Zalimlere Nebevi Muamelede zorlanmak

  • Prof. Dr. Osman Şahin
  • Prof. Dr. Osman Şahin
    12 Eyl 2022 07:03

    Fethullah Gülen Hocaefendi, "Fitneler Asrı ve Sulh Çizgisi" başlıklı Bamteli’nde toplumda kutuplaşmaların zirve yaptığı, insanların duygu ve düşüncede cinnet yaşadığı bu çok problemli zamanda, şefkat abidelerinin sükûnet, temkin ve teyakkuzun temsilcisi olmaları gerektiği üzerinde durmaktadırlar: “Böyle bir dönemde sükûnet, sekîne, temkin ve teyakkuzun temsilcisi olan insanlara, çok ağır başlı ve okkalı düşünceli olmak düşüyor. Tedbir ve temkin bütünüyle onlara düşüyor. Fitne tsunamileri ve fesat seylapları karşısında göğsünü gerecek, onları önlemeye çalışacak akl-ı selîm, kalb-i selîm, hiss-i selîm, ruh-u selîm sahibi insanlara.. mülahaza ve beyanları selim insanlara.. vurulduğu, dövüldüğü anda bile el kaldırmayacak ve karıncaya dahi basmayacak kadar şefkat abidelerine… Belki böyle davrananlar dünya cihetiyle kaybedebilirler fakat öbür tarafta Sahabe efendilerimizle ve Enbiyâ-ı izamla haşrolurlar. Allah onlarla haşreylesin!..”

    Akıl, kalp, his ve ruhta problemli olan insanların yol verdiği fitneler ve fesatları engellemek, ıslah etmek ve toplumda bozulan değerleri tekrar ayağa kaldırmak vazifesi de Hizmet insanlarına düşmektedir. Bu işi yaparken maddi birtakım kayıplar yaşasalar da ötelerde bu hususta tabi olduklarıyla beraber haşrolmak nimetine mazhar olacaklardır.  

    Aynı sohbette, meydana gelen kayıpları ve kaybedenlerin maruz kalacakları akıbetlerini görünce, en büyük bir acıyı ve ızdırabı karakterleri şefkatle yoğrulmuş olan insanların yaşayacakları ifade edilmektedir. “Fakat o zaman da şu anda içinizde yaşattığınız o şefkat duygusuyla belki onlara acıyacaksınız, ızdırap duyacaksınız; “Keşke” diyeceksiniz “vaktinde iyiyi, güzeli, doğruyu keşfetselerdi; doğru yolda kaybedenlerden olmasalardı; sırât-ı müstakimde trafik kazası yapmasalardı; sırât-ı müstakimde şeytanın oyuncağı haline gelmeselerdi…” 

    Fakat sizi bekleyen bir ızdırap var ki, bugün kötülük yapanlar, yarın birer mezar-ı müteharrik gibi peşi peşine devrildikleri zaman, saltanatları başlarına yıkıldığı zaman; -yazık- kitle psikolojisi ile kandırılıp sokaklara dökülen o gençler heder olup gittikleri zaman, “Yazık oldu!” diyeceksiniz; tedavisi, tamiri kâbil olmayan bir ızdırabı vicdanlarınızda duyacaksınız. Üzüleceksiniz!..

    Evet, şimdi çektiklerinizi aşacaksınız Allah’a tevekkül, teslimiyet, tefviz ve sikâ ile. Her şeyi O’na bağlamakla itminana ereceksiniz ve bu bâdireleri, bu gâileleri yok gibi göreceksiniz. Kendinize bir çarpı çekeceksiniz, “ene”yi atacaksınız; meseleyi “Hüve”ye bağlayacaksınız. “Madem Seni bulduk, her şeyden kurtulduk!” diyeceksiniz. Fakat size kötülük yapanlar birer birer, bir fırtınaya maruz kalmış ağaçlar gibi yıkılıp gittiğinde bu defa onlar için üzüleceksiniz…”

    Mü’min başına gelen bela ve fırtınaları kadere olan imanı, Allah’a olan tevekkülü ve tevhitte ulaştığı makam sayesinde aşacak ama kaybedenlerin, yıkılıp gidenlerin halleri karşısında büyük üzüntüler yaşayacaktır.


    NEGATİF DUYGULARI BASKI ALTINA ALMADAKİ ZORLUK

    Bir insanın kendisine büyük zulümlerde bulunan insanlar hakkında iyi düşünmesi, onları affedebilmesi, onların iyiliğine taraftar olabilmesi ve onların iyiliği için hayır duada bulunabilmesi zorlardan zor bir meseledir ve insanın fıtratıyla, adalet ve hakkını arama gibi fıtri duygularıyla da çatışan bir husustur. Bu yüzden, Allah ve Rasulü’nün bu konuda insanlara tavsiye ettikleri o yüksek ufku tutturabilmek ve her şeye rağmen bu zulmeden insanlara karşı da alicenap olabilmek ve onlara şefkat gösterebilmek herkesin başarılı olabileceği bir konu da değildir.

    Hocaefendi aynı Bamteli'nde, bu zorluklara şöyle dikkat çekmektedirler: “Keşke onlar giderlerken, sizin içinizde kendilerine bir Fatiha okuma ve bir “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn” deme duygusu oluştursalardı!.. Keşke bu kadar kalbî irtibat köprülerini kursalardı ve siz onları hayırla yâd etseydiniz!...

