'Türkiye'de yaşananlar tam bir felaket, AB'nin tavrı utanç verici'

Brüksel’de bulunan düşünce kuruluşu CEPS (Avrupa Siyaset Çalışmaları Merkezi) kıdemli uzmanı Steven Blockmans, Ahval'e verdiği mülakatta Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye politikasını ‘utanç verici’ olarak nitelendirdi.



CEPS’in aynı zamanda AB dış politika masası şefi olan Blockmans Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Hukuk profesörü olan Blockmans 2000’li yıllarda AB projeleri çerçevesinde Türk yargısının eğitim programlarını yönettiği için Türkiye’yi iyi bilen az sayıda uzmandan biri.

Ahval’e konuşan Blockmans, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazanması durumunda Türkiye'de sistemin tamamen otokratikleşeceğini ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin sona ereceğini vurguladı.

Hollandalı uzman, geçen yıl tartışmalı referandum ile kabul edilen anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesi durumunda AB’nin Türkiye politikasının sertleşeceğini öne sürmekte.

Bazılarına göre AB’nin Türkiye siyaseti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yatıştırmaktan ibaret. Bu bakış açısı doğru mu?

İyi bir tanımlama. AB’nin Türkiye siyaseti utanç verici. Ben hala AB’nin temelinde olan hukukun üstünlüğü ilkesine inanıyorum. AB’nin kendi sorunları olduğunu kabul ediyorum ancak aynı zamanda AB kendi değerlerine, anayasa ve hukuk geleneğine sahip çıkmak ve bu değerlerini komşularına taşımak zorunda. Hızla bozulan bir uluslararası sistem var, bu bozulma içinde AB’nin Türkiye politikasının büyük oranda realist ve güvenlik odaklı olarak şekillendiğini görüyoruz.

Avrupalı liderler bu siyasetten neden utanmalı?

Utanmalılar çünkü AB kendi değerlerini tekzip ediyor. Türkiye’ye gösterdiği müsamaha yüzünden genişleme politikası zayıflıyor ve Türkiye hastalığı diğer aday ülkelere yayılıyor. Türkiye, evet, AB için stratejik bir ülke ancak AB’nin Türkiye siyaseti Batı Balkanlar’daki diğer adaylar üzerindeki nüfuzunu yok ediyor.

AB neden Türkiye’ye karşı ‘yatıştırma’ siyaseti güdüyor?

AB, Erdoğan ve yarattığı polis devletini ‘yatıştırıyor’, çünkü sınırların kontrol edilmesi, mültecilerin Avrupa’ya geçişinin engellenmesi ve ülkelerine dönen Avrupalı İŞİDçilerin yakalanması için bu polis devletine güveniyor.

Fakat bu sadece Türkiye’ye mahsus değil. Muhalefeti bastırmak konusunda Türkiye’den biraz daha ileri olan Mısır’la da iyi ilişkileri var AB’nin. Mısır’da rejimin çökmesi durumunda daha beter bir göç akını ile karşılaşacaklarından korkuyor. Bunu engellemek için de otokratlarla iş yapmaktan çekinmiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu an Brüksel’deki algısı nasıl?

Çok olumsuz. Fakat bunu dile getiren hiç bir diplomat göremezsiniz. Hatta bu konuda yeteri kadar konuşmayan düşünce kuruluşlarının Türkiye uzmanları da beni hayrete düşürüyor. Bu insanlar Türk büyükelçiliğinden aldıkları ‘nazik’ mektuplarla taciz ediliyorlar.

Ben böyle bir mektup aldım, şeref madalyası olarak çerçeveletip duvarıma astım. Şunu da görmek gerekiyor. Bütün dikkatler şu an ABD Başkanı Trump üzerinde, dolayısıyla Türkiye artık yan bir konu ve yaptığı bir çok şey de dikkatlerden kaçıyor. AB’nin içine kapandığını de söyleyebiliriz.

AB’de karar alıcılar Türkiye’yi hala aday ülke olarak görüyorlar mı yoksa ‘mış’ gibi mi yapıyorlar?

‘Adaymış’ gibi yapıyorlar. Türkiye’nin bir gün AB’ye üye olabileceği düşüncesi tamamen yok olmuş durumda. Ancak Türkiye’nin stratejik sebeplerle AB’ye ait olduğunu düşünen, şu an ülkeyi bir kasırganın vurduğu ve bu kasırganın bir süre sonra dineceğini düşünen bir kesim Brüksel eliti de var. Bu elitin haklı olup olmadığını görmemize pek bir şey kalmadı.

