Evrensel Yayın Yönetmeni: Gazeteci toprağa düşene kadar tepki sınırlı kalıyor

Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, Türkiye'de gazetecilerin başına silah dayanmasına, gözaltına alınmasına, tutuklanmasına verilen tepkilerin yetersiz olduğunu söyledi. Polat, "Türkiye'de maalesef gazetecinin kanı akmadan çok büyük tepkiler olmuyor. Çalışan gazeteciler ciddi tehdit altında olduğu için bir eylemde görülürse işten atılacağını düşünüyor. Bir gazeteci toprağa düşene kadar tepkiler daha sınırlı kalıyor." dedi.

Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe'nin gözaltında iken öldürülmesinin ardından 20 yıl geçti. Göktepe'nin arkadaşı Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, Cihan Haber Ajansı'na (Cihan) konuştu.
1990'lı yıllarda çok sayıda gazetecinin ölümüne şahitlik ettiklerini belirten Polat, o dönemi şöyle anlattı: "Bunlar ağırlıklı olarak Kürt sorununun içindeki çatışma sürecinde onu izleyen gazetecilerdi. Büyük çoğunluğu da Kürt gazetecilerdi öldürülenler. Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç, Abdi İpekçi de öldürüldü, Hrant Dink'le devam etti. Bunların her birinin üzerinden daha sonraki süreçte farklı mesajlar verilmek istendiğini biliyoruz. Atatürkçü olarak bilinen biri öldürüldüğünde biraz daha laiklik etrafında bir tartışma üzerinden mesaj verilmek ve kitleler mobilize edilmek istendi. Diğer taraftan da Kürt sorunuyla ilgili sürecin devamı olan politikalarla aslında Milli Güvenlik Kurulu (MGK) konseptiydi bu süreç. Sürecin hemen arkasından 1996'da batıda da çeşitli hak arama eylemleri vardı. Bu hak arama eylemlerini izleyen gazeteciler polisin baskısıyla karşılaşıyordu. Çok sayıda gazeteci dayak yiyordu."

Metin Göktepe'nin öldürülmesinin çok göz önünde bir cinayet olduğunu kaydeden Polat, "Gazeteciler çok yaygın bir tepki verdi. Türkiye basın tarihinde en yaygın tepkiydi bu. Basın meslek örgütlerine yürüdüler. Ankara'da bakanları, başbakanı gördüklerinde kameraları bıraktılar ve bu ortak mücadelenin devamı olarak ilk kez devlet görevlilerinin gerçekleştirdiği bir gazeteci cinayetinden üniformalılar yargılanıp ceza aldılar. Türkiye basın tarihinde bu aslında basın özgürlüğü mücadelesi bakımından kazanılmış bir şeydir." şeklinde konuştu.

'HER TÜRLÜ HUKUKSUZLUK YAPILIYOR'

Gazetecilerin iktidar karşısında hedef olduğunu ifade eden Polat, şöyle devam etti: "Bugün yeniden şu endişeyi yaşıyoruz; iktidar kendisi için sorun olarak gördüğü bütün alanlara çeşitli operasyonlar gerçekleştiriyor. Farklı kesimlerden yayın organlarını da hedef haline getiren bir iktidardan söz ediyoruz. 31 gazeteci tutuklu. Bakan, 'bunların hiç biri gazetecilikten tutuklu değil' diyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde kabul edilmez. Çünkü basın meslek örgütlerinin gazeteci olarak tanıdığı insanlardan söz ediyoruz. Gazetecinin kafasına silah dayanıyor ya da kameraman gözaltına alınıyor, muhabir zırhlı aracın önüne geçiyor. İktidarın hoşuna gitmeyen yayın organlarına kayyum atanıyor. Dolayısıyla her türlü hukuksuzluk yapılıyor."

