Kalıcı Barış Nasıl Mümkün Olur?

Kim ne isim verirse versin; “Çerçeve Yasa” adıyla önümüze konan düzenleme, PKK mensupları bakımından şartlı af veya cezasızlık sonuçları doğuran özel nitelikli bir hukuki düzenlemedir. Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalar da düzenlemenin belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde ceza ve infaz süreçlerinde önemli sonuçlar doğuracağını ortaya koyuyor. Meclis’ten geçip Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan yasaya göre, bundan sonraki aşamada Millî Güvenlik Kurulunun (MGK) PKK’nın silah bıraktığını ve tamamen dağıldığını teyit etmesiyle düzenlemenin uygulanmasına geçilecek.
Peki nedir bu yeni aşama? Cezalar ertelenecek, soruşturmalar askıya alınacak ve fiilen af benzeri sonuçlar doğurabilecek bir mekanizma devreye girecek. Yakında serbest kalanların ve yakınlarının sevinç gösterilerine şahit olabiliriz. Ancak böyle bir tablonun toplumun farklı kesimlerinde çok farklı duygular doğuracağı da şimdiden hesaba katılmalıdır. Eşitlik ilkesi bakımından tartışma oluşturabilecek bu düzenlemenin toplumsal sonuçlarının dikkatle değerlendirilmesi gerekir.
Ortaya çıkacak manzarayı bütünüyle görmek gerekiyor: Bir yanda coşkulu bir sevinç, diğer yanda derin bir acı ve buruk bir his. Belki bazı aileler “Yeter ki terörsüz Türkiye olsun” diyerek acısını bastırmaya çalışacak. Bununla birlikte, PKK’nın siyasal alandaki yeni konumunun nasıl tarif edileceği, toplumun önemli bir kesimi açısından kolay hazmedilecek bir dönüşüm olmayacaktır.
İşin çok daha çarpıcı bir cephesi daha var: Silahlı eylemlere karışan PKK mensupları hakkında özel bir ceza ve infaz düzenlemesi uygulanırken; hayatının hiçbir döneminde şiddetle ilgisi olmamış, eline silah almamış on binlerce öğretmen, memur, esnaf, öğrenci veya ev kadını sırf yasal bir bankada işlem yaptığı, sendikaya üye olduğu, yurtlarda kaldığı veya yalnızca “üyelik, irtibat, iltisak” iddialarıyla suçlandığı için hapishanelerde tutulmaya devam edilecek. Sadece Hizmet Hareketi gönüllüleri değil, iktidarın hedefe koyduğu ya da uzun yıllardır ağır yargısal ve idari uygulamalara maruz kaldığını savunan farklı toplumsal ve siyasi kesimler de bu hukuki normalleşmenin dışında bırakılmıştır.
Asıl üzerinde durulması gereken mesele tam da budur: Barış adına atılan bir adım, hukuk önünde eşitlik duygusunu zedeliyorsa yeni kırgınlıklar üretme riski taşır. Bir kesim için ceza hukukunda esneklik sağlanırken, şiddetle ilişkisi bulunmadığı hâlde benzer bir hukuki gözden geçirme talep eden başka kesimlerin bütünüyle kapsam dışında tutulması ciddi bir adalet tartışmasına yol açacaktır.
Şu noktayı açıkça belirtmek gerekir: Barış süreci elbette çok elzemdir; silahların susması, çatışmaların sona ermesi ve yeni acıların önlenmesi herkesin ortak beklentisidir. Bu, toplumsal barışın sağlanması adına desteklenmesi gereken meşru bir adımdır. Ancak kalıcı toplumsal barışın ve hukukun “seçici adalet” üzerine kurulamayacağı da bir o kadar açıktır. Barışa hizmet ettiği ileri sürülen bu yasanın, kapsayıcı bir hukuk perspektifiyle desteklenmediği takdirde, adalet duygusunu daha da yaralayacak eşitsizlikler üretme ihtimali vardır.