Seçimleri Erdoğan kazanırsa anayasa reformları uygulanmaya başlayacak ve biz de bu siyasi elitin hakikatle irtibatlarını kaybedip kaybetmediklerini görmüş olacağız. Şunu da eklememiz gerekiyor. Üyelik süreci iflas etmiş durumda ama AB Türkiye ile ilişkilerini mülteciler, geri dönen cihatçılar, ticaret, Suriye üzerinden canlı tutuyor.

24 Haziran seçimlerini sanki bir milat gibi görüyorsunuz?

24 Haziran her açıdan bir milat olacak. Erdoğan liderliğindeki koalisyon kazanırsa, ne olacağını biliyoruz. Anayasa reformları yürürlüğe girecek ve Türkiye tam bir otokrasi olacak. Eğer Erdoğan seçimleri kaybederse bu defa iktidara gelecek hükümet Erdoğan’ın yetkilerini elinden almak için elinden geleni yapacak. Her halukarda Türkiye-AB ilişkilerini zorlu bir dönem bekliyor.

Şu an AB’nin en güçlü ülkesi Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye siyaseti değişebilir mi?

Bu, büyük oranda Haziran seçimleri sonuçlarına bağlı. Eğer seçimleri Erdoğan kazanır ve değişiklikler uygulanırsa Almanya’nın daha sert bir politika izlemesi kaçınılmaz hale gelir.

Erdoğan’ın kazanması durumunda gücün cumhurbaşkanında temerküz ettiği, kuvvetler ayrılığının kalmadığı tam bir otokrasi ile karşılaşacağız. Merkel savunduğunu iddia ettiği değerlere sahip çıkarsa son döneminde Erdoğan’a daha sert bir siyaset güdebilir. Almanların kafalarında hep mülteci meselesi var.

Ancak, Balkan yolunun kapanması ve Erdoğan’ın Güney sınırları ile ilgili siyasetinin değişmesi, Almanların Türkiye’ye tekrar rehin düşme korkusunu azalttı. Az önce de ifade ettiğim gibi seçimlerden sonra anayasa değişiklikleri uygulanır ve Erdoğan’ın yıllardır devam eden otokratik rejimi konsolide olursa, Merkel Türkiye siyasetini sertleştirmek için kendini daha serbest hissedecektir.

15 Temmuz 2016 gecesi ne olduğuna dair Türk hükümetinin tezi Brüksel’de neden tam olarak kabul görmüyor?

Türk tarafının tarihi tekrar yazma gayretlerine rağmen 15 Temmuz’dan bu yana pek bir şey değişmedi. 15 Temmuz gecesinde ne olduğuna dair hükümetin anlatageldiği senaryoya ilişkin çok sayıda şüphe var.

Bu senaryonun zaman içinde bir kaç defa elden geçirildiğini de biliyoruz. Bunu Brüksel’deki herkes görüyor. Bu da senaryoya inanmayı zorlaştırıyor. Erdoğan’ın ve teorisinin doğru olabileceğini düşünmek isteyenler bile darbenin nasıl gerçekleştiğine dair çok sayıda cevaplanmamış soru olduğunu teslim ediyor.

Ayrıca Erdoğan ve ekibinin darbe konusundaki aşırıya kaçan ikna çabaları Avrupalılar nezdinde kendi teorilerini zayıflatıyor.

Fakat az önce söylediğim gibi Avrupa tarafında ‘mış’ gibi yapma eğilimi var. Erdoğan’ın anlattıklarında bir nebze hakikat olduğu için diğer yaşananlara gözlerini kapatmak isteyen bir AB ekibi var. Hükümetin darbe tepkisi tamamen orantısız. Yüzlerce basın-yayın kuruluşunun kapatılması, on binlerce muhalifin tutuklanması, yüzbinlerce insanın işten kovulması vs. Dolayısıyla sizin sorunuzun cevabı daha ziyade burada. Türk tarafının darbenin nasıl olduğunu anlatan ve içinde boşluklar barındıran tezinde değil.


Ben bu ifadeyi kullanmıyorum. Suçluluğu ispatlanana kadar herkes masumdur ve ispat işi bağımsız ve tarafsız hakimler tarafından yapılmak zorunda. Bu ise bugünkü Türkiye’de mümkün görünmüyor.

Türkiye’de hakimlerin eğitimine katılmış bir hukukçu olarak Türk yargısının bugünü hakkında kanaatiniz nedir?

Reformlar sonucu ortaya çıkan hukuki kurumların önemli bir kısmı yıkıldı. Yargısal açıdan baktığımda Türkiye’de yaşananlar tam bir felaket. Anayasa değişiklikleri yürürlüğe girerse felaket daha da derinleşecek.
26 Mayıs 2018 14:21
DİĞER HABERLER