Acıyı Ustaca Taşımak ve Tenkil Müzeleri

Okuma Süresi 8 dkYayınlanma Çarşamba, Mayıs 27 2026
Paylaş
X Post
Acıyı Ustaca Taşımak ve Tenkil Müzeleri

İnsanın insana yaptığını hiçbir canavar yapmıyor. Acılar ve yaşanan trajediler, asırlar geçse de unutulmuyor. Kendini ölümsüz sanan tiran bozuntuları ve onlara sessiz kalan kitleler sayesinde, tarihin unutamayacağı büyük katliamlar, trajediler ve soykırımlar yaşanıyor; bu insanlar isimlerini tarihe kara bir leke olarak yazdırıyorlar.

Geçen gün Paris yakınlarındaki Drancy’de bulunan “Cité de la Muette”yi ziyaret ettim. Burası 1930’larda dar gelirli aileler için modern bir sosyal konut projesi olarak inşa edilmiş. Ancak II. Dünya Savaşı sırasında Alman işgaliyle birlikte bir toplama kampına dönüştürülmüş.

1941’den itibaren burada özellikle Fransa’daki Yahudiler toplanmış ve daha sonra Auschwitz başta olmak üzere toplama ve imha kamplarına gönderilmiş. Yaklaşık 63 bin Yahudi, Drancy üzerinden deport edilmiş. Kamptaki yaşam koşulları son derece kötüymüş; açlık, hijyen eksikliği ve kötü muamele yaygınmış. 1944’te savaşın sonuna doğru son tren kafilesi gönderilmiş. Naziler ayrılırken kamp kayıtlarını yakmaya çalışmış; fakat bazı tutuklular isim dosyalarını kurtarmayı başarmış.

Savaştan sonra bölge yeniden konut olarak kullanılmaya başlanmış. Zamanla burası, Holokost’un anısını yaşatan önemli bir anma ve eğitim merkezine dönüşmüş. 2012’de Drancy Shoah Memorial halka açılmış.

Müzenin içinde saklı hayatları izledim. Tıpkı bizim hikâyelerimize benziyordu. Hayat dolu insanların hayattan koparılışını, dışlanmasını, ötekileştirilmesini; kadın, erkek, çoluk çocuk demeden kamplara doldurulup yok edilişlerini acı içinde seyrettim.

Müzeye girişten itibaren size verilen audio guide, yani sesli rehber ile müzenin ve soykırımın tarihini dinliyor, adeta yaşıyorsunuz. Hayatta kalmayı başaran insanların hikâyelerini dinleyebileceğiniz ekranlar karşınıza çıkıyor. Hangi mağduru seçerseniz, onun hikâyesini kendi ağzından dinleme imkânınız oluyor.

Hikâyelerde ise istediğiniz bölümleri seçebiliyorsunuz: Ağustos 1941’de Paris’te tutuklanma, Drancy Kampı’na varış, ilk gün avluda bekleyiş, jandarmaların şiddeti, ilk gece, ilk yemek dağıtımı, babasıyla ilgili anıları, Fransız polisi ve jandarmalarının tutumu, 1941 kışındaki soğuk, açlık ve depresyon, aşırı zayıflayan ve hasta kişilerin serbest bırakılması, kamptan çıkış sonrası günlük hayatın şoku, eve dönüş, kamp koşullarındaki değişimler, anne ve babasının yeniden tutuklanması, Vittel Kampı’na gönderilmeleri, kurtuluş dönemi, jandarmaların yargılanması ve Drancy Kampı’nın neyi temsil ettiği…

Örneğin hikâyelerden biri Léon Niego’ya ait. Eşi Sultana ve oğulları Albert ile birlikte Paris’te, 26 Rue Popincourt adresinde yaşıyormuş. Fransız ordusuna katıldığı için Türk vatandaşlığını kaybetmiş. Dikiş dikmeyi öğrenmesinde eşi ona yardımcı olmuş. 20 Ağustos 1941’de Fransız jandarmaları tarafından evinde tutuklanmış; önce Drancy’de tutulmuş, ardından Nisan 1942’de Compiègne kampına gönderilmiş. Haziran ayında tekrar Drancy’ye getirilmiş ve 18 Eylül 1942’de Auschwitz’e sürgün edilmiş.

Léon ağır bir sigara tiryakisiymiş. Bu yüzden eşine yazdığı mektupta, ceketin omuz pedlerinden bahsederek “Bay Humo” ile görüşmesini istemiş. Böylece eşi, sigaraları ceketin omuz kısmına gizleyip göndermesi gerektiğini anlayacakmış.

Léon, Drancy kampındayken oğulları Albert için matarasının üzerine kazıma yapmış. Bu eşya, sağlık nedeniyle serbest bırakılan bir arkadaşı tarafından aileye ulaştırılmış.

Bu acıya tanıklığı, bizzat şahitlerinden dinleyebiliyorsunuz. Kimisi kamptaki son günlerini, imkânsızlıkları ve gördükleri işkenceleri anlatıyor. Tutsaklara yardım eden dönemin bazı jandarma ve subayları da özellikle ele alınmış; onlara bir minnet borcu olarak röportajlara yer verilmiş.

Özellikle kampta kalan dört bin çocuğun hatırasına özel bir bölüm ayrılmış. Fotoğrafları sergilenmiş, hayatta kalanlarla özel röportajlar yapılmış. İzlerken, bunca acıyı ustaca taşıyan bu insanların metaneti karşısında gözyaşlarınızı tutamıyorsunuz.

Kurtarılan resmî belgeler dijital ekranlara yansıtılmış. Kaç savaş esiri olduğu, kaçının çocuk olduğu, hangi yıllarda esir alındıkları, hangi ülkelerden sürgün edilip getirildikleri gibi detaylar belgelerle gösteriliyor. Ayrıca kampın minyatürleri ve eski fotoğrafları da sergileniyor. Dijital ekranlara tıkladığınızda, tutsaklar tarafından çizilen resimleri görebiliyor, tuttukları günlükleri okuyabiliyorsunuz.

Tenkil müzesinin sonunda, bu müzenin ve projenin gelecek nesillere aktarılmasına vesile olan insanlara teşekkür ediliyor ve ziyaretçiler şu sorularla uğurlanıyor:

“Ve yine de Drancy kampının tarihi, Hitler’in saplantılı antisemitizmi ve Nazi sorumluluğu hakkında temel ve rahatsız edici sorular ortaya çıkarır. Ayrıca Avrupa’da Naziler tarafından gerçekleştirilen bu benzersiz suçun doğası ve bunun bürokratik bir süreç sayesinde nasıl mümkün olduğu da sorgulanmalıdır. Ülkemizin neden antisemitizm yoluna girdiği de sorulmalıdır. Cité de la Muette büyüklüğündeki bir gözaltı kampı, Fransız başkentinin sadece 15 kilometre uzağında bulunurken nasıl hiçbir tepki olmadan var olabildi?”

Belki de bu sorular yalnızca geçmişe değil, bugüne ve geleceğe de sorulmalıdır. Çünkü insanlık, acıları unutmadığı kadar; sessiz kalmanın vicdanındaki ağır yükünü de hiçbir zaman unutmayacaktır.

Okuyucuya not: Kurban Bayramı, gönlünüzde ve aklınızda neye karşılık geliyorsa ona kavuşmanız dileğiyle…


 

​​https://open.spotify.com/episode/3cQKEdznPpgMukb4VrORvC?si=6CLRc2KSQxq-9qrXPMjLYQ