[Fikret Kaplan] The Book of Eli ve İslam’ı Siyasileştirme Tutkusu

"İslâm garip olarak başladı (gariplerle temsil edildi) ve bir gün başladığı gibi yeniden bir gurbet dönemi yaşayacaktır." (Müslim, İman/232; Tirmizî, İman/13)
The Book of Eli ve İslam’ı Siyasileştirme Tutkusu


Fikret Kaplan-Samanyoluhaber.com 

Financial Times, Türkiye’de soykırım politikası uygulayanların artık kaybetme ihtimallerinin belirmesi üzerine, İslam’ı, ayrıştırmak ve tahrik etmek için kullanabileceklerini analiz eden bir makale yayımladı. 

Masum insanlara zulmedenler, özellikle 17-25 Aralık Süreci’nden sonra toplumu ayakta tutan değerleri zaten çok açıktan heveslerine kurban ettiler… ve ediyorlar.  

‘Müslümanım’ namını taşıyanlar, İslam’ın ve Peygamber Efendimiz’in (sav) o pak imajını yaşamlarına kurban etmekten hiç çekinmiyorlar. 

Heva ve heves, İlahiyat'ın, doğru düşüncenin, doğru mülahazanın yerini almış gibi. İnsanlar kendi hissiyatlarını mantık zannediyorlar, muhakeme kabul ediyorlar ve ona din diyorlar.

Kullandıkları argümanlar, İslami argümanlar. Formalara bakınca, İslami forma fakat oynadıkları oyun, insanları şirazeden çıkarma istikametinde bir “Siyasî İslam!” oyunu…  

Müslümanlar arasında çürük, menfaatlerine düşkün olanları bulup dini hep kontrol altında tutulabilir meta haline getirmek istiyorlar...

Bütün mukaddesleri çiğneme, değersiz hale getirme… ama sözde ‘Kutsal’ olan adına hareket ettiğini ifade edip o değerleri insanlar üzerinde bir baskı ve güdüm aracı olarak kullanma… 

‘En tehlikeli şeytan, Hazreti Âdem’e (as) zelle yaşatan şeytan değildir… insan suretindeki şeytanlardır. Onlardan daha tehlikelisi de “Ben Müslümanım!” diyen fakat şeytanî yolda adım adım onu takip eden kimselerdir. Onun için “Şeyâtîne’l-insi ve’l-cinn” (En’âm, 6/112) denmiş… “İnsî ve cinnî şeytanlar.”… arkasından sürüklenen sürüler…’ ***

The Book of Eli filminde ele geçirilmek için peşinde sürekli koşulan kitap (Kutsal Kitap) için Carnegie’nin (Gary Oldman): 

“O bir silah… Kalpleri ve karakterleri zayıf olanların… çaresizlerin zihinlerini hedef alan bir silah… Bize insanlar üzerinde tam kontrol verecek. Lanet bir kasabadan daha fazlasına hükmetmek istiyorsak, kitap elimizde olmalı. Her yerden insanlar gelecek ve söylediklerim (Kutsal) kitabın içinde olduğu (yani arzularıma o kelimeleri kılıf yapıp kullandığım) için dediklerimi yapacaklar. Bu daha önce oldu ve yine olacak. Lazım olan tek şey o kitap.” sözleri oldukça iyi özetlemekte hem filmi hem de bugün mukaddes değerlerimizi siyasi bir kılıfa sıkıştırmak isteyenlerin arzu ve isteklerini… 

Filmde, özellikle afişlerde de vurgulanan ‘(Religion is power!) Din güçtür… dinin olumlu ya da olumsuz kullanımıyla insanların nasıl yönlendirebileceği” mesajı filmin genelinde yoğun olarak işleniyor…

Eli (Denzel Washington), küçük bir kasabanın zorba yöneticisi Carnegie (Gary Oldman) tarafından zorla misafir edilirken gelişen olaylar, bu kitabı art niyetlerine göre kullananların dünyayı nasıl cehenneme çevireceği hakikatini bizzat gözler önüne seriyor. 

Bu karakterdeki insanlar asrımızı da bu bayrak altında böyle kirlettiler. Bu sadece ülkemize ait bir hadise de değil… Bütün İslam dünyasında aynı kirliliğe şahit olmak mümkün... 

Hazreti Ali Efendimiz (ra) döneminde onun karşısına çıkanlar meseleyi Kur’an argümanlı, Sünnet kaynaklı ele alıyorlardı... Günümüzde olduğu gibi… Müslüman görümündeki taylasanlılar, onun karşısına çıkmışlardı ve dolayısıyla bunlara aldananlar çoktu…

Evet, bugün de konuşmalar, senaryolar, formlar… hayatlar bir yönüyle Kur’an dayanaklı, Sünnet çizgili… “Allah!” deniyor, “Peygamber!” deniyor; ama İslam en garip dönemini yaşıyor… 
 
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) o yüzden bunca Müslüman ve sözde İslam ülkesi varken şöyle buyuruyor asırlar öncesinden günümüze:

"İslâm garip olarak başladı (gariplerle temsil edildi) ve bir gün başladığı gibi yeniden bir gurbet dönemi yaşayacaktır." (Müslim, İman/232; Tirmizî, İman/13)

Ve gerçekten en hüzünlü gurbet dönemini yaşıyor… 

Müminim diyen kişilerin dünya saltanatını kaybetme endişesi… Bir vehim… Sadece bir şüpheye binaen yapılan katliamlar, zulümler… Hazreti Hüseyin’in şehadeti de böyle bir şüpheye binaen:

‘Bu adamlar, tam bizim gibi düşünmediklerine göre, kuvvetli bir şüphe var. Yarın bunlar bize engel olabilir… Dolayısıyla, bunları hemen yok etmek lazım…’

Bugün de buna benzer vehimlerle öyle zulümler işleniyor ki… Zaaflarının esiri ve cismaniyetinin kulu olan kimseler, sadece kendilerine zarar vermekle de kalmıyorlar, toplumu değişik günahlara ve içten içe çürüyüp bozulmaya sevk ediyorlar.

