Fon Vurgunu Ve Yüzde 4,5'lik Oy Kaybı AKP'yi Karıştırdı: Partide İlk Kez İç Hesaplaşma Başladı

Nefes yazarı Nuray Babacan, fon krizinden önce yurt dışındaki servetler ve “kiralık hesaplar” için de geniş çaplı bir çalışma yürütüldüğünü yazdı. Yazıda SPK ve BDDK gibi kurumlardaki sorumluların araştırıldığı, DDK’nın da bu nedenle devreye sokulduğu aktarıldı. Bir AKP’li kurmay, bürokraside ve siyasette ihmali bulunanların ortaya çıkarılması gerektiğini belirterek “Aksi durumda parti bunun altında kalır” dedi. Babacan, iktidar içindeki ruh hâlini “telaş” ve “iç hesaplaşma” ifadeleriyle aktardı.
Babacan, “Fon vurgunundan önce patlamıştı… Dışarıdaki servet ve kiralık hesaplar” başlıklı yazısında, fon krizinin AKP içindeki etkilerini ve daha önce başlatıldığı belirtilen yurt dışı servet araştırmalarını ele aldı. Babacan’ın aktardığına göre, fon vurgununun ardından AKP’de bazı isimler sorumluluğu birkaç kişiyle sınırlayıp konuyu kapatma beklentisine girerken, parti içindeki başka bir kesim bürokrasi ve siyasette ihmali bulunan herkesin araştırılması gerektiğini savunuyor. Yazıda yüzde 4,5’lik oy kaybının ve tabandan gelen tepkilerin AKP açısından görmezden gelinemeyecek bir noktaya ulaştığı da belirtildi.
İşte Nuray Babacan’ın yazısının tamamı:
Fon vurgunundan önce patlamıştı… Dışarıdaki servet ve kiralık hesaplar
Gündem o kadar hızla değişiyor ki; fokuslandığınız konu daha siz yazarken eskiyebiliyor. Memleket fon vurgunuyla tanışmadan birkaç hafta önce, yurt dışına taşınan servetler ve kiralık hesapları konuşmaya başlamamış mıydık?
Binali Yıldırım ailesinin yurt dışı serveti, Melih Gökçek ailesinin yurt dışına yaptığı yatırımlar filan konuşulurken, birden yurt içine döndük. O dönem iktidar kanadında konuyla ilgili aktörler, bunun geniş bir taramayla yurt dışındaki servetlerin Türkiye’ye getirilmesini amaçlayan bir çalışma olduğunu anlatmıştı.
Hatta Cumhurbaşkanlığından gelirinin tamamı yurt dışında olan bazı yönetici isimlere ültimatom gittiği iddia edildi.
MASAK’ın şimdi fon vurgunuyla anılan kararlarının, aynı zamanda yurt dışındaki serveti ve şüpheli işlemleri ortaya çıkarmak için önceden planlandığı anlatılıyor.
Verilen bilgilere göre, yurt dışındaki hesapların dondurulması ve paraların Türkiye’ye transferi süreçlerinde iki yol izleniyor.
Uluslararası Mali İstihbarat Birliği ile doğrudan işbirliği yapılıyor. Başsavcılıklar kanalıyla ilgili ülkelerin resmî mercileriyle hukuki işlem başlatılıyor.
Yurt içi ve yurt dışı transferlerde sıkça suistimal edilen kiralık hesaplardan riskli görülenler takibe alınıyor. Bu hesaplar, yasa dışı bahis, kumar ve dolandırıcılık paralarının izini kaybettirmek için de kullanılıyor.
Bankalara getirilen yeni kriterler doğrultusunda, olağan dışı hareket eden, kiralık şüphesi uyandıran veya kaynağı açıklanamayan sınır ötesi transfer alan hesaplar, bankalar tarafından bloke edilebilecek.
Olayın iki boyutu var. Biri yasa dışı servet, diğeri güven duymadığın ülkede paranı tutmama tercihi.
Bütün bunlar fon vurgunuyla katmerlenince AKP içinde telaş başladı. Bazı siyasiler kendilerinin ve partinin bunu hak etmediğini iddia ederek savunmaya geçerken bir grup ise sessiz kalmayı tercih etti.
Eskiden beri sadece kendini düşünen siyasetçiler için anlatılan “üç mektup yaz, etrafını suçla, sen kurtul” düzeninin işletileceği ve birkaç kişinin gözden çıkarılarak konunun kapatılacağını düşünenler çoğunlukta.
Ancak AKP’li bir siyasetçinin dediği gibi;
“Bazen üstünü kapatmak istesen de kapatamayacağınız zamanlar gelir…”
Bu nedenle AKP’liler ilk kez iç hesaplaşma yaşıyor.
AKP’ye yakın araştırma şirketlerinin bile görmezden gelemediği yüzde 4,5’lük oy kaybı, tabandan gelen sert tepkiler, seçim bölgesinde bir kasiyerin, siyasetçinin gözüne baka baka, “Bunların, yapanların hepsi AKP’li…” sözleri öyle pek hafife alınamıyor.
Heyecanla yapılan çalışmaları anlatan AKP’li kurmayın sözleriyle yazıyı tamamlayalım;
“Konuya sadece siyaset açısından bakmak yanlış. Bürokratik ihmaller ve sorumlular bu konunun önemli bir ayağı. Kim yanlış yaptıysa bedelini ödemeli.
SPK ve BDDK gibi kurumlardaki sorumlular araştırılırken bir taraftan da işin yürütülmesi gerekiyor. DDK o yüzden devreye sokuldu. Herkesi kapı dışarı bırakıp sıfırdan kadrolarla sonuç alamazsın. Önce cenazenin kaldırılması gerekir.
Bir taraftan mağdurların paralarının verilmesi sağlanırken diğer yandan bürokraside, siyasette bu işi ihmal edenlerle ilgili araştırmalar devam ediyor. Birileri baskı gördüğünü, nüfuz kullanıldığını söylüyorsa onların da ortaya çıkarılması gerekir. Aksi durumda parti bunun altında kalır.
Ayrıca her şeyi Cumhurbaşkanına havale etmek son derece yanlış. Bu Cumhurbaşkanını da zora sokacak bir durum. Devletin mekanizmalarının zaten görevlerini yerine getiriyor olması gerekmez mi?.. Böylesine bir söylem sorumluluktan kaçmaktır. Herkes görevini yapsın…”
İktidardakilerin ruh hâli böyle, şimdilik…

















