Erdoğan’dan kaçıp Ergenekon’a sığınan Haşim Kılıç...

Haşim Kılıç, oğlunu savunmak üzere bir açıklama yaptı. İki cümle ile oğlunun isnat edilen suçla ilişkisi olmayacağını söyledikten sonra uzun uzun kendini savundu.
BÜLENT KORUCU- TR724.COM

Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç zor günler geçiriyor. Oğlu Fatih Samed hakkında ByLock kullandığı ve ‘FETÖ’ şüphelisi olduğu iddiasıyla yakalama kararı çıkarıldı. Böylece ‘herkes bu acıyı yaşayacak’ kahinleri listelerine bir çentik daha attı. Haşim Kılıç bunu hak etmek için ne yaptı ya da yapacaktı? Rivayet muhtelif… “Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte hareket ediyordu; o ekibe bir gözdağı” diyenler var. Anayasa Mahkemesi üyelerine ‘Mehmet Altan, Şahin Alpay Kararı’nın cevabı olarak görenler de az değil. Her ikisi de olma ihtimali yabana atılmamalı. İki şıkkın yanına AKP içinde gevşeyen safları sıkıştırmayı da eklemeliyiz. Korku imparatorluğunun sürmesi için belli periyotlarda kurbana ihtiyacı var. Ve kurban her seferinde daha büyük olmak zorunda. Önceki büyük kurban eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’tı. Bir sonraki hedef doğrudan Abdullah Gül olursa şaşırmam. Belki Ahmet Davutoğlu araya alınabilir. Korkunun sürmesi için ‘ona bile yapılıyorsa’ hissi kitlelerde diri tutulmalı.

Birinci şıkkı yani Gül ve arkadaşlarına yakınlık suçunu belgeleyen bir fotoğraf çekildi iki hafta önce. Babasının cenaze töreninde Kılıç’ın yanında saf tutanlar, Cemil Çiçek, Beşir Atalay, Sadullah Ergin’di. Gül’ün bulunmaması ‘Kartal görünümlü serçe’ tanımına uygundu. Tipik çekingen Gül… Cenazelerde boy göstermeyi seven Erdoğan’ın olmaması aradaki mesafenin göstergesiydi. Yakalama kararı ise ayağınızı denk alın mesajıydı. AYM üyeleri de bu mesajdan nasiplendi hiç şüphesiz. İki üyeyi 15 Temmuz sunağında kurban etmeleri onlara biraz nefes aldırdı. Ancak ‘Altan-Alpay’ çıkışı yüzünden yerel mahkeme eliyle tokatlandılar. Kılıç’ın oğluna yakalama son noktayı koydu; bugün aynı kararı veremezler.



 

NEDEN ‘AKP’Yİ KAPATTIRMADIM’ DEMİYOR?

Haşim Kılıç, oğlunu savunmak üzere bir açıklama yaptı. İki cümle ile oğlunun isnat edilen suçla ilişkisi olmayacağını söyledikten sonra uzun uzun kendini savundu. Demek ki o da asıl hedefin farkında. AYM’deki görev süresine yaptığı atıf önemli bir ayrıntı. “42 yıllık devlete hizmet hayatının büyük bölümünü Anayasa Mahkemesi’nde geçirmiş, emekli bir yargı mensubuyum” derken 26 yıllık mahkeme üyeliğine vurgu yapıyor. Rahmetli Turgut Özal, onu AYM’ye üye atarken büyük mücadeleler verdi. Cumhurbaşkanı Özal’a kafa tutan, atadığı üye Süleyman Aslan’ı göreve başlatmayan, odanın kilidini değiştirip adamı dışarıda bırakan mahkeme Başkanı Yekta Güngör Özden’e atılmış bir goldü.

Ama açıklamanın en dikkat çekici kısmı şu: “Görev sürem içinde, ‘FETÖ’nün Balyoz, Ergenekon ve buna benzer davalarla kurduğu kumpasları, bireysel başvuru kararlarıyla tespit ederek etkisiz hale getiren Anayasa Mahkemesi’nin başkanı olarak oğluma yapılan bu suçlama, beni ve ailemi derinden üzmüştür.” Öncelikle şunu düzeltelim; söz konusu kararlarda Kılıç’ın imzası yok. Çünkü Genel Kurul’un değil alt komisyon gibi çalışan ve beş üyeden oluşan kurulun oy birliği ile aldığı bir karar. Sıkı durun o kurulun başkanı da Alparslan Altan. Hani şu 15 Temmuz’dan sonra kurban edilen iki üyeden biri. 18 aydır tutuklu ve bildiğim kadarıyla hâlâ mahkemeye bile çıkmadı. Ve bireysel başvurusuna AYM’den cevap alamıyor. O dönemde hükmen tutuklu olan İlker Başbuğ’lar için verilen karar onlara çok görülüyor.

