Mehmet Ali Şengül Ağabeyimiz - I

  • Abdullah Aymaz
  • Abdullah Aymaz
    10 Tem 2023 09:07

    Muhterem ve merhum Ağabeyimizin 11 Temmuz vefat yıldönümü olması münasebetiyle bir hatırlatma ve hatırlama için bazı bilgilerimizi yenilemek istiyorum: Kendi eliyle yazdığı hatıralarından ve zaman zaman bana anlattıklarından Mehmet Ali Şengül Hocamızı tanıtmaya çalışacağım…


    Hocamız, “10 Mart 1945’de Burdur Yeşilova, Erledere köyünde doğdum. Annem Sâime, babam Hasan.” diyor. İlkokulu Dereköy’de okumuş. Asıl ismi Tahir olan ve meşhur ismi Fakir Baykurt olarak bilinen bir öğretmenin de öğrencisi olmuş. İlkokulu bitirdikten sonra Fakir Baykurt peşini bırakmamış. Onu öğretmen okuluna gönderip kendi düşüncesine göre yetiştirmek istiyormuş. Masraflarını da yükleneceğini taahhüt ederek aileyi ikna etmiş. Fakat babasının kısa dönem medresede ders aldığı Haşim Hoca, tevâfukan tam son gün gelmiş. Hasan Efendiye: “Evladım ben Kur’an’ı çok anlamam ama nankörlüğümüze ağlarım. Ya sen Kur’an’ı anlasan başını taşlara, kayalara vurursun!” diyor. Bunun üzerine Hasan Efendi “Allah’ım bana dört evlat verdin. Bunların   birisini hiç olmazsa Kur’an kursuna vereyim Allah’ı, Peygamberi ve dini öğrensin” deyip karar veriyor. Tâhir (Fakir Baykurt)  öğretmen, öğretmen okuluna ısrar ediyor ama Hasan Efendi vermiyor ve hemen Mehmet Ali evladını Çardak Kur’an Kursu’na veriyor.


    1958’de Çardak Kur’an Kursu’nda iken tren istasyonundaki Makascı Mustafa Bey, Mehmet Ali Hocamızı ve diğer kurs arkadaşlarını telaşla çağırıp, “Dünyanın en büyük âlimlerinden Bediüzzaman Hazretleri geçecek gelin çocuklar ona bir selam verelim” deyip onları Denizli-Afyon ana yoluna diziyor. Üstad Hazretleri arabasıyla geçerken pencereyi açıp iki eliyle onlara doğru selâm vererek ellerini kendisine doğru çevirip davet ediyor vaziyette bir ifadede bulunuyormuş… Yani “Gelin bu yüce davaya katılın” demek ister gibiymiş.


    Mehmet Ali Hocamız kurstan belli aralıklarla köyüne izne gidiyordu. Köyün 80 yaşlarında bir imamı vardı. Bir gün kendisini alıp kabristana götürdü. Bir kabrin başına geldiklerinde yaşlı hoca, “Evladım, bu kabirde cenaze yok, dinimiz gömülü!..”  dedi. Meğer Kur’an harfleriyle tedrisat yasaklanınca, bütün tefsir ve hadis gibi İslâmi kaynak kitapları, evlerinde bulundurmaktan insanlar korktuklarından dolayı getirip bu kabre gömmüşler.


    Kur’an okumayı öğrendikten sonra hâfız olmak için Denizli Merkez Kursu’na gitti. Orada, İstanbul’un meşhur hocalarından Hasan Akkuş’un talebelerinde Mehmet Aydınoğlu Hocadan hafızlığını yaptı. Aydınoğlu onu Çarşı Camii’ne götürüp, başına sarığı kendi eliyle sardıktan sonra imamete geçirdi ve arkasında namaz kıldı. Cemaate bu delikanlı çok iyi yetişti arkasında namaz kılabilirsiniz mesajını vermişti. Altı ay kadar vekaleten imamlık yaptı. Bu arada Risale-i Nur sohbetlerine gitmeye başladı. Böylece Muzaffer Arslan ve Ahmed Feyzi Kul Ağabeylerle tanışmış oldu… 


