Dehşetli planları boşa çıkarmak

  • Prof. Dr. Osman Şahin
  • Prof. Dr. Osman Şahin
    14 Tem 2023 07:37
    Sahabe mesleği ve “kardeşlerime selam” 3

    Hizmet-i imaniye ve Kur’an’iye düşmanları Hizmet insanlarını hizmetlerinden vazgeçirebilmek ve birbirlerine düşürmek suretiyle bitirebilmek için durmadan plan üstüne plan yapmaktadırlar. 


    Bunlardan en tehlikeli olanlarından bir tanesi, sahip oldukları imkânları ellerinden almak, bir suçları olmadığı halde hapishanelere atmak, sürekli yaptıkları takipler yoluyla korku verdirip bezdirmek gibi yollarla, “neden bunlar başımıza geliyor, biz hak yolda değil miyiz?” dedirterek dava hakkında şüpheye düşürmek, “Bu bela ve musibetlere falanlar neden oldu, bunun hesabını onlardan sormalıyız, onları hizmetten atmak lazım, yoksa ben bu işte yokum” dedirterek onları birbirlerine düşürerek birliklerini bozmak veya “Allah’ın rahmeti bunlara neden izin veriyor, mazlumlara neden yardım etmiyor?” dedirterek Allah (CC) hakkında kötü zanlara düşürmek ve O’nun (CC) rahmetini sorgulamak yoluyla isyana sürüklemektir. 


    Tarih boyunca hep uygulanagelen bu taktikleri boşa çıkarmak için mü’minlerin hadiseleri doğru okumaya ve dışta görülen nedenler kadar perde arkasında gizli olan sebeplere de dikkat etmeleri gerekmektedir.


    Aynı zamanda, insanın hür iradesini kullanarak sorumlu olduğu alanlarla ve hadiselerdeki kaderi planların rolleri hakkında çok iyi bilgi sahibi olmak gerekir. Böylece, gelecekteki hadiseler için sebepleri yerine getirmede insanın cüz-i iradesinin kullanılması yani sebeplere riayet edilmesi gerektiği ve iradesini nasıl kullandığından hesaba çekileceği anlaşılabilsin. Diğer taraftan, hadiseler gerçekleştikten sonra, Allah’ın (CC) insanın iradesini nasıl kullandığını da hesaba katarak takdir ettiği bela ve musibetlerde veya gerçekleşen her şeyde kaderi planların varlığı görülebilsin.


    İnsan iradesi ve kaderin makamları doğru anlaşır ve birbirine karıştırılmazlarsa, insanlar sorumluluklarını kadere atarak kurtulamayacaklarını, hadiseler gerçekleşmeden önce sebepleri yerine getirmekle sorumlu olduklarını ve aksi takdirde bunlardan hesaba çekileceklerini bilirler. 


    Diğer taraftan, hadiseler gerçekleştikten sonra kaderi planları da görmek suretiyle de başa gelen bela ve musibetlerin yol açabileceği zararları ortadan kaldırılabilir, her işinde rahmet ve hikmetinin cilveleri en mükemmel bir şekilde gerçekleşen Zat-ı Akdes’e (CC) karşı iyi ve doğru zanlar korunabilir ve O’nun (CC) rahmetine karşı tam bir güven ve itimat içerisinde olunabilir. 


    Bunlar doğru bilinemediğinde veya makamları birbirine karıştırıldığında, kadere imanın büyük nimetlerinden faydalanılamamakta ve kaderi inkâra kadar gidilebilmekte, kimileri hür iradelerini inkâr ederek sorumluluklarını kadere atarak kurtulmaya çalışmakta ve geçmişten dersler alıp geleceğe yönelik hazırlıklar ve planlar yapamamaktadırlar.  


    Peygamber varisleri, sürekli bu hakikatleri etrafındakilere telkin etmişler ve insanları yanlışlara düşmekten korumaya çalışmışlardır. Doğru bilindiğinde çok büyük faydaları meyve veren, ama yanlış bilindiğinde düşünce kaymalarına yol açan ve insanların maddi ve manevi hayatları üzerinde çok büyük tahribatlar meydana getiren bu hususları, hadiseler karşısında Kur’an-i ve Nebevi bakışın, duruşun ve yorumun nasıl olması gerektiğini her fırsatta anlatmışlar ve yaşayarak da göstermişlerdir:


    “Hem Risâle-i Nur'u, hem şâkirdlerinin kıymetlerini dünyaya işittireceğim. Yalnız size bunu ihtâr ederim ki: "Bu müdâfaamdaki kıymeti muhâfaza etmenin şartı, bu hâdisedeki ağız yanmasıyla Risâle-i Nur'dan küsmemek ve üstâdından darılmamak ve kardeşlerinden—sıkıntıdan gelen bahanelerle—nefret etmemek ve birbirine kusur bulmamak ve isnad etmemektir." 


