Kurtarma operasyonu mümkün: Cemal Kaşıkçı veya Orhan İnandı

Kurtarma operasyonu mümkün: Cemal Kaşıkçı veya Orhan İnandı
Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek’te 6 gün önce kaçırılan Sapat Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Orhan İnandı’nın Türk Büyükelçiliği’nde zorla tutulduğu iddia ediliyor. Hakan Fidan’ın başında olduğu MİT tarafından kaçırıldığı belirtilen İnandı’nın Türkiye’nin Bişkek elçiliğinde tutulması yıllar önce Türkiye’deki Sovyetler Birliği ve Irak elçiliklerinde yaşananları akıllara getirdi. Gazeteci Cemal Kaşıkçı’ya yapılanlar düşünüldüğünde Kırgızistan, can güvenliği tehdit altında olan vatandaşı İnandı’yı Türkiye’nin 1942 ve 1991’deki müdahalelerini örnek alıp kurtarabilir.

BOLD MEDYA- ANALİZ

Hakan Fidan’ın başında olduğu MİT tarafından kaçırılarak Bişkek’teki Türk büyükelçiliğinde tutulan Kırgızistan vatandaşı Orhan İnandı’nın durumu belirsizliğini koruyor.

Türkiye’nin Kırgızistan’da İnandı’ya yönelik yasadışı operasyonu gözleri Bişkek’teki Türk elçiliğine çevirdi. Pazar günü sabah saatlerinde elçiliğe sağlık görevlisinin girdiğini gösteren görüntüler İnandı ailesinin avukatı Taalaygul Toktakunova tarafından paylaşıldı. Taalaygul Toktakunova açıklamasında, “Reyhan inandı, eşi Orhan İnandı’nın Türk Büyükelçiliğinde zorla alıkonulduğu bilgisine ulaştığı açıklamasından birkaç saat sonra onu teyit eden bir gelişme yaşandı. Pazar günü bir sağlık görevlisi büyükelçilik binasına giriş yaptı. Bu gelişme çaresiz aile için umuttur” dedi. İnandı’nın eşi Reyhan İnandı ise, sosyal medyadan Kırgız halkına seslenerek eşinin Türk büyükelçilik binasında zorla alıkonulduğunu, eşine işkence edilerek zorla Kırgız vatandaşlığından çıktığına dair evrak imzalatmaya çalışıldığını söyledi. İnandı, “Değerli Kırgız halkım! 31 Mayıs’tan beri sürekli, durmadan eşim Orhan İnandı’yı arıyoruz. Eşimin şu anda Türk büyükelçiliği binasında zorla alıkonulduğu bilgisine ulaştık. Orhan İnandı’ya işkence ediyorlar ve zorla Kırgız vatandaşlığından çıktığına dair evrak imzalatmaya çalışıyorlar. Daha sonra da Kırgızistan’dan kaçıracaklar” dedi.

KURTARMA OPERASYONU MÜMKÜN MÜ?
Bu gelişmeler İnandı’nın kaçırıldıktan sonra Bişkek’teki Türk elçilinde alıkonulduğunu gösteriyor. İnandı’ya sahip çıkan Kırgızlarda ilk günden itibaren protestolarını Bişkek’teki Türk büyükelçiliğinin önünde yaptılar. Peki, Kırgızistan devleti elçilikte hukuksuz şekilde tutulan Kırgızistan vatandaşı Orhan İnandı’ya yönelik bir kurtarma operasyonu yapabilir mi? 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesine göre ev sahibi ülke yabancı bir ülkenin büyükelçiliklerine müdahale edemiyor. Viyana Sözleşmesi müsaade etmese bile tarihte elçiliklerdeki yasadışı eylemlere yönelik birçok ülkenin büyükelçilikleri kuşatarak sonuç alan baskılar kurduğunu gösteriyor.

KIRGIZİSTAN HAREKETE GEÇEBİLİR
Viyana Sözleşmesi’nin diplomatik binalarda aramaya izin vermese de Kırgız makamları Türk büyükelçiliğinde arama izni talep edebilir. Türk Büyükelçiliğinin, kaçırma ve zorla saklama suçlamasından aklanmasına fırsat sunabilir. Eski diplomat ve Institute for Diplomacy and Economy isimli düşünce kurulusu direktörü Hüseyin Konuş, olayı ikinci bir Kaşıkçı vakası olarak nitelendirdi. Konuş, bu skandala rağmen Kırgız makamlarının Türk Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığı’na dahi çağırmadığını, bunun Kırgız yetkililer hakkında şüphe uyandırdığını söyledi. Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Konuş, “Görünüşe göre bazı Kırgız makamları Türk istihbaratıyla (MİT) işbirliği yapıyor ve MİT’in Kırgız topraklarında bir Kırgız vatandaşını kaçırmasına izin verdiler” ifadesini kullandı.

