Moskova’dan Kahire’ye uzanan bir hicret hikâyesi

⏱ Okuma Süresi 12 dk•Yayınlanma Çarşamba, Kasım 4 2026
Paylaş
X Post
Moskova’dan Kahire’ye uzanan bir hicret hikâyesi


Erhan benim kayınbiraderim. Ama erkek kardeşim olmadığı için kardeşten öte sevdiğimdi. 11 Ekim 2026 Pazar günü Kahire’de dualarla 46 yaşında Hakk’ın rahmetine uğurlandı. Geride 3 tane taze fidan evlatlarını, gözü yaşlı eşini, annesini, babasını, kardeşlerini ve sevenlerini bıraktı.

Mısır’da bir buçuk yıldır akciğer kanseri tedavisi görüyordu. Uzun bir tedavi süreci boyunca yakınındakiler ondan en ufak incitici bir söz veya davranış görmediler. Hatta görenler onda fiziki bir çöküş veya umutsuz bir hâl de sezmediklerini söylüyorlar. Adeta çektiği dertleri acı acı yudumlarken dışarıya sadece buğu buğu rayihalar yayıyordu. Ona ümit vermeye çalışanlara o demet demet ümit sunuyordu. Bir taraftan okuldaki görevlerine devam ediyor, öğrencilerinin ve velilerin gönlünü alıyordu. O kadar çok gönle girmişti ki vefat sonrası gelen mesajlar ve taziyeler onun nasıl bir gönül mimarı olduğunun ispatıydı.

Okul velilerinden Abdelrahman Elfeky:

“Pek çok kişi tarafından sevilen harika bir öğretmenin kaybından dolayı en derin taziyelerimizi sunarız. Çocuklarımıza olan bağlılığı, nezaketi, dürüstlüğü ve samimi ilgisi her zaman hatırlanacak ve takdir edilecektir. Onların hayatlarında kalıcı bir iz bıraktı ve kendisi çok özlenecektir. Allah ailesine güç ve metanet versin, ruhu şad olsun (mekânı cennet olsun). Allah’ım onu bağışla, ona merhamet et ve onu en yüksek cennet olan Firdevs’e yerleştir.”

Bir başka okul velisi:

“İnanın, bugün okulda herkes çok üzgün. Herkes ondan güzel sözlerle bahsediyor, iyiliklerini ve insanlığını anlatıyor. İçiniz rahat olsun; onu ne kadar çok sevdiğimizi ve ne kadar değerli bir insan olduğunu herkesin sözlerinden anlayabilirsiniz.

Gerçekten hepimiz aynı şeyi söyledik: Onun hakkında iki kişi bile farklı düşünmezdi. Kimse onun birine gönülden yardım etmediğini, birini dikkatle dinlemediğini ya da çocukları mutlu etmek ve velileri rahatlatmak için elinden gelenin en iyisini yapmadığını söyleyemezdi.

Çocukları sabah okula girerken o güler yüzüyle karşılaması, hepsini tanıması, onları takip etmesi ve nasıl olduklarını sorması bile ne kadar özel bir insan olduğunu anlatmaya yeterdi.

Üstelik kimsenin bilmediği, kendisinin de asla anlatmadığı o kadar çok iyiliği ve güzel davranışı vardı ki…

Sonradan öğrendim ki oğluma da bana da birden fazla kez sessizce yardım etmiş; bunları hiç dile getirmemiş bile.

Bir keresinde oğlum sabah okulda yaralanmıştı. Henüz doktor gelmemişti ve gerekli ilk yardım da yapılmamıştı. Ben de okul otobüslerinin çok erken gelmesinin doğru olmadığını konuşuyordum. Meğer o, konuyla doğrudan hiçbir ilgisi olmadığı hâlde yönetimle ve Mr. Arsen’le konuşmuş, bir çözüm bulunması için çaba göstermiş. Bunu bile kendisi anlatmadı; sonradan öğrendim.

İşte o gerçekten insan gibi insandı. Herkesi düşünen, çocuklar için bir baba, gerektiğinde de herkesin arkasında duran güçlü bir destekti.

Allah, bilinen ve bilinmeyen bütün iyiliklerini sevap hanesine yazsın. Çünkü o, kimsenin bilmediği pek çok şey yapıyordu; ne bunları anlatıyor ne de karşılığında teşekkür bekliyordu. Her şeyi Allah rızası için yapıyordu.

Hastalığının son dönemlerinde bile gülümsemesini ve huzurunu koruyordu. Aslında bizi rahatlatan, bize umut veren ve çocuklara pozitif enerji aşılayan yine kendisiydi. Kendi zor zamanlarında bile başkalarına güç vermeyi başarıyordu.

Böyle güzel bir insanın ardından herkesin bu kadar üzülmesi ve onu bu kadar güzel anması tesadüf değil. Geride bıraktığı iyilikler, dokunduğu hayatlar ve insanların kalbindeki yeri onun ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor.

Allah ona rahmetiyle muamele etsin, mekânını cennet eylesin. Size ve ailenize sabır versin. Dilerim, insanların onun hakkında anlattığı bütün bu güzel sözler ve yaptığı iyilikler, bu zor günlerde kalbinize bir nebze olsun teselli olur.

Onu tanıyan herkesin kalbinde çok güzel bir iz bıraktı. Allah rahmet eylesin.”

