Türkiye'nin dopingle imtihanı

Türkiye'nin dopingle imtihanı
Türkiye, dopingle mücadelede önemli bir virajdan geçiyor... Bu yazıda özellikle Türkiye'de artan sayıda sporcunun yaptığı ileri sürülen dopingle ilgili merak ettiğiniz ayrıntıları bulabilirsiniz

Yasaklı madde kullanımına karşı başta Türkiye Olimpiyat  Komitesi dopingle mücadele komisyonu olmak üzere birçok federasyon da savaş açmış durumda. 

Bu çaba boşuna değil… Özellikle son aylarda doping skandalları art arda geliyor. Atletizmde, halterde hatta “Er meydanı” diye tanımladığımız Kırkpınar Güreşleri’nde bile... 

Son olarak Atletizm Federasyonu Disiplin Kurulu, Avrupa şampiyonu sporcu Nevin Yanıt'a A ve B numunesinde yasaklı madde bulunmasından dolayı 2 yıl yarışmalardan men cezası verdi. Belki de sırada Aslı Çakır Alptekin var! 12. Londra olimpiyatlarında kazandığı altın madalya ile tüm ülkenin gururu olan atlette de doping şüphesi bulunuyor. Eğer Aslı Çakır Alptekin biyolojik pasaportundaki sapmalar dolayısıyla doping cezası alırsa, bu kendisinin ikinci doping cezası olacağı için ömür boyu spordan men cezası alma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak ve olimpiyat altın madalyasını bir diğer Türk Atlet Gamze Bulut'a devredecek.

DOPİNG OLAYLARI ARTTI ÇÜNKÜ ARTIK DAHA CİDDİYİZ

Peki, son zamanlarda birçok sporcumuzda yasaklı madde rastlanmasının nedeni ne? Soruyu Türkiye Olimpiyat komitesi sağlık komisyonu başkanı Prof. Dr. Emin Ergen şöyle cevaplıyor: 

Ergen, “Dopingin büyük bir sorun olduğunu biliyorduk ancak ispatlayamıyorduk. Artık kontroller sıklaştırıldı ve ciddi olarak yapılıyor diğer yandan bilinçlendik daha önce kolaylıkla saptanamayan maddeler artık saptanabilir hale geldi ve bu rakam yükseldi. Artmış görünmesinin nedeni aslında ciddi yapılmış olmasının göstergesidir.”

Sporcuların doping kullanmalarının birden fazla nedeni olduğunu belirten Ergen “Bunlardan bir tanesi sporcularda yüksek bir başarı beklentisinin olmasıdır. Bu belki de içlerinde en masum görünen neden. İkincisi ekonomik nedenler. Başarının arkasından gelebilecek itibar, transfer, şampiyonluk, madalya bütün bunlar günümüz sporunda artı ekonomik değere dönüşebiliyor. Ayrıca şunu da söylememiz lazım, ödüller çok yüksek. Kulüplerin katkı ve destekleri zaman zaman yetersiz kalıyor, ekonomik zorluklar bazı sporcuları bu suça itebiliyor. Üçüncü neden bazı antrenörlerin bu maddeyi kullanmazsan yüksek performans sergileyemezsin tarzındaki yaklaşımı, son sebepte bilgisizlik.”

HENÜZ İŞİN ÇOK BAŞINDAYIZ

Türkiye’de doping ile mücadelenin aşağı yukarı 1980’lerin sonu itibarıyla başladığını söyleyen Ergen ancak son yıllara kadar organize, kontrollü, sistematik ve bağımsız bir yapılanmanın oluşamadığını belirten Ergen “Bağımsız bir yapılanma ancak 2011 yılında Spor Genel Müdürlüğü ile Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi arasında imzalanan antlaşma gereği oluşturulabildi. Henüz işin çok başındayız. Sistem henüz tam anlamıyla oturmuş değil ama bu konu ciddi bir biçimde ele alınıyor. O yüzden bu olaylarla karşılaşıyoruz. Ülkemizde dopingle mücadeleye bir bütçe ayrılıyor ancak yeterli değil. Daha etkin bir savaşın ortaya konması için mutlaka bütçelerin arttırılması gerekiyor. Tek bir idrar analizi aşağı yukarı 200 euro kadardır. Türk parasıyla 500 lira. Aynı zamanda oraya eleman göndereceksiniz, yol masrafları ve organizasyonel diğer masraflar var. Bir ülkeden aşağı yukarı yılda ortalama 3000 örnek alınması gerekir. Daha fazla alırsanız daha ciddi bir savaşın içindesinizdir.”

YAKLAŞIK 7 SPORCUDAN 1’İ DOPİNGLİ

Dopingle Mücadele Komisyonu bu sene ilk defa olarak ciddi istatistiksel bilgilerle Türkiye’nin doping gerçeğine ışık tuttu. 2013 yılının ilk 6 ayında alınan Atina ve Köln laboratuvarlarına gönderilen 648 numune içinde 45’i atletizmde olmak üzere toplam 90 numune pozitif çıktı. Bu, %14’lük bir oran, ya da yaklaşık 7 sporcudan 1’inin dopingli olması demek. Elbette doping yalnızca Türkiye’nin sorunu değil. Dünyada birçok ünlü isim performans artırıcı maddeler kullandıklarını kabul ettiler. Bisikletçi Lance Armstrong , Atlet Marion Jones ve son olarak ünlü sprinterlar Asafa Powell ve Tyson Gay doping kullandığını öğrendiğimiz ve bizleri hayal kırıklığına uğratan isimler oldu.