'GAZETECİ, EYLEMDE GÖRÜLÜRSE İŞTEN ATILACAĞINI DÜŞÜNÜYOR'

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül'ün şahsında bütün tutuklu gazeteciler adına Mecidiyeköy'den Cumhuriyet gazetesine yürüdüklerini belirten Polat, "Silivri önünde umut nöbeti devam ediyor. Onun dışında farklı farklı tepkiler oldu ama maalesef şöyle bir gerçeklik var Türkiye'de, gazetecinin kanı akmadan çok büyük tepkiler olmuyor. Çalışan gazeteciler ciddi tehdit altında olduğu için bir eylemde görülürse işten atılacağını düşünüyor. İş güvencesi yok. Doğru dürüst sigortası yok. Yahut da çoluk çocuk sahibi, işten atılırsa nasıl geçineceği endişesi taşıyor. Avrupa, Almanya, İngiltere'yle kıyaslandığında bizdeki basın meslek örgütlenmeleri ve iş güvencesi ve iş güvenliği daha sıkıntılı. Tabi ki bir de ürkeklik söz konusu." diye konuştu.

'GAZETECİLERE SAHİP ÇIKMA EYLEMLERİ SÜREKLİ OLMALI'

Basın özgürlüğünün sadece gazetecilerin çözeceği bir şey olmadığına dikkat çeken Polat, "Şunu ifade etmek gerekiyor, maalesef bir gazeteci toprağa düşene kadar tepkiler daha sınırlı kalıyor. Hrant Dink cenazesi dehşet bir şeydi. Bir daha tekrar etmesin diye yüzleşmeydi. Metin Göktepe davası da aynı şekilde kalabalıktı. Bu kesik kesik tepkiler ciddi sorun oluşturuyor. Bundan çıkmamız lazım. Caydırıcı olmuyor. İktidar kendi uçağına aldıklarıyla sınırlı bir gazetecilik tarif ediyor. Kendisini eleştirilere yer veren yayıncılığa karşı da operasyonlar gerçekleştiriyor. Bunlara karşı sistemli ve sürekli bir sahip çıkma olması gerekiyor. Bu her zaman sokak eylemleriyle olmayabilir. Bazen bir yazı dizisi bazen konferansla yaparsınız ama bunların yaygın olması gerekiyor." ifadelerini kullandı.

'BİR GAZETECİ MAĞDURSA AİDİYET DIŞINDA SAHİP ÇIKILMASI GEREKİR'

Geçmişte bazı basın kuruluşlarının hata yaptığını söyleyen Polat, şöyle konuştu: "KCK basın davasından gazeteciler yargılandığı zaman daha gazeteciler tutuklanmadan bazı televizyon kanalları örneğin cemaatle anılan bazı kanallar hemen tutuklandıklarına ilişkin haberler yaptılar ve 'bunlar gazetecilikten tutuklanmadı' diye manşetler atıldı. Bunlar sorundu. İnsanların belleklerindeki acılar hemen tedavi olmuyor. Basın kuruluşlarındaki mağdur durumda olanları basın meslek örgütlerinin eşit düzeyde sahip çıkması gerekiyor ama bazı gerçekliklerle zamanla yüzleşilecek. Şimdi mağdur durumdayken kendinize özgür basın deyince öbür taraftan 'ya ama bak bunlar da oldu diye' karşılık geliyor. Bunlarla birlikte düşünmek lazım."

Gazetecinin aidiyeti sorulmadan sahip çıkılması gerektiğine dikkat çeken Polat, "Bir gazeteci mağduriyeti söz konusuysa bu aidiyetin dışında mutlaka basın meslek örgütleri ve diğer gazeteciler tarafından sahip çıkılmayı gerekir. Herkes kendi mıntıkasındaki gazeteciye sahip çıkarsa bu mesleki bir bölünme anlamına geliyor. Bu yayın politikalarıyla açıklanabilecek bir şey değil." şeklinde konuştu.

CİHAN
06 Ocak 2016 10:51
DİĞER HABERLER