Bu haksızlığı irtikâp edenlerin, tam da böyle bir durumun ortaya çıkmasını istediği üzülerek izliyoruz. KHK mağdurları üzerinden propaganda yaparak, "Ne yapalım, sizinkiler bir adım atmadı" diyerek bir demagojiyle sorumluluktan kaçmayı hedefledilerini söylemek herhalde kehanet olmaz.
Oysa süreçle ilgili temasları bilen çok sayıda kişinin ifade ettiği üzere, konu gündeme geldiği andan itibaren farklı grupların da hukuki normalleşme sürecine dâhil edilmesi yönünde çeşitli girişimlerde bulunuldu. Bu süreçte çok sayıda akil insan, akademisyen, siyasetçi ve hukukçu aracılığıyla iktidar nezdinde temaslar gerçekleştirildi.
Bilindiği üzere AYM, AİHM, BM ve diğer uluslararası kurumlar nezdinde yürütülen hak arama faaliyetleri ve alınan olumlu sonuçlar bu yönde atılan en önemli ve etkili adımlardır. Yurt içinde ve yurtdışında çok sayıda önemli ve etkili isimle iletişime geçilerek, başta AİHM ve BM kararlarının uygulanması olmak üzere, toplumsal uzlaşının tesisine ve yapılacak yasal düzenlemelerin tüm kesimleri kapsaması için katkı sağlamaları yönünde destekleri talep edilmiştir.
Diğer taraftan diyalog kapıları çeşitli kanallardan zorlandı. Ne var ki bu girişimler beklenen karşılığı bulmadı ve kapsamın genişletilmesine yönelik talepler sonuçsuz kaldı. Bu nedenle bugün “hiçbir girişimde bulunulmadı” şeklinde kurulacak bir anlatı hem gerçeğin karartıyor hem de mağdurlar arasında yeni bir kırılmaya yol açma riski taşıyor. Haksız yere tutuklu yargılandığını veya hüküm giydiğini düşünen insanların da sürece dâhil edilmesi için yoğun çaba sarf edildiğini bilenlerin, sorumluluğu mağdur kesimlere yüklemesi en hafifinden gerçeği tersyüz eden, failin sorumluluğunu görünmezleştiren bir vicdani tutarsızlıktır.
Burada ihtiyaç duyulan şey yeni bir suçlama ve ayrıştırma dili değil, adalet duygusunu yeniden inşa edecek kapsayıcı bir yaklaşım olmalıdır. İlk günden beri kullanılan “tavan-taban” gibi ayrıştırıcı söylemlerin, bu yasanın uygulamaya geçmesi sonrasında yeniden dolaşıma sokulması toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirme niyeti taşıyor. Kendilerine ulaşan çözüm tekliflerini ve diyalog girişimlerini yok sayarak bütün sorumluluğun yine belirli kişi veya gruplara yüklenmesi, hem meseleyi basitleştirir hem de gerçek bir toplumsal yüzleşmenin önünü kapatır.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta budur: Türkiye’nin yeni dönemde ihtiyacı, bir mağduriyetin giderilirken başka bir mağduriyetin görünmez kılınması değildir. Silahların susması ne kadar önemliyse, hukuk devletinin yeniden herkes için aynı şekilde işlemesi de o kadar önemlidir. Kalıcı barış ancak adaletin belli gruplara göre değil, evrensel hukuk ilkelerine göre uygulanmasıyla mümkün olabilir.
Aman dikkat! Bu tehlikeli oyuna karşı son derece uyanık olunmalıdır.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

KADİR GÜRCAN

HÜSEYİN ODABAŞI

ABDULLAH AYMAZ

ARİF ASALIOĞLU

PROF. DR. ŞERİF ALİ TEKALAN

Berlin'de bir ilk: Anne-babası 80 darbesinden sonr...

Fon soruşturması: İsviçre hesaplarına 15 milyon do...

Türkiye, 6 binden fazla kişinin vatandaşlığını ipt...

Rusya seçimlerinde Putin'in partisi güçlendi

Faizsiz finanstan Rothschild bankasına: Fon vurgun...