    Yalnız tahattur edersiniz ki, Risâle-i Kader'de ispat etmişiz ki: "Başa gelen zulümlerde iki cihet var ve iki hüküm vardır: Biri insanın, biri kader-i İlâhînin. Aynı hâdisede insan zulmeder, fakat kader âdildir, adâlet eder. Bu meselemizde, insanın zulmünden ziyade, kaderin adâleti ve hikmet-i İlâhiyenin sırrını düşünmeliyiz."


    Evet, kader, Risâle-i Nur talebelerini bu meclise çağırdı. Ve mücâhede-i mâneviye inkişâf etmesinin hikmeti; onları, bu hakikaten çok sıkıntılı olan medrese-i Yusufiyeye sevk etti. İnsan zulmü ve bahanesi bir vesile oldu. Onun için sakınınız; birbirinize; "Böyle yapmasaydım ben tevkif olmazdım" demeyiniz.” (28. Lema 18. Nükte)


    MESLEĞİMİZ ŞÜKÜRDÜR


    Mü’minler “Yarattığı her şeyi güzel ve muhkem yaptı.” (32/7) ayet-i kerimesinden hareketle, meydana gelen her hadisenin ya bizzat güzel olduğunu veya neticelerine bakan yönleriyle güzel olduğunu bilmelerinin verdiği şuur ile hareket ederler ve şükrederler: 


    “Sizin için pek çok müteessirdim, elem beni eziyordu. Fakat bana ihtar edildi ki; kader ve kısmetinizde, beraber bu hapishânenin suyunu içmek ve ekmeğini yemek vardı. Bir eser-i rahmet-i İlâhiye ve bir cilve-i inâyet-i Rabbâniyye olarak bu suyu ve bu ekmeği beraber yememizin ve içmemizin en kolayı ve en hafifi ve en hayırlısı ve sevablısı ve Risale-i Nur şakirdlerinin en menfaatli bir dershâneleri ve en feyizli bir çilehâneleri ve düşmanlarına karşı ne derece ihtiyatlı davranmak lâzım geldiğini tâlim eden en hassas bir imtihan meydanı ve her birinde ayrı ayrı güzel meziyetleri bulunan bu arkadaşların birbirinin âlî meziyetlerinden ve güzel hasletlerinden ve birbiriyle tesis ve tecdid-i uhuvvetlerinden istifade etmek ve ders almak için en nurlu bir dershâne, bir tekke suretinde gördüğümden, bu vaziyetten değil şekvâ, belki bütün ruhumla şükür ettim. Evet, mesleğimiz şükürdür. Ve her şeyde bir vech-i rahmeti, bir cihet-i nimeti görmektir. Umumunuzun elemleriyle müteellim kardeşiniz.” (28. Lema 2. Nükte)


    Mü’minler, bilinçli bir şekilde, gerçekleşen ve yaşanan hadiselerin arkasında mevcut olan rahmet ve şefkatin varlığını araştırmalı ve bunlara bakarak duruşlarını sergilemelidirler. Üstad Hazretleri, Eskişehir hapishanesine talebeleri ile alındığı zamanlarda Risale-i Nur talebeleri çok ciddi araştırmalara ve sorgulamalara maruz bırakılmışlar ve her türlü entrikalara başvurmalarına rağmen, hiçbirini mahkûm edebilecekleri bir şey bulamamışlardı. Uzun bir zaman içerisinde hazırlanan ve Nur talebelerini tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen bu dehşetli planlar, harikulade bir inayet-i Rahmâni sayesinde çok az bir zarar ile atlatılabilmişti. Bu hadiseler doğru bir şekilde anlaşılabildiğinde arkasındaki bu güzellikler görülebilmektedir:  


    “Böyle pek büyük bir nimete karşı, şükür ve sürur ve sevinçle mukabele etmek gerektir. Bundan sonraki hayatımız bize ait olamaz; çünkü müfsidlerin plânlarına göre, yüzde yüz mahv idik. Demek bundan sonraki hayatı kendimize değil, belki hak ve hakikate vakfetmeliyiz. Şekvâ değil, şükrettirecek rahmetin izini, yüzünü, özünü görmeye çalışmalıyız.” (28. Lema 15. Nükte)


    İnşaallah sonraki yazıda hadiselerdeki sorumlulara yaklaşım konusu ile devam edelim…

    14 Tem 2023 07:37