Keşifler

  • Abdullah Aymaz
  • Abdullah Aymaz
    03 Eki 2022 00:37
    Mevlanâ Celâleddin Rumî Hazretleri"nin Mesnevî'sinin birinci cildinin baş tarafında, “Bir kimse, hemdeminden, dil ve gönül arkadaşından uzak düşecek olursa, yüz tane dili ve ifadesi de olsa dilsiz kalır. Mevlana yukarıdaki beytin ilk mısrasında (Farsça aslında) bize şeb-i arûz (vefat) tarihini veriyor. Ebcet ile 672 Hicrî ve 1273 Miladî.”


    Şu beytinde Serum’a (aşı) işaret var. “Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak'tır. Dilediğini yapar. Öyle ki, hastalığın aynından – kendisinden – deva meydana getiriyor.” İşte mikroba temas eden beyt: “Ağızları açık zerreler gördüm. Onların neler yediklerini de söyleyecek olsam söz uzun gider.” 


    Başka bir yerde de şöyle buyurmuşlardı. “Birinci ibrette benim için ağlayacaksınız: Hicrî 672 Miladî 1273” Fransız Profesör Eva (Havva) Hanımefendi 49 yaşında Farsça öğrenip 18 sene çalışarak Mevlana Celaleddin Rumî’nin Mesnevi-i Şerifi'ni tercüme etmiş. Yukarıda anlatılanları ifade ettiği gibi ayrıca zerrenin (atomun) içinde bulunan nükleer enerji için “öyle bir güce sahip ki, o zerreden çıkan güç bir şehri mahveder” mealinde sözler söylüyor… 


    Üstad Hazretleri'nin ifadesiyle “İslâmî ilimlerin bir mucizesi olan Muhyiddin İbn-i Arabî de ancak vefatından sonra kurulan Osmanlı Devleti'nden Yavuz Selim’den, Dördüncü Murad’dan bahsediyor. Tekmile isimli kitabında “İlmü’l-İnikası ve intikas, fi’n-Nuri ve’n-Nuhas” diyerek “Nur ve bakır içinde başaşağı düşme ve düzgün doğru değişmenin ilmi” diyerek alternatif akım ve elektiriğe işaret etmektedir. 


    Üstad Bediüzzaman Hazretleri de: 1911’de basılan Muhakemat isimli kitabında ve yaklaşık 20 sene sonra yazdığı Lemalar kitabında cehennemden ve nerede olduğunu bahsetmektedir: “Gayb perdesi içindeki Âhiret alemine ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kainatı küçültülüp iki vilâyet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp tayin edelim. ‘Gerçek ilim Allah katındadır.’ Âhiret âlemine ait menziller, bu dünyevî gözümüzle görülmez. Fakat bazı rivâyetlerin işaretleriyle, âhiretteki Cehennem, bu dünyamızla münasebettardır. Yazın şiddet-i hararetine (Sıcaklığın şiddeti) cehennemin kaynayıp taşmasındandır. (Buhari) denilmiştir. Demek, bu dünyevî küçücük ve sönük akıl gözüyle o büyük Cehennem görülmez. Fakat Hakîm isminin nuruyla bakabiliriz, şöyle ki: Arzın yıllık yörüngesi altında bulunan büyük Cehennemi yerin merkezindeki küçük Cehennemi güya yerine vekil bırakarak bazı vazifelerini gördürmüş. Cenab-ı Hakk'ın mülkü pek çok geniştir. İlâhî hikmet nereyi göstermiş ise büyük cehennem oraya yerleşir. 


    “Evet, bir Kadîr-i Zülcelal ve ‘Ol! deyince oldurmaya’ mâlik bir Hakîm-i Zülkemâl, gözümüzün önünde kemâl-i hikmet ve intizam ile Ay’ı arza bağlamış.. azamet-i kudret ve intizam ile Dünya’yı Güneş’e bağlamış.. ve Güneş’i seyyareleri ile beraber Dünya’nın yıllık süratine yakın bir sürat ile haşmet-i Rubûbiyetiyle –bir ihtimale göre - Güneşler Güneşi tarafına bir hareket vermiş ve donanma elektirik lâmbaları gibi yıldızları, Saltanat-ı Rubûbiyeti'ne nurânî şahidler yapmış. Onunla saltanat-ı Rubûbiyetini ve azamet-i Kudretini göstermiş bir Zât-ı Zülcelâlin kemâl-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve Saltanat-ı Rubûbiyeti'nden uzak değildir ki, büyük cehennemi elektirik lambalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip âhirete bakan semânın yıldızlarını onunla yakıp alevlendirsin, hararet ve kuvvet versin. Yani Nur Âlemi olan cennetten yıldızlara nur verip, cehennemden ateş ve hararet göndersin. Aynı halde o cehennemin bir kısmını ehl-i azaba mesken ve hapishane yapsın.” (Birinci Mektup, Üçüncü Sual) 


    Kur’an-ı Kerim’de şu âyetler mevcut: “Onların varacakları yer Cehennem’dir. Onun ateşi zayıfladıkça onlara bir saîr (çılgın bir alev) artırırız.” (İsrâ / 97) “O gün Cehennem Biz: ‘Doldun mu?’ dedikçe ‘Daha yok mu?’ diye iştahını dile getirir.” (Kâf Suresi, 30) 


    Yukarıda geçen “Yaz sıcaklığının şiddeti Cehennemin kaynayıp taşmasındandır.” (Buharî) hadis-i şerifinden anlıyoruz ki, güneş hararet olarak cehennem ateşinden beslenmektedir. Cehennem de sönmeye yüz tutup harareti zayıfladığında “Cehennemin ateşi zayıfladığında o cehennemliklere bir sair (çılgın bir alev) artırırız.” (İsra Suresinin 97. ayetine göre) Cehennem de İlâhî Kudret'in artırdığı bir saîr (çılgın alev) ile beslenmektedir. 


    Bizler cehennem, denilince oranın sadece kötülerin ve kötülük yapanların hapsedildiği bir hapishane aklımıza gelirdi. Ama Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Cehennemin yani Cehennem-i Kübrâ’nın âhirete bakan bütün yıldızların, güneşlerin yani semadaki elektirik lambalarının fabrikasının kazanı hükmünde olduğunu Hakîm isminin tecellisine dayanarak söylüyor. Benim kanaatıma göre Üstad Hazretleri bunu, keşfe dayanarak ifade ediyor. O koca cehennemin sadece bir kısmının da günahkârların hapisanesi olarak ifade ediyor. Zaten âyette de Cehennem “Artık doldun mu sorusuna “Daha var mı?” Yani ben çok büyük ve genişim” diye cevap veriyor. 
    03 Eki 2022 00:37