Herkesi kucaklayıcı bir yol ve yöntem 2

Samanyoluhaber.com yazarlarından Prof. Dr. Osman Şahin "Herkesi kucaklayıcı bir yol ve yöntem" başlıklı yazı dizisinin ikinci bölümünü kaleme aldı.
Önceki yazıda, M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bir Kırık Testi’de ele aldıkları ve on asırdır tahrip edilip perişan hale getirilmiş olan ve İslâm’ı da içine alan insanlık kalesinin tamiri için nasıl bir yol ve yöntem takip edilmesi gerektiğine dair çok önemli tespitlerden üç tanesi üzerinde durulmuştu. Bu yazıda da aynı konuyu ele almaya devam ediyoruz.

4.   Bir yaratıcının varlığını inkâr adına, dinsizlik hesabına çok sayıda akımlar ortada kol gezmektedir ki bilinçli bir şekilde bazı oluşumlar ve merkezler bu akımları destekleyerek dinsizliğin yayılmasına çalışmaktadırlar. İşte bütün bunların bilincinde olarak koruyucu tedbirlerin alınması gerekmektedir:

“Günümüzde inkâr-ı ulûhiyet fikri çok yayılmış durumda. Ateizm, deizm, agnostisizm gibi akımlar insanları korkunç bir şekilde içine çekiyor. Bu yüzden dalâlet ve küfrün her çeşidine karşı seralar oluşturmak, inançsızlık düşüncesiyle mücadele etmek, iman hizmetine gönül vermiş adanmışları bekleyen en büyük vazifelerdendir.

Mü’minler olarak bizler, Allah’a iman eden salih kulları ahirette ebedi nimetlerin beklediğine inanıyor ve bütün insanların da bu nimetlerden istifade etmesini arzuluyoruz.

Allah Resûlü de (sallallahu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyeleri boyunca bunun için çabalamamış, bunun için sürekli yüreğinde derin bir hüzün ve tasa taşımamış mıydı? O, gördüğü, duyduğu ve idrak ettiği güzelliklere herkesin ulaşmasını istiyordu. Keşke insanlar nefislerini aşsalar, hevalarına takılmasalar ve O’na ulaşsalar diye ızdırapla kıvranıyordu. Gönülden Allah’a inanmış bir insanın mülâhazaları da böyle olmalıdır.” (Yol Bu Erkân Bu)

5.   Tamir edilmesi gereken İslâm’ı da içine alan insanlık kalesidir ve bu kalenin sakinleri farklı milletlere, dillere, dinlere, kültürlere ve inançlara sahiptirler. Bu yüzden herkesin kabul edeceği bir mesajla bu insanlara gidilmelidir:

“Çok farklı inanç ve kültürlere sahip insanların tamamına aynı hakikatleri duyurmak, onları aynı çizgi üzerinde toplamak çok zordur. Önemli olan, herkese kendi konumuna göre bir şeyler diyebilmektir.

Bazılarında kendi değerlerinize karşı bir alaka uyanır, bazılarının küfr-ü mutlakı kırılır, bazıları “araf”a ulaşır, bazıları sempatizan bazıları dost olur, bazılarının da içinde iman meşalesi yanar. Bunların hepsi birer kazanımdır.

Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) bizim elimizle tek bir kişinin bile hidayete ermesinin, onun nazarının ebediyete, Allah’a çevrilmesinin, vadiler dolusu yığın yığın kızıl develere sahip olmaktan daha hayırlı olduğunu haber vermiştir. Bir heyetin, bir toplumun, bir milletin veya topyekûn insanlığın ihyasına vesile olmak kim bilir Allah katında neye tekabül edecektir!” (Yol Bu Erkân Bu)

6.   Bu kadar büyük bir işe girişen hakikat erleri, bahsi geçen oluşumların ve çıkar şebekelerinin (networklerinin) işlerine çomak sokarak onlara zarar verdiklerinden dolayı, onların hücumlarına maruz kalmaktan (uğramak, karşılaşmak) kurtulamazlar:

“Şunun da iyi bilinmesi gerekir ki böyle kutlu bir davaya gönül veren adanmışlar ehl-i dünya tarafından rahat bırakılmazlar. Türlü türlü tazyiklere maruz kalabilir, tehditlerle karşılaşabilir, tehcirler yaşayabilir, zulümler görebilir, en temel insanî haklarından mahrum bırakılabilir, zindanlara atılabilirler. Ne var ki onlar, bu tür meşakkatlerle karşılaştıklarında,

“Gelse celalinden cefa,

Yahut cemalinden vefa,

İkisi de cana sefa,

Lütfun da hoş, kahrın da hoş” demeli, başlarına gelen ne olursa olsun sabır ve rıza ile karşılamasını bilmelidirler. Kur’ân ve imana dair binlerce meselenin ele alınmayı beklediği böyle bir dönemde bu tür sıkıntılara takılmamalı, bugüne kadar nice büyük zatların Kur’ân’ın tek bir meselesi için hayatlarını ortaya koyduğunu, ömürlerini zindanlarda geçirdiğini unutmamalıdırlar.

