Bu vatana yazık olur

  • Safvet Senih
  • Safvet Senih
    22 Mar 2023 11:20
    Bediüzzaman Hazretleri, mahkemede diyor ki: “Hapsin haricinde de hapisten çok ziyade azap çektim. Şimdi benim için rahata vesile; ya kabir, ya hapistir. Hakikaten hayattan usandım. Bu yirmi sene haps-i münferitteki verilen azaplar, işkenceli tarassutlar, ihanetler artık yeter. Sonra Gayretullah’a dokunur, bu vatana yazık olur. Sizlere hatırlatıyorum.”


    “Dünyaya karışmak arzusu bizde bulunsaydı, böyle sinek vızıltısı gibi değil; top güllesi gibi ses ve patlak verecekti. Divan-ı Harb-i Orfide ve Mustafa Kemal’in hiddetine karşı Divan-ı Riyasette şiddetli ve dokunaklı müdafaa eden bir adam, on sekiz sene zarfında kimseye sezdirmeden dünya entrikalarını çeviriyor diye onu itham eden elbette bir garazla eder. Bu meselede benim şahsımın veya bazı kardeşlerimizin kusuruyla Risale-i Nur’a hücum edilmez! O, doğrudan doğruya Kur’an’a bağlanmış! Kur’an dahi Arş-ı Azam ile bağlıdır. Kimin haddi var, elini oraya uzatsın, o kuvvetli ipleri çözsün.


    “Hem bu memlekete maddî ve mânevî bereketi ve fevkalâde hizmeti, otuz üç Kur’an âyetinin işaretleri ile ve Hz. Ali’nin (R.A.) üç gaybi kerameti ile ve Abdülkadir Geylânî (k.s.) Hazretleri’nin verdiği kat’î haber ile tahakkuk etmiş olan Risale-i Nur, bizim âdî ve şahsî kusurlarımızla mesul olmaz ve olamaz ve olmamalı! Yoksa bu memlekette hem maddî, hem mânevî, telâfî edilmeyecek derecede zarar olacak. Bazı zındıkların şeytanlığı ile Risale-i Nur’a karşı çevrilen planlar ve hücumlar inşaallah bozulacaklar. Onun talebeleri başkalarına kıyas edilmez, dağıttırılmaz, vazgeçirilmez, Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle mağlup edilmezler! Eğer maddî müdafaadan Kur’an men etmeseydi, bu milletin can damarı hükmünde umumun teveccühünü kazanan ve her tarafta bulunan talebeler, Şeyh Said ve Menemen hadiseleri gibi cüz’î ve neticesiz hadiselere bulaşmazlar; Allah etmesin, eğer mecburiyet derecesinde onlara zulmedilse ve Risale-i Nur’a hücum edilse, elbette hükümeti iğfal eden zındıklar ve münafıklar bin derece pişman olacaklar!”


    “Elhasıl, ya Risale-i Nur’u tam serbest bırakınız veyahut bu kuvvetli ve zedelenmez hakikatı elinizden gelirse kırınız. Ben şimdiye kadar sizi ve dünyanızı düşünmüyordum ve düşünmeyecektim, fakat mecbur ettiniz. Belki de sizi ikaz etmek lâzım idi ki, kader-i İlâhî bizi bu yola sevketti.”


    “Ey dinini dünyaya satan ve küfr-ü mutlaka, düşen bedbahtlar!  Elinizden ne gelirse yapınız. Dünyanız başınızı yesin ve yiyece!  Yüzer milyon kahraman başların fedâ oldukları bir kudsî hakikate, başımız da fedâ olsun! Her cezanıza ve idamınıza hazırız.”


    “Son sözüm: Efendiler, Reis Bey, dikkat ediniz Risale-i Nur’u talebelerini mahkûm etmek: Doğrudan doğruya küfr-ü mutlak hesabına Kur’anî hakikatı ve iman hakikatlerini mahkûm etmek hükmüne geçmekle bin üç yüz seneden beri her senede üç yüz milyon Müslümanın üzerinde yürüdüğü ve üç yüz milyar Müslümanların hakikate ve dünya ve âhiret saadetine giden büyük caddelerini kapatmaya çalışmaktır. Hem de onların nefretlerini ve itirazlarını kendinize celbetmektir. Çünkü o caddede gelip gidenler, gelmiş geçmişlere duaları ve hasenatlarıyla yardım ediyorlar.


    “Hem bu mübarek vatanının başına bir kıyamet kopmasına vesile olmaktır. Acaba Muhkeme-i Kübrâ’da, bu üç yüz milyar dâvâcıların karşısında sizden sorulsa ki, ‘Doktor Duzi’nin, baştan nihayete kadar baştan ayağa İslamiyetiniz vatanınız ve dininiz aleyhinde ve firenkçe İslam Tarihi nâmındaki eseri ki, zındıkların kütüphanelerinizdeki eserlerine, kitaplarına, serbest okumalarına ve o kitapların talebeleri kanunuzca cemiyet şeklini almalarıyla beraber, dinsizlik veya komünistlik veya anarşistlik veya pek eski ifsat komitecilik veya menfi Turancılık gibi siyasetinize muhalif cemiyetlerine ilişmiyordunuz? Neden hiçbir siyasetle alâkaları olmayan ve yalnız iman ve Kur’an Cadde-i Kübrası’nda giden ve kendilerine ve arkadaşlarını idam-ı ebediden ve hapsi münferiden kurtarmak için Kur’an’ın hakikî tefsiri olan Risale-i Nur gibi gayet hak ve hakikat bir eseri okuyanlara ve hiçbir siyasî cemiyetle münasebeti olmayan o hâlis dindarların birbiriyle uhrevî dostluk ve uhuvvetlerine cemiyet nâmı verip iliştiniz? Onları pek acip bir kanunla mahkûm etmek istediniz?’ dedikleri zaman ne cevap vereceksiniz?  Biz de sizden soruyoruz…


    “Sizi iğfal eden ve adliyeyi şaşırtan ve hükümeti bizimle, vatana ve millete zararlı bir surette meşgul eyleyen muârızlarımız olan zındıklar ve münafıklar, istibdad-ı mutlaka cumhuriyet nâmı vermekle, irtidâd-ı mutlakı rejim altına almakla, sefâhet-i mutlaka medeniyet ismini vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye kanun ismini takmakla hem sizi iğfâl, hem hükümeti işgal, hem bizi perişan ederek, hâkimiyet-i İslâmiyeye, millete ve vatana ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.


    “Ey efendiler! Dört senede dört defa dehşetli zelzeleler, tam tamına dört defa Risale-i Nur talebelerine şiddetli bir surette taarruz ve zulüm zamanlarına gelmesi ve hücumun durmasıyla zelzelenin durması işaretiyle, şimdiki mahkûmiyetimiz ile gelen semâvî ve arzî belâlardan siz mesulsünüz.” Denizli Hapishanesinde tecrid-i mutlak ve haps-i münferidde mevkuf Said Nursi.


    Üstad Bediüzzaman’ın bu cesur ve gerçekleri ortaya koyan müdafaası insaflı ve adaletli hâkimleri (Ali Rıza Balaban ve Hesna Şener’i) beraat vermeye iknâ ve mecbur etmiştir. İşte bu karar, bundan sonra mahkemelerde, bilhassa Yargıtay’ın da tasdik ile muhkem bir kaziyye olarak, bütün beraatlerin esasını teşkil etmiştir.


    22 Mar 2023 11:20