İşte gerçek eğitimciler böyle olmalı

  • Safvet Senih
  • Safvet Senih
    02 Şub 2023 10:07
    Denilir ki: Bir insana kitap hediye etmek istersek, önce o kişiyi iyice okumak sonra uygun olanı vermek gerekir. Yoksa hediyeniz boşa gider hatta ters teper. İnsanlara üslûb olarak kavl-i leyyin, hâl-i leyyin ve tavr-ı leyyin ile muâmele etmek lâzımdır. Yoksa şu enâniyetlerin çifteleştiği zamanda usûl, üsluba fedâ edilmiş, güzellikler sertliklerin insafına bırakılmış olur.


    Her madenin bir erime noktası vardır. O noktadaki bir hararet karşısında erimeyen kalmaz. En sert fıtratlar bile sevgi ve şefkatin harareti karşısında yumuşar ve erir. Şefkat ve muhabbete çok aç ve muhtaç olan insanlığın inadının da hikmetle sunulmuş sevgi ve merhamet karşısında bal mumuna döneceğine derin bir ümidimiz olmalıdır.


    Mübarek zemzem-i şerifin dominant bir yapısı vardır; bir bardak zemzem bir sürahi dolu suyu kendine döndürebilir. Hikmetle donatılmış şefkatle doygunluk derecesinde beslenmiş fıtratlar zemzem mübarekliğinde kendilerinden 17 kat daha bir toplumun içine girince yüzde doksan nisbetinde kendilerine benzetmişlerdir. 1071’de Anadolu’ya girenlerin karşısındaki beş milyon nerede?  Onların içine giren üç yüz bin nerede? Hatta dünyayı kasıp kavuran Cengiz’in torunları işgal ettikleri topraklarda karşılaştıkları güzellikler karşısında, mağlup ettiklerinin güzellikleriyle bezenmişlerdir.


    Medenilere galebe icbar ile değil, iknâ iledir


    “Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz”  buyuran bir Rehberimiz varken, öfkeyle, düşmanlıkla muâmele ne demek oluyor? Bizim, aslında bütün, kusur ve başarısızlığı her zaman kendinde arayan rehberlere ihtiyacımız var. Merhum Mehmet Ali Şengül Hocamızın 45-50 sene önce şahit olup anlattığı bir gerçek var: “Bir gün aile özlemiyle üç öğrenci kaçmışlar. Sağ-sol çatışmalarının hızlandığı bir dönemdi. Henüz 12 Eylül olmamıştı. Ama sıkıyönetim ilan edilmişti. Onun için köylerine gidememişler, yurda da dönmemişler. Gidip bir otobüs durağının banklarında sırt sırta verip uykuya dalmışlar. Devriye gezen bir binbaşı ve görevliler bunları fark edip alıp askeri hastane de yatırmış. Sabahleyin yurda telefon ettiler. Yurt idarecisi olduğum için telefona ben çıktım. Bana “Burada üç talebeniz var lütfen gelip alın” dediler. Alıp getirdim ve karşıma alıp nasihat ettim. “Haklısınız anne ve babanızı özlüyorsunuz ama kaçmak çare değil. Çok özlediğiniz zaman bana haber verirseniz, size izin veririz veya anne-babanızı buraya çağırırız, beraber hasret giderirsiniz” dedim. Bir daha kaçmayacaklarına dair söz verdiler ama buna rağmen üç ay sonra yine kaçtılar. Yine nasihat ettim. Ayrıca “Biraz sabretmezseniz okuyamazsınız, istikbalinizi kazanamazsınız. Bakın sizin diğer arkadaşlarınızın da anne-babaları var; onlar kaçmıyorlar:” dedim. Yine söz verdiler buna rağmen üçüncü defa bunlar yine kaçmışlar. Tren istasyonunda bilet alıp beklerken, görevli bunların kaçak olduğunu tahmin ediyor. “Çocuklar buralarda hırsızlar, yankesiciler vardır. Biletlerinizi cüzdanlarınızı bana bırakın tren gelince ben size veririm diyerek, onlardan gerekli bilgileri alıyor ve yurda telefon ediyor. Ben de gidip onları getiriyorum. 


    Hocaefendi, Yüksek İslam öğrencilerine ders veriyordu. Bana, “Biraz kalın olsun, bana üç tane demir sopa getir” dedi. Ben de bir demir sopa bile yeter acaba niye üç tane istiyor diye kendi kendime konuşarak üç demir sopa bulup getirdim. Dersi bittikten sonra onları ve beni kendi odasına götürdü. Bana “Ceketini çıkar” dedi. Kendi ceketini de çıkardı. Demir sopaları birer birer onları ellerine verdi. “Ceza suçlulara verildiğine göre suçlu biziz. Size öğretilmesi gerekenleri öğretemedik, anlatılması gerekenleri anlatamadık. Öyleyse cezayı biz çekeceğiz. Şimdi sizler bize cezamızı vereceksiniz. Vurun bakalım!” dedi. Onlar ellerindeki demirleri yerlere atıp “Asla olmaz!” diye ağlayarak yalvarmaya başladılar. “Bir daha kaçmayacağız. Siz bizi affedin yeter!.. Ne olur!” diye bağırıyorlardı. Gerçekten bir daha kaçmadılar.


    Bu olay Fountain dergisinde yayınlanınca, Amerika’da bir üniversitede dil kurslarına devam eden bir öğrencimiz bunu bir hocaya takdim ediyor. O da diyor ki: “İşte gerçek eğitimciler böyle olmalı. Başarısızlığın suçunu kendinde bulmalı.” diyor. 

    02 Şub 2023 10:07