"Almeli'nin tefsiri sanıyorlar!"

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Çarşamba, Temmuz 22 2026
Paylaş
X Post
"Almeli'nin tefsiri sanıyorlar!"

Denizli Hapsinde, Üstad Bediüzzaman’a yardım ve hizmet eden Denizli’nin Beylerbeyi kasabasından Süleyman Hünkâr kim?..

1338 (1919)  doğumlu Süleyman Bey şöyle anlatıyordu:  “13 Ocak 1938 tarihinde ağabeyimin nişanlısını kaçırmak isteyen birisini yaraladım. İsmi Osman Özkaya idi. Mahkeme devam ederken çeşitli mahkumlar yüzünden kavga çıktı. Hapishanede iki kişi birbiriyle kavga ediyorlardı. Ben onları ayırmak için  vicdanen aralarına girdim. “Sana ne oluyor?” diye bana saldırdılar. “Sen ona yardım ediyorsun!”  diyerek bana yıkıldılar. Ben de üzerinde bir bıçak taşıyordum. Bacaklarından yaraladım. Yaralama suçundan yedi ay aldım. Öteki suçla beraber üç sene sekiz aya çıkardılar. Ondan sonra yine beni öldürmek için gruplaştılar. Sürgünden arkadaşlarım gelmişlerdi. Birisi Abbas Türkyılmaz’dı. Kendisi Kürt ismiyle anılırdı. İstanbullu idi. Diğeri Laz Osman, Rizelidir. Onları misafire almışlardı. Onların yardımıyla beni öldüremediler. Bu arada onların elinde 5-6 bıçak, bizim elimizde 3 bıçak ile yaralanmaya girildi. Birisi orada bıçaktan öldü.  Üçümüze 18’er sene ceza verildi. benim cezam 21 sene 8 ay 8 güne çıktı. Ötekiler de 30’ar  seneden aşağıya olmamak üzere yediler. Birisi Kars’a, diğeri Sinop’a sürüldü. Beni de Denizli’de bıraktılar.  Sonra Çorum’a sürgün ettiler.  Yani ben Üstad gelince, Denizli’de hapisteydim. Onun beraat edip hapisten ayrılmasından sonra ben de Çorum’a gittim.

“Ama baştan, Üstad Hazretleri daha Denizli Hapishanesine gelmeden önce, savcı yardımcısı Cemil Söylemez, hapishane müdürü Şevki beyle geldiler.  Tabib, arkalarından baş gardiyan, baş çavuş da dahil olmak üzere; ‘Şarktan bir Bektaşi, geliyor. Bununla kimse konuşmayacak. Konuşanlara dayak attıracağız. İşkence yapacağız.’ dediler. Daha sonra Üstad geldi. Biz daha önce nasıl birisiyle karşılaşacağımızı tahmin etmiyorduk. Geldi. Evvela Ferani Meydanı diyoruz. Orada Hz. Üstad, bir iskemle üzerine oturdu. ‘Hoş geldin Hocaefendi’ dedik. Ben hemen ‘Çay-kahve ne içersiniz’ diye sordum. Üstad ‘Kahve içmem’ dedi. Hemen çay temin ettik. Ondan sonra umumî tuvaletin olduğu yerde iki üç gün yatırdılar, oraya bir  yatak ayırdılar, sonra münferit yere geçti. Bizim konuşmamıza engel olacaklardı. Bizi Üstad ile görüştürmeyeceklerdi. Hapishane idaresinin bizimle  ‘onunla konuşmayın, konuşursanız işkence yapacağız demelerine rağmen, sehpaya gideceğimizi bilsek bile Üstad Hazretleriyle görüşeceğiz, dedik. Onlara da ‘Sizleri dinleye dinleye ömrümüz hapishanelerde çürüdü.  Onun için biz sizden nefret okuduk. Biz öyle birisini arıyorduk. Cenab-ı Hak, Hz. Üstad’ı bize yolladı’ Üstad, hapishanenin münferit kısmına kattılar. Orası tek kişilik bir yerde. Ufak suç işleyenleri birer kişilik yerlere katıyorlardı. Üstad’ı da oraya kattılar. Biz birimizin yardımıyla pencerenin önüne çıktık. Elini öptük, halini hatırını sorduk. O zaman Hz. Üstad: ‘Kardeşlerim, benim yüzümden zarar görmeyin, lâf duyarsınız, işkence çekeceksiniz, benim yüzümden’ dedi. Biz de ‘Hayır hocam siz üzülmeyin, biz korkmayız. Her şeye razıyız’ dedik. (Bu olay Üstad’ın içeri girmesinden iki-üç gün sonra olmuştu.) Üstad Kardeşlerim, sağ olun, hoş bulduk’ dedi.” 

İşte suç işlemiş olsa bile, imana, İslam'a ve dine hizmet eden Hocalara kalplerindeki derin sevgi ve saygı duyan saf bir Anadolu insanı olan Süleyman Hünkar, her şeye rağmen Üstad’a sahip çıkıyor, hayatını ortaya koyuyordu. Sadece o değil, bir çok Anadolu yiğidi de… Onlar, Üstad  Hazretlerini rehber ve mürşid olarak görünce, bütün günahlarından tevbe edip tertemiz bir niyetle namaza başlıyor, yazılan Risaleleri okuyor, okutuyor. Hapiste yazılan Meyve Risalesi gibi mübarek eserlerin dışarı çıkmasını organize ediyorlar böylece dünya-âhiret  saadetlerini  de temin ediyorlardı…

Daha sonraları kendilerine ziyarete gelen arkadaşlarımıza da kendi anlayışlarıyla Risale-i  Nurların farklılığını Beylerbeyli Süleyman Hünkar’ın dediği gibi “Ağabeyler hâlâ Risale-i Nurlarının Almeli’nin (Elmalı’nın) Tefsiri zannediyorlar!..” sözler söylüyorlardı…