İskender’in Tabutunun Başındaki 22 Filozof ve İmam Gazali

"Dün, cuma namazından sonra Fethullah Gülen Hocaefendi ile sohbet etme imkanımız oldu. Hocaefendi’ye, ne zamandır aklımda olan konuyu sordum."
Faruk Mercan | samanyoluhaber.com
İskender’in Tabutunun Başındaki 22 Filozof ve İmam Gazali

Dünkü ziyaretimizde sorduğum bir soruya Fethullah Gülen Hocaefendi’nin verdiği cevabı yazmadan önce, onuncu yüzyılda yaşamış meşhur tarihçi Mesudi’nin, “Muruc Ez-Zeheb” (Altın Bozkırlar) eserinden bir bölüm aktarayım.

Büyük İskender; İran ve Hindistan seferinden sonra ölünce mumyalanmış cesedi, mücevher süslü altın bir tabuta konulur ve beraberindeki filozoflar tabutun başında toplanırlar. Çünkü hocası Aristo olan Büyük İskender; hayatta iken etrafına aldığı Yunan, Fars ve Hintli filozoflarla toplantılar yapar, sözlerini zevkle dinler ve kararlarını onların görüşlerine göre verirdi.

Tabutun başında filozofların en yaşlısı ve önde geleni şöyle der:
“Her biriniz halkın önde gelenleri için taziye, avam tabakası için ise öğüt niteliğinde bir söz söylesin.”
İlk önce bu filozof ayağa kalkıp, elini İskender’in altın tabutuna koyarak şöyle der:
“İnsanları esir alan kişi esir oldu!”

İkinci filozof kalkar:
“Bu İskender altını gizlerdi, şimdi altın onu gizliyor…”

Üçüncü filozof:
“Bu cesette en zahit kişi, bu tabutta ise en imrenilen kişi yatmaktadır.”

Dördüncü filozof:
“Ne tuhaf, güçlü insan yenildi. Zayıflar gururla eğlensinler!”

Altıncı filozof:  
“Ölümünle bize güzel bir vaaz verdin. Aklı olan bunu düşünsün, ibret almak isteyen bundan ibret alsın.”

Yedinci filozof:
“Pek çok insan senden korkar, arkandan bile konuşamazdı. Şimdi ise huzurundalar ve senden korkmuyorlar.”

Sekizinci filozof:
“Bu nefis ölmemek için ne çok didindi, ama öldü.”

Onüçüncü filozof:
“Ey büyük Sultan! Saltanatın bulutun gölgesi gibi kayboldu, hakimiyet izlerin ise sineklerin izleri gibi yok oldu gitti!”

Ondördüncü filozof:
“Yeryüzü eniyle, boyuyla sana dar gelmişti, bilmiyorum şimdi sana verilen bu kadarcık toprak parçasında ahvalin nice!”

Onsekizinci filozof:
“Ey öfkesi ölüm olan kişi, ölüme kızmadın mı?”

Ondokuzuncu filozof:
“Kulaklarına nasihat okunan kişi sustu, şimdi susanlar konuşsun.”

Yirminci filozof:
“Çok dolaşmıştın, şimdi bolca dinlen…”

Yirmi İkinci filozof:
“Sen nasıl ölümüne sevindiklerine kavuştunsa, senin ölümüne sevinenler de sana kavuşacaklar…”

Bilge insanlardan ölüm hakikatini anlatan ne kadar hikmetli sözler…

Filozoflar dediğimiz zaman, daha çok aklımıza böyle bilge insanlar geliyor, bu yönüyle felsefe bildiğimiz “hikmet” demek…
Bir de insanın ve kainatın yaratılışı, ruh, insan iradesi ve hayat gibi konularda hakikat arayışı manasına felsefe var. 

Batılı bir çok yazar; İslam dünyasında duraklama ve gerilemeye sebep olarak İmam Gazali’nin “Filozofların Tutarsızlığı” eserini ve duruşunu gösteriyor. Onlara göre; İmam Gazali bu tavrı ile felsefeye savaş açtı ve 11. Yüzyılın sonundan itibaren İslam dünyasında serbest düşünce ortamı kayboldu.