    1962  ve 1963 yıllarında yaz tatilinde imam hatip ve ilahiyatta talebe yetiştirme yurdundaki özel derslere her sene bir hafta ara verilip Bergama taraflarında Aşağı Şakran köyünde kamp yapılırdı. Bir kamp sonrası gece yurda dönmüştük. Yatsı namazımızı kadife sesli, hoş edâ bir tilavetle birisi kıldırdı. Ondan sonra fem-i muhsinle okuyan kavl-i leyyin, tavrı leyyin sahibi o Ağabeyimi Mehmet  Ali Hocamız hiç unutmadım. 


    Yaşar Tunagür Hocamızın vaazlarında cuma günleri müezzinliğini hep işte bu Mehmet Ali Şengül Ağabeyimiz yapardı. Onun için ona müezzinim derdi. Mısır’da okumak isteyen Mehmet Ali Ağabeyimizi Yaşar Tunagür Hocamız engellemiş ve İzmir’de kalmasını sağlamış ve bunu sırf ileride M. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye yardımcı olsun diye yapmıştı.


    1965’te askere gitti. İskenderun’da asker iken Çarşı Camii’nde vaaz etti.  Cemaat sonra etrafını sarıp “Sen Fethullah Hocayı tanıyor musun?” dediler. “Tanıyorum” dedi. Çünkü Hocaefendi 1964’te Yaşar Hocamızı ziyarete geldiğinde Mehmet Ali Ağabeyin sınıfını teşrif ettiğinde onu görmüştü. Hocaefendi de İskenderun’da askerliği yaparken aynı camide vaaz etmiş.


    Askerden terhis olur olmaz İzmir’e Kestanepazarı’ndaki kursa geri geldi. Kaydı silinmemişti. O günlerde Hocaefendi Türk Ocağı’nda “Kur’an’da Müsbet İlim”  üzerine konferans veriyordu. Orada Hocaefendi’yi dinledikten sonra ta kalbten çok samimi bir şekilde “Allah’ım ölünceye kadar bu zatla beraber bana hizmet etme fırsatını lütfeyle” diye dua etti…


    Bir cuma günü Hocaefendi kendisi çok rahatsız olduğu için Hafız İbrahim Kılıç Hoca’nın hutbeye çıkması için haber göndermişti. İbrahim hocamız da Mehmet Ali Ağabeye “Hutbeyi sen oku” dedi. “Hocam ben yapamam” deyince başını okşayarak “Hâfızım biz yaşlandık biz sizleri ‘ben yapamam’ demek için mi yetiştirdik.” dedi. O da çıkıp hutbeyi okudu. Hocaefendi şiddetli grip olduğu için başı gözü sarılı olarak müezzin mahfilinde namazını kılmıştı. Namazdan sonra  Mehmet Ali Şengül Ağabeyi tahta kulübesine çağırdı. Kendisini tanımak için sorular sordu. Ağabeyimiz de “Bize ders okutur musun?” diye bir istirhamda bulundu. Hocaefendi, “Beraber müzakere ederiz” dedi. Sonra birkaç arkadaşı ile özel derslere başladılar. Ondan sonra artık hiç ayrılmadılar ve hep beraber hizmet ettiler.


    Kahve sohbetlerini organize, öğrenciler için evler tutma hususunda öncü gayretleri olan Mehmet Ali Hocamız Bozyaka Yurdunda, Yamanlar Koleji’nde hep Hocaefendi’nin yanındaydı. Cömert ruhu, yumuşak konuşması, hâl ve tavırlarıyla hep problem çözücü bir denge insanı oldu. İknâ edici ve güven verici konuşmalarıyla, içten dıştan herkes üzerinde hep güven unsuru olmaya devam etti.

    10 Tem 2023 09:07