    Yâd etseydiniz de İnsanlığın İftihar Tablosu’nun şu beyanına uygun içinizden gele gele hareket edebilseydiniz. Edemeyeceksiniz, zorlanacaksınız. “Ölmüş gitmişlerinizin iyi ve güzel yanlarını yâd edin, kötülüklerini sayıp dökmekten sakının!” 

    Fakat çok zorlanacaksınız!.. Sövmüşler, saymışlar, üzerinize zift püskürtmüşler. Bunları birer birer gördüğünüz zaman bir kere daha, muktezâ-yı beşeriyet, tabiatınızdaki tepki, harekete geçecek. Sürekli içinizde reaksiyon hissi duyacaksınız. İşte o zaman iradenin hakkını kullanarak, bütün o olumsuz, negatif duyguları baskı altına almakta zorlanacaksınız.
     .  
    Evet, Kur’an’ın talim buyurduğu, “Rabbimiz!.. Bizi ve bizden önce iman etmiş bulunan bütün (Din) kardeşlerimizi bağışla ve iman edenlere karşı kalbimizde herhangi bir kötü duygunun uyanmasına meydan verme. Rabbimiz, muhakkak ki Sen, şefkati pek engin, (bilhassa mü’minlere karşı) hususî rahmeti pek bol olansın.” şeklindeki duayı onlar hakkında yapmak, bu âlicenapça duyguyu yakalamak için çok zorlanacaksınız…”

    Bu büyük zorluklara rağmen, peygamberler, peygamber varisleri ve onlara tabi olan hakiki mü’minler fıtratlarındaki yüksek şefkat ve imanları sayesinde buna muvaffak olmuşlardır ve günümüzün Hizmet insanları için de başka türlü bir yol ve davranış şekli söz konusu değildir. Hocaefendi aynı sohbette, bunun böyle olması gerektiğini ve bunu çok arzu ettiğini ve bir mü’min için başka bir yol bulunmadığını ifade etmektedirler: “Fakat o gün de o iç tepki ve reaksiyonlarınızı, iradenin hakkını vermek suretiyle baskı altına alacak, onlar hakkında katiyen kötü düşünmeyecek, tel’inde bulunmayacak ve “Hakkımızı helal etmedik!” demeyeceksiniz. Sizin sinelerinizin de bu duyguyla attığına hükmetmek istiyorum…

    Dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüz gerek. Hazreti Mesih, “Sağ tarafına bir tokat vururlarsa, dön bir tokat da sol tarafına vursunlar!” buyurur. Tokat atana tokatla mukabelede bulunma! Kendi hıncını alsın orada. Nedameti yaşayacak odur: “Yahu hiçbir şey demedi, ne insanmış meğer abide şahsiyetmiş.” Eğer iki tokat yemekle birini hizaya getirebileceksen, onu denemek lazım…

    Siz mülahazalarınızı mealiyâta (yüce hakikatlere, yüksek gayelere) bağlı götürüyorken birileri kalkıp size münasebetsizce “paralel” diyebilir, “haşhaşî” diyebilir, “terör örgütü” diyebilir, hatta bıçak taşımayan insanlara “silahlı terör örgütü” diyebilir. İki sene insanları içeride tutabilir, iddianame hazırlamayabilir, “çeksinler” diyebilir. Onlar hakkında hakkın, adaletin, istikametin gereği hüküm veren insanları da içeriye atabilir. Fakat bütün bu şenaatler, denaetler, densizlikler sizi aynı olumsuzluklara sevk etmemeli. “Fırsat ele geçerse biz de aynı şeyleri yaparız!” mülahazası rüyamızda bile aklımızın köşesinden geçmemeli.”

    Hocaefendi aynı Bamteli'nde, bir Müslüman’nın zalimlere boyun eğmediği gibi, kendisine yapılan zulümler karşısında şu kısa dünya hayatı için karakterinden taviz vermeyeceğinin de altını çizmektedirler:
    “Hizmet gönüllüleri, her şeye rağmen, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da hep kendi karakterlerini korumalı; üç beş günlük bir dünya için baş yarmamaya, göz çıkarmamaya, kem söz söylememeye, gönül kırmamaya ve herkese sevgi çağrısında bulunmaya azami dikkat etmelidirler. Onlar, Hazreti Üstad’ın şu sözlerindeki manalara bağlı kalmalıdırlar: “Senelerden beri çektiğim bütün ezâ ve cefâlar, maruz kaldığım işkenceler, katlandığım musîbetler, hepsi de helâl olsun!.. Seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, memleket hapishanelerinde geçti. Aylarca ihtilâttan men edildim. Divan-ı Harplerde bir cânî gibi muamele gördüm. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlere ve zindanlarda bana yer hazırlayanlara hakkımı helâl ettim.”

    Karakterimiz böyle ve bağlı olduğumuz hakikatler bunlar ise, bize zulmedenlerin zulüm ve kötülükleri bizi onlara karşı tenkîle, ibâdeye, gıybete, iftiraya ve işledikleri aynı şenaatleri işlemeye sevk edemez.”


    12 Eyl 2022 07:03