[Abdullah Aymaz] Dünyada hâlâ böyleleri varmış!

“Allah, Allah! Dünyada hâlâ böyle insanlar var! Dünya bunların yüzü suyu hürmetine ayakta duruyor.”
ABDULLAH AYMAZ 

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, 1980 darbesi sonrasında bir kış gününde askerlik yapan arkadaşları ziyarete gittiğinde Burdur’da, namaz kılmak için girdiği caminin odunlarını sobada yaktıkları için, bir kamyonluk odun parası bırakıp bir pusula yazarak helâllik dilemiştir. Öbür hafta cumada imam bunu hutbede cemaate, “Allah, Allah! Dünyada hâlâ böyle insanlar var!  Dünya bunların yüzü suyu hürmetine ayakta duruyor.” diyerek anlatmış. Buna şahit olan cemaatten bir arkadaşımız meseleyi bildiği için bize nakletmişti. 

2007’de Almanya’da yaşayan Yılmaz beyle tanışmıştık. Yılmaz bey bize şubları demişti, “On yedi yaşımda Almanya’ya gelmiştim. Tahsilimi yaptım. Erbakan Hoca o zaman doçent idi. Onunla görüşürdük. Daha önce Almanlar, Sicilya’dan altı aylık işçiler getirirlerdi. İtalya’da işçi ihtiyacı olunca onlar artık Almanya’ya gelmez oldu. Onun için Türkiye’den altı aylık geçici işçiler istediler. Önce bin tane kadın işçi getirdiler. Onları gönderdiler. Tekrar başkalarını getirdiler. Tahsilli hatta orta okul mezunu bile istemiyorlardı. İlk okul mezunlarını ve köylüleri istiyorlardı. İlk zamanlar seçme işlerini biz yapıyorduk. Ama ihtiyaç 1962’de bir veya bir buçuk sene içinde bir milyon işçi getirmek zorunda kaldılar. Sosyal hakları ile ilgili hiçbir anlaşmamız yoktu. Sonra işçi çocukları ve aileleri gelmeye başladı. Mescit yerleri meselesi çıktı. Diyanet İşleri, din adamı gönderdi. Hem de vaiz-müftü seviyesinde… Fakat hocalarımız hakkıyla üzerlerine düşeni yapmadılar. Maalesef devletimiz,  işçilerimizi Türkiye’ye döviz getirecek sağmal inek gibi görüyordu. Ortaklık teklif ettiler. Ama Türkiye’den söz sahibi ortaklar cüzî paralarla katıldılar ama işçilerin bütün paralarının üzerine oturdular. Bunların çoğu ağa, hatta şeyh görünümde aslında  kimselerdi. Sonra bunlar siyasete girdiler... İşçiler mağdur olunca bu sefer devlet işçi ateşeleri gönderdi fakat onların çoğu da yine ağa çocuklarıydı. Hiçbir iş yapmadılar. Akşama kadar konsolosluklarda oturdular, akşamları ahlaksızlara koştular. Sonra din adamı görünümde işçilerin parasını toplamak için simsarlar geldi. Bir tanesini gördüm. Cuma kıldıracaktı, okuyacağı şeyleri bilmiyordu; hep yanılıyordu. Ama para toplarken hiç yanılmıyor çok güzel nutuk atıyordu. Biraz da bunlar sömürdü. Sonra bazı işadamlarımız Avrupa’daki iş adamı derneklerimizi Türkiye’ye davet ettiler. Onların niyeti de ‘Bunlardan nasıl istifade ederiz?’ arzusu idi. Ben İzmir’de bu niyetlerini  bir toplantıda yüzlerine söyledim.”

Servet Bey anlatmıştı, “Paris’te Abdülhamit Camii var (Platz d’İtalia Mosgue)  İtalyan Meydanı’nda bu camide bir külliye… İçinde bahçe ve hamam, Kur’an Kursu ve kütüphane var. Şimdi Tunuslulara veya Cezayirlilere ait bir camiye gittim. Orada, uzun  boylu, favorili Cezayirli bir adam vardı. Onunla kucaklaştık fakat anlaşamadık. Bir genci çağırdı. O beni gezdirdi. O beni hamama götürdü. Orada gusülden bahsettim, ona guslü öğrettim. Aynen bizim hamamlar gibi. Beraber yıkandık. Sonra camiye geldik. Anlatınca o adam beni tutup bir arabaya bindirdi ve evine götürdü. “Biz Cezayir’den geldik ama Kur’an okumasını bilmiyoruz. Fransızlar katliam yapıp büyüklerimizi öldürdü. Biz câhil kaldık. Bize sen Kur’an okuyabilir misin?’  dediler. Okudum. Sonra bize namazı öğret dediler.”

İsra Suresi’nin 62-65 âyetlerinde Şeytan isyan edince şöyle demişti: “Çamurdan yarattığın kimseye mi ben secde edeyim? Benden üstün kıldığın adam bu mu? Eğer kıyamet gününe kadar bana bir mühlet versen, gör bak nasıl da onun soyunu pek azı dışında kumandam  altına alacağım!’  dedi.  Allah, ‘Defol oradan, kim sana tâbî olursa, iyi bilin ki, Cehennem sizin cezanızdır. Ceza ki, ne ceza!’ buyurdu… Allah sonra şöyle buyurdu: ‘Onlardan gücün yettiğini sesinle aldatıp kötülüklere kaydır. Süvarî ve piyade olarak bütün kuvvetlerini toplayarak onların üzerine yürü…  Mallarına ve evlatlarına ortak ol, bol bol vaadlerde bulun onlara!’ Şeytan bu! Onları aldatmadan başka ne vaad eder ki! Benim gerçek kullarıma senin asla bir hâkimiyetin olmayacaktır. Rabbinin onları koruyucu olması yeter de artar” De… Kumar ve içkinin şeytanın pisliği olması (Mâide Suresi, 5/90)  aslında misal alemindeki temessülleri öyledir…

2007’de Johannesburg’ta karşılaştığımız Erhan Bey demişti ki: “Mozambik’te Şâşâî illeri var. Hindistanlı Müslümanlardan Muhammed Emin isimli bir toptancı var. ‘Siz buralara sırf  Kurban eti dağıtmak için mi geldiniz?’ diye sordu. (Bunu ısrarla birkaç defa sordu ve ilave etti)  ‘Yoksa ticarî bir niyetle mi geldiniz?’ dedi. Biz de “Sadece ve sadece…” deyince, gözleri parladı ve çok sevindi ve ‘Deseniz ya… Osmanlı evlatları tekrar buralara gelmeye başlamışlar!..’ dedi.” 
31 Mayıs 2022 11:54
DİĞER HABERLER