Zannediyorum ben bunları söylerken bazılarının aklına Ahmed b. Hanbel Hazretleri gelmiştir. O ki hadis ilminin dev imamlarındandır, yaşadığı çağın en zahit ve müttaki insanlarından biridir. Ağzına arpa tanesi kadar bile haram girmemiş, bakışı dünya karşısında hiç bulanmamıştır. İşte bu büyük imam, ehl-i itizalden bazı kimselerin etkisi altında kalan Abbasi halifesi tarafından, Kur’ân’ın yalnızca bir meselesi için aylarca hapsedilmiş, aç susuz bırakılmış, kırbaçlanmış, işkenceye maruz bırakılmıştır. O, İslâm’ın tek bir meselesi için bütün bunları göze almıştır. Çünkü Hazret, bu konuda bir taviz verilir, farklı yorumlara kapı aralanırsa, bunun arkasının geleceğinden, Kur’ân’a karşı daha cüretkâr yorumlar yapılacağından endişe etmiştir. Bu yüzden sırtına inip kalkan kırbaçlara aldırmamıştır. Bu babayiğitler sayesindedir ki inandığımız değerler salimen bize kadar ulaşmıştır.” (Yol Bu Erkân Bu)

İşte yukarıda anlatılan bütün bu işlerde Allah (CC) Hizmet insanlarını kullanmış ve onları bu işte başarılı kılmıştır. Bu yaptırılan işler, bu yolda başa gelenlere ve katlanılan her şeye değecek kadar yüksek ve şereflidirler:

“Allah’a binlerce şükürler olsun ki günümüzün hakikat erleri imana ve Kur’ân’a büyük hizmetler yaptılar. Yıkılmış değerleri ayağa kaldırabilmek için bin bir türlü fedakârlığa katlandılar. Yaptıkları hizmetlerle Allah’la insanlar arasındaki engelleri bertaraf etmeye çalıştılar.

Gittikleri yerlere Hz. Ruh-u Seyyidü’l-Enâm’ın adını götürdüler, gönüllere O’nun sevgisini nakşettiler. İnandıkları iman ve Kur’ân hizmeti uğruna varını yokunu ortaya döktü, talebeye sahip çıktı, gençliğin elinden tuttular. Açtıkları müesseselerle cehalet, iftirak ve fakirlikle mücadele ettiler.

Dünyanın dört bir tarafında yürüttükleri diyalog faaliyetleriyle gönülleri yumuşattı, sevgi köprüleri kurdu, şiddet ve hiddetin önüne geçebilme adına dalgakıranlar inşa ettiler. Kısacası, Allah onlara büyük işler yaptırdı. Sahabenin yaptığı hizmetlerin bir benzerini onlara da nasip etti.

Bu öyle büyük bir mazhariyettir ki uğrunda neye katlanılsa değer. Bu yüzden şeytanın çıraklarının yapılan işlerin karşısına dikilmesine aldırmayın. Yaşanan mahrumiyet, mağduriyet, mazlumiyet, mevkufiyet ve mahkumiyetleri gözünüzde büyütmeyin; büyütüp yürüdüğünüz yola kahretmeyin.” (Yol Bu Erkân Bu) 

Hakikat yolunun yolcuları olan insanlar kendilerine her türlü eza ve cefayı yapanların Allah’ın adaletinden asla kaçamayacakları ve haklarının onlardan mutlak bir surette alınacağının şuur ve bilincinde olarak sadece hizmetlerine kilitlenmelidirler:

“Şunu unutmayın ki zulm ile âbâd olanın âhiri berbat olur. Allah zalime mühlet verse de onu cezalandırmayı asla ihmal etmez. Geçmişte yaşayan zalimler nasıl yıkılıp bedbaht şekilde çekilip gittilerse, aynı şekilde pek yakın bir gelecekte bugünün zalimlerinin de nasıl acınacak bir hâle geldiklerini, köksüz ağaçlar gibi üst üste devrilip gittiklerini, sizden medet umarcasına acı acı yüzünüze baktıklarını göreceksiniz.

Dolayısıyla haklarında ağlanacak birileri varsa onlar, güç zehirlenmesi yaşayan zalimlerin ta kendileridir. Bütün bunları insanlık tarihinde cari olan sünnetullaha inancımın bir gereği olarak söylüyorum. Bu itibarladır ki, zalimleri Allah’a havale edip kendi işimize bakmalıyız.” (Yol Bu Erkân Bu)

Öyleyse, Hizmet insanları kendilerine vaat edilen o yüksek ufka ve gayeye ulaşmak için şu tarifi yapılan ve cihanlara değişilmeyecek kıymete sahip hizmetlerinden başka bir dertleri olmamalıdır: 

“Allah şimdiye kadar bize, himmeti âli yüce gönüllü kardeşler verdi. Nereye gittiğini dahi bilmeden çantasını eline alıp yola koyulan babayiğitler nasip etti. Ömrünü hizmete vakfeden fedakâr gönüllerle bu davaya güç verdi.

Biz de Allah’ın lütfettiği bu potansiyeli, ruhumuzun âbidesini ikame etme, Hazreti Ruh-u Revan-ı Muhammedî’nin her yerde bayrak gibi dalgalanmasını sağlama, gönülleri Allah’la buluşturma, hangi anlayışta olduğuna bakmaksızın insanların birbirini sevmesini sağlama, gönülleri yumuşatma istikametinde kullanmalıyız.

O zaman Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) “kardeşlerim” hitabının hakkını vermiş oluruz. Biz burada onun davasına gönül verirsek o da öbür tarafta bize sahip çıkar. O’nun sahip çıktığını da kimse zayi edemez. Allah’ın izniyle onlar, geçilmez kapılardan geçer ve ebedi nimetlere mazhar olurlar.” (Yol Bu Erkân Bu)
30 Kasım 2025 14:19
DİĞER HABERLER