Şuursuz, muhakemesiz insanlar üzüntü duymuyorlar, Allah’a teveccüh etmiyorlar, içlerini Allah’a dökemiyorlar. Haksızlıklar karşısında seslerini çıkarmıyorlar. Çünkü onlar da genel tablodan zehirlenmiş bulunuyorlar. Bir tanesinden müdafaa edici bir ses yükselmiyor.

Kadına ilişiliyor… çocuğa ilişiliyor… yuvalar, paramparça ediliyor... insanlara öyle dokunduruluyor ki, binlerce insanın sinesinde yaralar açılıyor. Tamiri imkansız ayrıştırmalara sebebiyet veriliyor. Cemiyeti ayakta tutabilecek kaideler yerle bir ediliyor. O kadar korkunç cinayetler işleniyor… Ne adına?.. Din adına! Kutsal değerler adına… ‘Siyasal İslam’ adına… 

Financial Times ya da The Book Of Eli’deki Carnegie karakteri, inancı hedeflerine argüman olarak kullanan ve kullanacak olanların esasen Kitabın ruhuna dokunduklarını, yerle bir ettiklerini ve etmek isteyeceklerini (Allah fırsat vermesin)… oyuncak haline getirip ellerinde çevirdiklerini ve onun ile bir yerlere varmak istediklerini ifade ediyor. 

Hizmet insanlarını siyasete bulaşmakla suçlayan sözde nurcular, meşrepler, tarikatlar, cemaatler… öyle bir oyuna kandılar ki İslam’ın ruhunu öldürdüler, Kitab’ı katlettiler, Sünnet’i yok ettiler, Usûlu’d-Din’i gömüp üstüne beton döktüler… Meseleyi lafa, lafazanlığa, demagojiye ve diyalektiğe bağladılar.

Bir Eli kadar olsun Kutsal Kitapları Kur’an’ı korumak için gayret göstermediler. Carnegie’nin yıkıcı vaatlerine karşı koyamadılar… Satıldılar onun yalan sözlerine… 

 “Siyasal İslam” diyenlerin, İslamiyet’in hayata hayat kılınmasını istemediklerini göremediler… Bir müminin helal malı, yurdu, yuvası onlara şirin gözüktü.  Çünkü onlar da dini yalnızca dünya hayatı ve dünyevî arzuları uğrunda bir meta gibi kullanmaktan hiç korkmadılar, utanmadılar… İnancı süflî emellerini gerçekleştirmeye vasıta yaptılar...

“‘İnandım!’ diyen insanlar bile… Bohemlik yaşıyor gırtlağına kadar.. haramilik yaşıyor gırtlağına kadar.. hayatın zevk u sefası açısından Amnofis’in çok ötesinde, dünya tiranlarının çok ötesinde, fırsat ele geçince milleti soyup-soğana çevirme ve aynı zamanda firavunlar gibi, diktatörler gibi, tiranlar gibi yaşama… Ama Müslümanlığı da kimseye vermeme!.. Hatta “Siyasî İslamiyet” filan deme…

Evet, burada kesip bir şey söyleyeyim: Vallahi yalan, billahi yalan, tallahi yalan!.. O (dinin hayata hayat kılınması/İslamiyet) gelmeye kalksa, “Kaf dağının arkasından çıktı, o geliyor!” falan dense, bugün onu sahiplenmiş gibi görünen insanlar, “Acaba nasıl surlar/setler oluşturmalıyız ki, o, bizim memleketimize gelmesin!.. Biz ne güzel milleti bununla kandırıyoruz, idare ediyoruz böyle; onu bir vasıta, bir argüman olarak kullanıyoruz, emellerimizi onun sayesinde gerçekleştiriyoruz!.. Bu açıdan da yemin ediyorum: Alâkaları yok, zerre kadar alakaları yok!.. ”***

Hasılı, “Siyasal İslam” diyecekler… onu diyecekler… bunu diyecekler. Ama Allah’ın izni ve inayetiyle, onulmaz gibi görünen dertler derman bulacak. İnşaallah, ülkemizin ve cihanın problemlerini Allah çözecek, samimi insanlarla yaşanır bir hale getirecek… ve bu zor günlerde haksızlık karşısında eğilmeyenler, gelecek nesiller tarafından hep yâd-ı cemil olarak anılacaklar.

Kim ne derse desin, hangi art niyetleri taşırsa taşısın… Hizmet, farklı inançlara sahip insanlar arasında bir köprü kurulması ile daha barışçıl bir dünyanın imar edileceğine inanıyor. Uğrunda çabalanan diyalog atmosferi, münakaşa odaklı olmayan, dinleri birleştirme gibi reformist bir yaklaşım peşinde koşmayan, insanları değişik oyunlarla dinlerinden döndürme tarzı bir misyonerlik faaliyeti gütmeyen ama bütün bunların ötesinde "herkesi kendi konumunda kabul etmeyi" bir düstur olarak özümseyen bir anlamı taşıyor.

Allah, inayetini bizimle beraber eylesin. İnsî cinnî şeytanların şerlerinden muhafaza buyursun… Bizi Müslüman görünüp de şeytanın senaryolarını oynayan kimselerden yapmasın… Amin! 
13 Şubat 2022 15:33
DİĞER HABERLER