Ahmet Kuru, “İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık” eserinde, bu yazarlara ve düşüncelerine genişçe yer veriyor. (Islam, Authoritarianism and Underdevelopment; A Global and Historical Comparison, Cambridge University Press, 2019).

Batılı diğer bazı yazarlar ise konuya daha geniş ve objektif yaklaşıyorlar. İmam Gazali’nin Batıda Pascal ve Aydınlanma filozofu David Hume gibi isimleri etkilediğini ifade ediyorlar. İmam Gazali ile alakalı belki de en objektif eser; Oxford Üniversitesi’nin 2009’da yayınladığı “Gazali’nin Felsefi İlahiyatı (Kelamı)”… Yazarı, Yale Üniversitesi İslami Araştırmalar profesörü Frank Griffel. 
Bu eserde; İmam Gazali’nin seçkin bir düşünür ve İslam aleminde en etkili alim ve filozoflardan biri olduğu vurgulanıyor. İmam Gazali o dönemde, Müslüman filozoflara 20 konuda itiraz ediyor. Bu 20 maddenin bazıları doğrudan İslam itikadına ters düşünceler: Allah’ın yaratma iradesine sınırlar getiren fikirler ve ruh insan bedenini terk ettikten sonra bir daha bedene dönmez düşüncesi gibi… 400 sayfalık bu kitaba göre, aslında İmam Gazali’nin İslamın ruhuna uygun yeni bir felsefe tahkim ettiğini söyleyebiliriz. (AL-Ghazali’s Philosophocal Theology, Frank Griffel, Oxford University Press, 2009). 

Dün, cuma namazından sonra Fethullah Gülen Hocaefendi ile sohbet etme imkanımız oldu. Hocaefendi’ye, ne zamandır aklımda olan bu konuyu sordum.

Hocaefendi bu soruya cevap verirken İmam Gazali’nin o dönemde İslam'ın içine sızan şeylere karşı kararlı davrandığını, işte bu tavrına “sertlik” denildiğini ifade etti.

O dönemde Şii akımlar ve Mutezile, İslam dünyasında bayağı karışıklığa sebebiyet vermiş, doğal olarak insanların kafaları karışmış. Hatta bazı araştırmacılar, 950-1050 arasına “Şia asrı” diyorlar. İşte İmam Gazali’nin bu tavrı, bu akımlara karşı bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor. 

Hocaefendi, “Dini İlimlerin İhyası” eserini hatırlatarak İmam Gazali için, “Çok güçlü bir insan” dedikten sonra Filozof İmmanuel Kant’ın bir kitabına atıf yaptı ve şöyle dedi: 

“Bizim düşünce sistemimize göre değerlendirirseniz çok az yerini tenkit edebilirsiniz…”

Demek ki mesele felsefe düşmanlığı değil, felsefe adına söylenenler…

Diğer taraftan Hocaefendi, İslam'da düşünce özgürlüğü ortamının çok önce, Emeviler dönemindeki baskıyla zedelenmeye başladığını ifade ediyor. 

Yazıyı Hocaefendi’nin içinden geçtiğimiz sıkıntılı günlerle alakalı şu sözleri ile bitireyim:

“Cenab- Hak nasıl hüküm verir, nereye vardırır bilemeyiz… Hali hazır sıkıntılar sebebiyle bazen güftü guya (dedikoduya) giriyoruz. Bazen üzerimize vazife olmayan meselelerle uğraşırken vakit kaybediyoruz. Kendimizi ciddi zihin yorgunluğuna itmiş oluyoruz. Halbuki enerjimiz tek şeye yetiyor. İki elimiz var, dört elimiz olsa hizmete tahsis ederiz. Bu sıkıntıları nasıl aşarız, yeni stratejilere bakmak lazım… Bir kıyım yaptılar. Allah kerim. İnşallah onların arzu ettiği gibi sonuçlanmaz. Allah kerim…” 
17 Temmuz 2021 11:40
DİĞER HABERLER