Beraber çalıştığı bir eğitimci ise şu sözlerle Erhan’ı anlatıyordu: “Bugün öğretmenlik mesleğinde 13. yılımdayım. Geriye dönüp baktığımda, mesleğimin ilk yılında karşıma onun gibi bir insanın çıkmış olmasının ne kadar büyük bir şans olduğunu daha iyi anlıyorum. İnsan hayatında iz bırakan kişiler vardır; aradan yıllar geçse de söyledikleri sözler, gösterdikleri iyilikler ve hissettirdikleri güven unutulmaz. Erhan Abi benim için tam olarak böyle bir insandı. Ondan sonra pek çok yöneticiyle çalıştım ama onun insanlığı, karakteri, anlayışı ve insana verdiği değer benim için hep ayrı bir yerde kaldı. Bir insanın ardından bu kadar güzel sözler söylenmesi, onu tanıyan herkesin aynı güzellikleri anlatması ne büyük bir zenginlik. Erhan Abi’nin ne kadar kıymetli bir insan olduğunu bir kez daha görüyoruz.”

Bir başka arkadaşı: “Hastalığının son dönemlerinde bile gülümsemesini ve huzurunu koruyordu. Aslında bizi rahatlatan, bize umut veren ve çocuklara pozitif enerji aşılayan yine kendisiydi. Kendi zor zamanlarında bile başkalarına güç vermeyi başarıyordu.”

Sabir Bey: “Yaklaşık iki yıl önce hastalığa yakalandığında ne yüzünün hatları değişti ne de o tatlı tebessüm çehresinden eksildi; öyle ki onu görenler sıhhatli sanırdı. Kendisiyle buluşup hastalığını bana bizzat doğruladığında, onu teselli etmeye çalıştım; lakin onu dağ gibi sarsılmaz ve bükülmez buldum. Tedavi sürecinden sanki olağan günlük işlerinden bahsediyormuş gibi sakinlikle bahsetti; gösterdiği o muazzam sabrına hayran kaldım.

Evlatlarımız için düzenlenen bir kampta sahil kenarında birlikte bir gün geçirdik; uzun uzun sohbet ettik. Sonrasında kendisinden nazikçe bir hatıra fotoğrafı çekilmeyi rica ettim. Sırf onunla özel bir kare istediğimi fark ettiğinde sanki niyetimi derinden anlamıştı.

Akşam namazının ardından İsmailiye’den Kahire’ye onun arabasıyla dönmek nasip oldu bana. O yolculukta öyle bir dostluk bağı kuruldu ki aramızda, kendimi sanki yıllardır kırk yıllık yakın bir dostuymuşum gibi hissettim.

Yüce Allah ona geniş rahmetiyle muamele eylesin, onu cennetinin en geniş köşelerinde ağırlasın ve geride kalan kederli ailesine sabr-ı cemil ihsan eylesin.”

Erhan’ım için gelen taziye mesajlarının çok azı bu şekilde. Daha pek çok hüsnü şehadet eden sevenleri var.

Erhan’ım Yamanlar ve Gündüz Alp Koleji mezunuydu. Küçük yaşta aileden ayrılmıştı. Gurbete erken çıkanlardandı. Yatılı okulu pek sevemedi. Pazar günleri okula dönüş günü olduğu için pazar günleri gösterimde olan Bizimkiler dizisi bile onda bir hüzün oluştururdu. 2000’lerde, benim de Moskova’da öğretmenlik yaptığım yıllarda üniversite okumaya oraya geldi. İngilizce bölümünü başarıyla tamamladı ve Rusçayı da güzel konuşurdu. Belletmen olduğu okulda sonrasında öğretmen de oldu. Yine öğrencileri ve velileri onu çok seviyorlardı. 2010 sonrasında ise Kahire’ye yine bir eğitim gönüllüsü olarak hicret etti. Yıllarca çok özverili ve samimi çalışmalar ortaya koydu. Meşum Temmuz hadisesi sonrasında ise en doğal hakkı olan Türk pasaportu verilmediği için bir daha Mısır’dan çıkamadı. Anne ve babası başka bir gurbet diyarında çilesini yaşarken bir iki görüşme haricinde hasret bir türlü dinmedi. Çekilen sıkıntıların da etkisiyle bir de amansız bir hastalığa yakalandı.

Son konuşmamız vefatından birkaç gün önceydi. Yine bana gönülden nağmelerle ve gerçek bir inanmış sineyle güzel sözler söyledi. Nereden bilecektim son konuşmamız olduğunu… Nereden bilecektim son nefesini verirken bile kimseyi rahatsız etmeden sessizce bu dünyadan süzüleceğini…

Cenazesini yıkayan arkadaşlar, vücudu kadife gibi yumuşacıktı, tıpkı şehitler gibi ter ü tazeydi ve mis gibi bir koku odayı kaplamıştı, dediler…

Erhan gibi insanlar candır, toprağın tuzudur, sevginin mayasıdır, gönül yapan mimarlardır, insanlık semasının parlak yıldızlarıdır.

Erhan’sız kalınca anlıyor insan dostun kıymetini, gönül zenginliğinin yüceliğini, yaşatma heyecanının coşkunluğunu, bitmeyen fedakârlığı ve sessizce gönülleri fethetme kahramanlığını…

Yolun açık olsun, mekânın şehitlere komşu, Firdevs olsun canım kardeşim!