DOPİNG ZEHİRDİR

- Yıl 1955, Fransa Bisiklet Turu’nda Fransız bisikletçi Mallejac ölür. Teşhis: aşırı uyarıcı kullanımı.
- Yıl 1960, Roma Olimpiyat Oyunlarında Danimarkalı bisikletçi Knut Enemark ölür. Teşhis: aşırı dozda amfetamin ve nikotin türevi ronicol kullanımı.
- Aynı Olimpiyatlarda Amerikalı atlet Nick Howard (400 m. engelli koşuda 3.) ölür. Teşhis: aşırı dozda eroin kullanımı.
- Yıl 1963, boksörler Billy Beno ve Jupp Elze ölürler. Teşhisler her ikisi için de aşırı dozda eroin kullanımı.
- Yıl 1967, İngiliz bisikletçi Tom Simpson ölür. Teşhis: aşırı dozda amfetamin kullanımı.

Yukarıdakiler, doping ölümleri arasında literatüre geçmiş olan birkaç medyatik örnek. Bunların yanında daha nice isimsiz sporcu benzer nedenlerle yaşamlarını yitirdiler veya sakat kaldılar.

1988 Seul Olimpiyatları’nda 100 metreyi 10.49, 200 metreyi 21.34 ile koşup iki tarihi rekor kıran ABD’li atletin yarış sonları testlerinde hiçbir bulguya rastlanmamıştı. 1998’de uçakta geçirdiği kalp krizi sonucu 38 yaşında ölmesi, dopingin rizikosunun diğer bir çarpıcı örneğidir. İnsan ömrünün gittikçe daha çok uzadığı Avrupa’da bisiklet şampiyonları gittikçe daha genç ölmekteler. Marko Pantani ve Jose Maria Jimenez 32 ve 34 yaşlarında, Hugo Kolbet 39 yaşında Gastone Nencini ve Roger Riviere 40 yaşında ölmüşlerdir. Futbolda da eskiden görülmemiş sıklıkta sahada ani ölümler olmaktadır.

Prof. Dr. Emin Ergen ilk amacımız sporcuların zehirlenmesini önlemektir diyor. “Amaç dopingli sporcu yakalamak değil. Onları korumaktır”

Çünkü doping ilaçları bir çok tehlikeyi beraberinde getiriyor. Kullanılan maddeye bağlı olarak başta karaciğer olmak üzere birçok organda yıkıcı etkiler yapabiliyor. İlaçların uzun süre yüksek dozlarda kullanılması kısırlıktan, kas-damar hastalıklarına, psikolojik rahatsızlıklardan bazı kanserlere kadar çeşitli hastalıkları tetikleyebiliyor. Çocuk sporcular için tehlike tabi ki çok daha ciddi.

İLGİNÇ DOPİNG OLAYLARI

Dopingin çok ciddi bir sorun olduğu su götürmez bir gerçek. Çoğu sporcu rakiplerine avantaj sağlamak için yasaklı madde kullandığını er geç itiraf ediyor ancak ilginç doping olayları da yaşanmıyor değil.

HASAN ŞAŞ: 1999 yılında idrarında; zayıf etkili bir uyarıcı ve grip ilaçlarının temel maddesi olan 'fenilpropilamin' belirlenen Şaş, "Kullandığım grip ilacından geçmiş olabilir" dedi. Hasan Şaş altı ay ceza yedi. Fenilpropilamin artık 'yasaklılar' listesinde yer almıyor.

ERMAL KURTOĞLU: Ünlü basketbolcu Ermal Kurtoğlu, bir kontrol sırasında 'finasterid' isimli maddenin idrarında bulunması üzerine dopingli kabul edildi. Kurtoğlu; saç dökülmesine karşı kellik ilacı kullandığını söyledi ancak altı ay ceza aldı.

ALBERTO CONTADOR: 2010'daki bir yarışma sonrası, İspanyol bisikletçi Alberto Contador'un idrarında 'clenbuterol' bulundu. Dopingi, yediği etten aldığını söyleyen Contrador; İspanya Bisiklet Federasyonu tarafından aklandı. Dünya Anti Doping Ajansı (WADA), bu kararı kabul etmedi. Ünlü bisikletçi, yalan makinesine girdi. 600 gün süren soruşturmanın sonunda Contador suçlu bulundu.

MEKSİKA'DAKİ U17 FUTBOL DÜNYA ŞAMPİYONASI sırasında yapılan kontrollerde; sporcuların yarısı dopingli çıktı! İdrarlarında, kaslanmayı hızlandıran 'clenbuterol' bulunan 17 yaşın altındaki yüzlerce genç, herkesi şaşırttı. Yapılan araştırmalarda; Meksika'daki besicilerin, hayvanların kas kütlesini artırmak için 'clenbuterol' kullandığı ortaya çıktı. Uzun süren turnuva boyunca doğru beslenmek için kırmızı et yiyen sporcular; tam bir doping tuzağına düşmüş oldu.

FABIO CANNAVARO: Arı sokmasına karşı, ölümcül derecede alerjisi bulunan Cannavaro, canını kurtarmak amacıyla acil olarak ilaç aldı. Başarılı savunma oyuncusunun aldığı ilaç, yasaklı maddeler listesindeydi. Bu durumun bilincinde olan Cannavaro, yetkililere durumu bildirdi; doping kontrolünden muafiyet istedi. Ancak yetkililer, muafiyet isteğine zamanında karşılık vermeyince, Cannavaro girdiği testte dopingli çıktı. Savunmasını yapan oyuncu aklandı.


13 Eylül 2013 15:15
DİĞER HABERLER