TÜRK DİPLOMATLAR CİDDİ SONUÇLARLA KARŞILAŞACAĞINI BİLMELİ
Eski diplomat Servet Akman, da bu eylemin Bişkek elçiliği çalışanları bakımından ciddi hukuki sonuçlar doğuracağını ifade etti. Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Akman, “Cemal Kaşıkçı olayının Suudiler için ne kadar feci olduğu düşünüldüğünde, Türk diplomatlar @asdogan21ve diğer yetkililer, eylemleri için ciddi sonuçlarla karşılaşacaklarını bilmelidirler” dedi.

Türkiye, geçmişte Sovyetler Birliği ve Irak elçiliklerine yönelik böyle ablukalar yaparak ilgili ülkelerin sorumluları teslim etmesini sağlamıştı. İşte tarihten buna dair iki örnek olay:

POLİS SOVYET KONSOLOSLUĞUNU ÇEVİRDİ
24 Şubat 1942 Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Von Papen ve eşine yönelik bombalı saldırı eylemi düzenlendi. Olayda Papen ve işi yaralı kurtulurken, ölen kişinin saldırıyı düzenleyen suikastçının Üsküp doğumlu İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi Ömer Tokat olduğu anlaşıldı. Polisin araştırmasıyla iki arkadaşı da suç ortağı olarak tutuklandı. Öğrencilerin İstanbul’daki Sovyetler Birliği Konsolosluğu ile ilişkili oldukları, orada bomba atma ve tabanca kullanma eğitimi aldıkları ileri sürüldü. Öğrencilerle ilişkili iki konsolosluk çalışanının teslim edilmesi için Konsolosluk binası polis ablukasına alındı. Sovyetler Birliğine nota vererek Konsolosluk çalışanlarının teslim edilmesini talep eden Türkiye’ye Sovyetlerden red cevabı geldi. Stalin, konsoloslukta yapılacak bir aramanın Türk-Sovyet ilişkilerini bozacağını bildirmişti. Polis, İki hafta boyunca Sovyet Konsolosluğunun etrafını sardı. Türkiye, konsolosluk çalışanlarının herhangi bir şekilde kaçmasına izin vermeyeceğini göstermişti.

SOVYETLER MÜŞAVİRİ TESLİM ETTİ
Tüm dünya basının takip ettiği olayın sonunda Sovyetler Birliği, SSCB elçiliğinde nakliyat müşaviri olarak görev yapan Leonid Kornilov’u Almanlara vermemek şartıyla Türk polisine teslim etti. Pavlov olarak bilenen Sovyet ajan Georgiy İvanoviç Mordvinov ise yapılan aramada konsolosluk binasında bulunamadı. Kısa süre sonra Pavlov da Kayseri’de yakalandı. Çeşitli diplomatik temaslardan sonra iki çalışan polise teslim edildi. Konsolosluk çalışanları Pavlov ve Kornilov, Ömer Tokat’ı Alman Büyükelçisini öldürmesi için azmettirdikleri iddiasıyla yargılandı. Pavlov ve Kornilov suçlamaları reddetse de, mahkeme ikisine de 20’şer yıl hapis cezası verdi. Ömer Tokat’ın suç ortağı olduğu iddia edilen iki öğrenci de 10’ar yıl hapse mahkum edildi.



Irak Başkonsolosluğunda yaşanan 5 Nisan 1991 tarihli olaya ilişkin açıklama.

POLİS IRAK ELÇİLİĞİNİ 20 GÜN ABLUKAYA ALDI
Yabancı elçiliklerdeki olayların diplomatik dokunulmazlığa rağmen aydınlatılmasıyla ilgili ikinci örnek olay ise 5 Nisan 1991 tarihinde yaşandı. Altınköprü’de 102 Türkmen’in katledilmesini protesto etmek isteyen Türkmenler, 5 Nisan 1991’de İstanbul Beyoğlu’ndaki Irak Konsolosluk Binasına yürümüş, burada göstericilerden bazıları konsolosluk binası taş atmıştı. Göstericilere konsolosluk binası içerisinden otomatik silahla ateş açılarak cevap verilmiş, olaylarda Nejdet Bakkaloğlu ve Yılmaz Hacı Sait hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi ise yaralanmıştı. Olayın hemen ardından konsolosluk binası polis tarafından ablukaya alınmış, binaya giriş ve çıkışlar kapatılmıştı. Günlerce devam eden olayda Iraklı yetkililerin konsolosluk çalışanını teslim etmemiş, Türk Dışişleri’nin Irak’a elçiliğe gireceklerini söylemesinin ardından Irak hükümeti, 25 Nisan 1991 tarihinde Türk polisinin binaya girmesine izin vermişti. Polis, Ayad Faik Taha adındaki konsolosluk görevlisini olayda kullandığı kalaşnikof silahla birlikte gözaltına almıştı. 10 Mart 1992’de yargılandığı Türk mahkemesinde 30 yıl hapis cezasına çarptırılmış, 8 ay Türkiye’de hapis yattıktan sonra özel bir anlaşmayla Irak’a teslim edilmişti.




07 Haziran 2021 10:44
DİĞER HABERLER