Pekala Haşim Kılıç neden bu karara sığınmak zorunda hissediyor kendini? “Ben bir oyla AKP’yi kapatılmaktan kurtaran adamım” demesi beklenmez miydi? Ulusalcı dayatmaya karşı her seferinde başörtüsü konusunda sergilediği direnişi destanlaştırması gerekmez miydi? Neden imzası bile olmayan Ergenekon ve Balyoz sanıklarının tahliyesi kararına sığınıyor? Sebebi basit, iktidar koalisyonunda Erdoğan cephesinden umudu kesmiş; diğer ortaktan eman diliyor! Erdoğan’ın kitabında vefa yok, merhamet ise acizlik. Birine istisna tanısa sonu gelmez diye düşünüyor.

Ergenekonculara yapılan atıfla birlikte, açıklama bir savunmadan çok iltica talebi olarak okunabilir. Karşılık bulacağı konusunda şüpheliyim. Koalisyon ortakları böylesi bir kırılma için hazır değil, hâlâ birbirlerini kolluyor. Ayrıca ve daha önemlisi Ergenekoncuların Kılıç’a öfkesi, Erdoğan’dan az değildir. Onun seçilmesi bir meydan okumaydı, verdiği oylar da öyle. Bunu unutmadılar. Hele AKP’yi kapatmama kararı affedilir gibi değil. O karar Erdoğan’ı kurtardı ve gerçek iktidarın ortağı haline getirdi. Kapatmama kararından sonra yargılanarak ödedikleri bedel de cabası. Siz olsanız bunları unutup affeder misiniz?

ERDOĞAN İSKELEYİ SÖKÜYOR

Erdoğan’ın yukarıda söylediklerime ek olarak ‘kullan-at’ stratejisini hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Daha havalı söyleyeceksek; karşı devrim çocuklarını yiyor. Erdoğan hayalindeki binanın inşasını tamamladıkça kullandığı iskelenin parçalarını söküp atıyor. Haşim Kılıç, inşa sürecinin en önemli aparatlarından biriydi. Şimdi sökülmesi de aynı hedefe hizmet ediyor. Aparat olmanın kaçınılmaz sonunu yaşıyor.

AKP’yi kapatmayıp, laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmaktan para cezası veren kararı okurken, ‘Parti bu uyarıyı dikkatle değerlendirmek zorunda!’ demişti. Gerçekten de Erdoğan mesajı iyi aldı! Sistemde engel çıkarabilecek bütün denge ve fren mekanizmalarını devreden çıkardı. Erdoğan sistemin tabutuna ilk çivileri çakarken ona yardım ve yataklık edenler Gül ve Kılıç’tı. Sızlanıp şikayet etmeleri bu sebeple aksi seda bulmuyor. “Soruşturmanın gizliliği nedeniyle aileye verilmeyen bilginin basın organlarında ayrıntılı biçimde yer alması oldukça düşündürücü ve üzücüdür” cümlesi ‘kendin ettin kendin buldun’ nidalarıyla karşılanıyor.

Kılıç, başkanlığı döneminde kötü sınav verdi. O da Cumhurbaşkanı Gül gibi ‘içeyim ama sarhoş olmayayım’ ayağındaydı. Hem demokrat görünüp hem Erdoğan’a çanak tutmanın sonu bu! Anayasa’ya açıkça aykırı HSYK kanununu Gül ile paslaşarak iş işten geçtikten sonra iptal etmeyi ilk sıraya yazmak lazım. Kılıç’ın şikayet ettiği yargının ilk harcı o gün konuldu. Erdoğan HSYK’yı ele geçirdikten sonra kanunu iptal etmek ucuz bir kurnazlıktı. Sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde karar vermemek ise Erdoğan’a ‘bildiğin gibi yap’ kredisiydi.

Özal, Kılıç’ın AYM’deki son dönemini görse, onu atamak için yaptığı mücadeleden pişman olur muydu? Ne dersiniz…
29 Ocak 2018 13:37
DİĞER HABERLER