RSVP'yi neden seviyorum?

  • Kadir Gürcan
  • Kadir Gürcan
    26 May 2025 10:07

     

    İstanbul'da gerçekleştirilen Ukrayna-Kremlin görüşmeleri beklentileri karşılamadı. Öyle de olsa, üç yıl aradan sonra herşeye rağmen anlaşma masasında karar kılınmasını ümit verici bir adım olarak anlamakta fayda var. Özellikle Kremlin'in üç yıldır Nuh deyip peygamber dememe konusundaki ayak diretmekten vazgeçmesi bile iyiye alamet. Malum, pazarlık başladıysa anlaşma yakındır.

     

    Saray ve iktidar ev sahipliği yaptıkları görüşme trafiğine beklenen misafirlerin katılmamasına, belli etmiyorlar ama, çok içerlediler. Onlar biraz, kısa günün kârını hemen nakte çevireceklerini hesap etmişlerdi. Türkiye'yi değil de, son aylarda cilaları iyice dökülen iktidar yüzlerini dünya lideri(!) karmasına sokmak için iyi bir fırsat yakaladıklarını zannetmişlerdi. Aman ne debdebe, aman ne şatafat! Zat-ı Şahaneyi ellerinde gezdirirken murdar ettiler. Kadere bakın ki bekledikleri rüzgar nedense esmedi. Ukrayna can derdine düşmüş, bizim divanelerin üzüntüsüne bakın!

     

    Bu tür toplantılarda modern dünyanın geliştirdiği RSVP (Response, if it please you!, Aslına Fransızca répondez s'il vous plaît, tabirinden geliyor ama, daha fazla detaya gerek yok! ), “İlgileniyorsanız, lütfen cevap verin!” uygulaması, ev sahibi ve misafirler için medeni bir esneklik sunuyor. Konuklar katılmak istemedikleri toplantılara nazikçe hayır deme şansını ellerinde bulunduruyorlar. Ev sahipleri de hazırlıklarını katılacaklar listesine göre yapıp, gereksiz israf ve ihtişamdan korunmuş oluyorlar. İstanbul görüşmelerine ev sahipliği yapma şansı yakalayan Türk Hükümeti bu ayrıntıyı kaçırdığı için, toplantı konusunda nefesini iyi ayarlayamadı. Barış görüşmelerine katılanlardan daha çok, katılmayanlar konusundaki seviyesiz belirsizlikler asıl gündemi gölgeledi.

     

    Üç yıl boyunca otoriter idarelerin bilinen reflekslerine takılan Kremlin'in benzer idari anlayışlar için kullanılan “Omlet yemek istiyorsan, bir kaç tane yumurta kırmayı göze almalısın!” realitesi geçerliliğini koruyor. İki ülke arasında verilen zayiat ve insan kaybı artık rakam olarak da paylaşılmıyor. Herkes  “Zurna'da peşrev aranmaz. Savaş bu o kadar zayiat olacak!” kanıksamışlığı içinde Putin'in ikna olmasını bekliyor. İstanbul'daki görüşmelere gelmeyeceği tahmin ediliyordu. Sürpriz olmadı.

     

    İki ülke arasındaki barış görüşmelerinin İstanbul'da yapılacağı konusunda konsensüs sağlanmıştı. Putin'e yakınlığını her fırsatta dile getiren Saray'ın, Rus lideri bir türlü Türkiye'ye gelmeye ikna edememesindeki gizem hala çözülemedi. Kaldı ki, görüşmenin İstanbul'da yapılmasını ilk dile getirenlerden biri de Putin idi. Ortadoğu, Uzakdoğu, Afrika, Baltık ülkeleri hatta Kuzey Kore'yi ziyarette tereddüt yaşamayan Rus liderin, bu kez kesin gözüyle bakılan ziyaretini son anda değiştirmesi, barış görüşmelerinden çok Saray ve iktidarın itibarını kevgire çevirdi.

     

    Savaşın bitmesi konusunda kendisinden çok şey beklenen Trump'lı Amerika'nın şimdiye kadarki barış güvercini performansı da pek göz doldurmadı. Beyaz Saray'ın “Ukrayna-Kremlin Savaşı'nı iki saat içinde bitiririm!” vaadi bilinen ve yaygın saat birimleri açısından gerçekleşme imkanı bulmadı. Uluslararası işleyiş için biçilen vakt-i merhun'a herkesin riayet etmesi gerektiği bir kez daha anlaşılmış oldu. Hatta bunu bazıları Beyaz Saray'ın acziyeti olarak anlıyorlar. “ABD her istediğini yapar!” şeklindeki şehir efsanesini bir kez daha test etmiş olduk. Kaz'ın ayağı perdeliymiş.

     

    Mevcut iktidar Beyaz Saray'daki başkan değişiminde bu yana Trump ile kuzu sarması dolma samimiyeti izlenimi vermekte ısrarlı. Son İstanbul Barış görüşmelerinde, aynen Putin'de olduğu gibi Trump'ı bir punduna getirip Türkiye'ye getirme fırsatı yakalandığı havası estirildi. Hele son iki haftada bizzat Trump'ın ağzından “İstanbul'a gelebilirim!” mesajları paylaşılınca, Saray'ın sabaha kadar aydınlatıldığı, görevlilerin yirmidört saat alarma geçirildiği ve ülke ihtişamını sergilemek için özel bir gayret sarfedildiği bile paylaşıldı. Aynı hafta Ortadoğu gezisinde olan Trump yine “Perşembe günü İstanbul'a gelebilirim!” diyerek beklenti tansiyonuna tavan yaptırdı. Ama olmadı! Ne RSVP, ne randevu ne de devlet teşrifat geleneğine saygı! İktidarın bir hafta boyunca tek ayak üstünde Putin ve Trump'ı beklemesi devlet-i aliye rajonlarına pek yakışmadı.

     

    Son yaşanan tecrübe, karşılama geleneğine riayet kadar RSVP'nin sunduğu esnekliği de dikkate almanın gerekliliğini hatırlattı. Ev sahiplerini gereksiz heyecan ve müsrif hazırlıklardan koruduğu gibi, misafirleri de emr-i vakilerin ittiği katlanılmaz birlikteliklere itmiyor. Eğer RSVP'ye istenen zaman zarfı içinde cevap vermezseniz, davetsiz misafir konumuna düşüyorsunuz. Kendini bilen devlet, Trump'ın kararsızlığına “RSVP'ye kabuller kapatıldı!” restini göstermeli değil miydi?

     

    Trump'ın Türkiye'ye gelmemesine en fazla bozulanlar da havuz medyasının tatlı su entellektüelleri oldu. Suud ziyaretinde ABD Başkanı'nın ayakta alkışlanmasını Gazze ve Filistin meselesi ile birleştirip kınayan maaşlı medya esnafı, Saray'ın bir hafta boyunca Trump'ı ayakta beklemesini görmezden geldiler. Trump sürpriz yapıp Türkiye'ye şöyle bir uğrasaydı, ne Gazze, ne Batı Şeria ne de son iki yıldır gün be gün takip ettikleri ölü rakamları hatırlanacaktı.

     

    Neyse ki, aynı hafta içinde Türkiye yeni(!) petrol ve doğalgaz rezervleri buldu da iktidar ve Saray'ın derin bir iç çöküntüsüne düşmesi engellenmiş oldu.

    26 May 2025 10:07