Gül düşünelim gülistan olsun

“İnsanın Başkenti” kitabında Mehmet Yılmaz, kitabın GÜL BAHÇELERİ başlığı altında şöyle diyor:
“Bir gün evden çıkıp Gül Bahçesini ziyaret edin, güllerin arasında gezin, koklayın, sevin. O güzelliği içinize çekin, dalında duran bir gülün sevgi ve dostluk koktuğunu mutlaka fark edersiniz. Güllerin üzerinde çiy damlaları vardır ya onlar hasret ve dostluk gözyaşlarıdır. Onlara bakarken yüreğimiz çarpar, koparmaya kıyamazsınız.
“Güle dokunduğunuzda yüreğinizin yumuşadığını hissedersiniz. Kalbinizde dostluğun sevginin sıcaklığını hissedersiniz dokunurken gökyüzünün maviliğini ferahlığını görürsünüz.
“Belki bir kuş göreceksiniz, usulca konup yanınıza gelecek ürkek ve korkak. Avuçlarınıza alıp kalb atışlarını dinleyin. Sonra salın gitsin özgürlüğüne. Dostluğun, vefanın güzelliğini onda göreceksiniz.
“Dostlukları, sevgileri kaybetmemek, için geç, kalmayalım. Dostlar yanımızda, sevgiler yüreğimizdeyken söyleyelim, anlatalım sevgimizi. Dostlar öylesine narin, öylesine incedir ki, yüreğimizin tüm içtenliğiyle yaşayalım. Güneş kadar sıcak toprak kadar vefalı, su gibi berrak olsun. Vefanın sevginin birleştiği her yerde gül bahçeleri oluşur. Fırtınalarda, boranlarda sokulursunuz, o güllere yüreğinizi ısıtır, yüzünüz güler, hayatın ne olduğunu fark edersiniz.
“Herşeye rağmen güzelliğini, sadeliğini görürsünüz. Siz de dokunun güllere. Unutmayın, hayatta hiçbir şeyimiz olmasa da dostluğa dair bir gülünüz olsun gül bahçelerinde. Gül bahçelerinde gezintiye var mısınız?”
Şair Sezai Karakoç, “Gül Muştusu” isimli şiirinde “Baharın salavatı güller” der. Gül, Efendimizin (S.A.S.) remzi olduğu için… Kur’an-ı Kerim, insanın ahsen-i takvim üzerine yarattığını ifade ediyor. İnsan-ı kâmil en kâmil mânada Hz. Muhammed Aleyhisselamdır. Ahsen-i kâmil üzere yaratılan her insanda ondan bir güzellik yansımaktadır.
Mehmet Yılmaz Bey, güllere uğrayın, güllere dokunun derken ne olursa olsun, herhangi bir insanla karşılaşırken, en başta ona bir gül, bir ahsen-i takvim potansiyeli taşıyan bir varlık olarak kabul ederek, en baştan bu şuurla yani “ulu bir nazarla” ona bakın, ona yaklaşın, ona dokunun demek istiyor.
Böyle bir karşılaşmanın, ihlas ve samimiyet ölçüsünde o kimsedeki ahsen-i potansiyelini kinetik enerjiye dönüştürmeye vesile olacağını, yaşadığı pek çok olayları şahit göstererek ifade ediyor.
Cenab-ı Hak, Hz. Musa Aleyhisselam ile kardeşi Hz. Harun Aleyhisselama, Firavun’a giderlerken “Ona kavl-i leyyinle” yumuşak söz, yumuşak hâl ve tavırla muamele etmelerini güzel söz söylemelerini ferman buyuruyor. Firavun ki, kendisini en büyük tanrı olarak halka empoze eden zorba… Siz artık varın gidin diğer insanlara nasıl davranacağımız hesabını yapın…
“Hatemallahü alâ kulûbihin” sırrı tahakkuk etmiş birisi için bile böyle konuşulması istendiğine göre, bizim emre itaatin inceliğine uyarak sırr-ı hikmetini kestiremeyeceğiniz her hususta üzerimize düşeni yerine getirmemiz lâzım. Biz kimin kalbinin mühürlenip kimin mühürlenmediğini bilmiyoruz. Biz itaat sırrı gereği bize düşeni yapalım. “Sevâün aleyhim” inzâr etsen de inzâr etmesen de onlar için farketmez ama Senin için fark eder, ince işaretinden -İşaratü’l-İ’caz tefsirinde izah edildiği üzere- vazifemizi yerine getirelim. Mehmet Yılmaz beyin, “İnsanın Başkenti” isimli 193 sayfalık kitabı bu özetin tafsilatıyla, şahitleriyle dolu…
Nice günaha batmış kadın erkek suçlular var ki, insanca, ahsen-i takvimlikleri hatırlatılarak muamele görünce içlerindeki cevherler ortaya çıkıyor. M. Fethullah Gülen Hocaefendinin, mealen arz edeyim, bir sözü var “Bazı sert, erimez madenlerin bile belli bir hararetten sonra ergime noktasına ulaştıkları gibi en ümit edilmemiş insanların bile sevgi ve şefkatin yüksek ve yüce hararetiyle çözülüp yumuşatılmaları, güzellik yoluna girmeleri mümkündür… Yeter ki usûl ve üsluplarımıza dikkat edelim.”
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ARİF ASALIOĞLU

KADİR GÜRCAN

ABDULLAH AYMAZ
ESRA BÜYÜKCOMBAK












