sevinin” buyurmuştu. Sözünü bitirir bitirmez Hendek’te göz gözü görmez hale gelmişti; çadırlar yerinden kopup uçuyor, göz gözü görmüyordu. Zira fikren kendi aralarında ihtilaf çıkmıştı. Müşrik ordusunun bulunduğu yerde o gece büyük bir fırtına kopmuştu… Artık kopan fırtına kazanlarını ters yüz ediyor, kaplarını da sağa sola savuruyordu. Ateşleri sönmüş ve yuvaları dağılmıştı. Birden ortalık kararmış ve hendeğin bulunduğu yerde, yürekleri ağıza getiren bir gürültü hâkim olmuştu!  Hava o kadar kararmıştı ki, parmaklarının ucunu bile göremez olmuşlardı. Zaten soğuktan titremekte olan müşrikler, fırtınanın da tesiriyle iyice perişan hale gelmişlerdi. İçlerine korku sinmiş ve görünmez ordularla karşı karşıya geldiklerini hissetmişler ve büyük bir bozguna uğramışlardı. Müslümanların da morali bu sürpriz inayet karşısında yerine gelmişti. Zafer müminlerindi. İhanet edip anayasal suç işleyenler de cezalarını bulmuşlardı.


    (Reşit Haylamaz’ın, ‘Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı Efendimiz’ isimli eserden istifade ile…) 

    12 Eyl 2023 07:50