Ortak akıl

Rahmetli 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın çok değer verdiği, emekli vali ve müsteşar, daha sonra milletvekili olan rahmetli Galip Demirel abi, Ankara’da komşumuzdu. Kendisiyle çok sıkı bir irtibatımız vardı. Değerli, samimi, bilge, nüktedan, gün görmüş, açık sözlü, tecrübeli bir insandı. Her ikisine de Allah rahmet eylesin.
Galip abi, ortak aklın, yani istişarenin önemini anlatırken şunları demişti.; “İlk defa uçak yapılırken ilgililer, kendi aralarında bunu planlıyorlar, gerçekleştiriyorlar, sonra da uçurmaya çalışıyorlarmış. Her seferinde de uçak düşüyormuş. Yine bu konunun konuşulduğu bir gün, onlara çay getirip götüren hizmetli, onların kendi aralarında konuştuklarına da kulak misafiri oluyormuş. Onlar da bu problemi bir türlü çözemedikleri için çare ararken, çaycı da kulak söze karışmış; “kusura bakmazsanız, bana göre şunu şöyle yapsanız ,sanki bu problem çözülür” demiş. O insanlar da çaycının sözüne kıymet verip uygulamışlar ve uçağı havalandırıp uçurmayı başarmışlar.
Böyle bir durum olmuş mudur, olmamış mıdır, gerçek midir, değil midir bilemiyorum. Hani güzel bir cümle vardır; “aslından çok faslı önemlidir“. Burada böyle bir hadise olmamış bile olsa, düşünebilen hemen herkesin düşüncelerinden istifadeye açık olma, onları dikkate alma, yani o insanlarla da istişare edebilme ve ortak akla müracaatın önemini çok güzel anlatan bir durum söz konusudur.
İnsan, yaratılışı gereği tek başına yaşayabilen bir varlık değildir. Hayatını sürdürebilmek, gelişebilmek ve daha doğru kararlar alabilmek için başkalarının bilgi, tecrübe ve bakış açılarına ihtiyaç duyar. Bu gerçek, aileden devlete, küçük bir iş yerinden uluslararası kuruluşlara kadar bütün sosyal yapıların temelinde yer alır. Tarih boyunca başarılı toplumların ortak özelliklerinden biri, farklı fikirleri dinleyebilmeleri ve ortak aklı işletebilmeleridir.
Günümüzde bilgi üretiminin baş döndürücü bir hız kazandığı, teknolojinin sınırları zorladığı, problemlerin giderek karmaşıklaştığı bir dünyada, artık hiçbir insanın “Ben her şeyi bilirim.” deme lüksü yoktur. Bir kişinin sahip olduğu bilgi ne kadar geniş olursa olsun, başkalarının görebildiği her yönü görebilmesi mümkün değildir. Bu sebeple istişare, sadece güzel bir ahlâkî davranış değil; aynı zamanda doğru karar vermenin vazgeçilmez bir yöntemidir.
Peygamberlikten önce Kâbe tamir edilirken, Hacerü’l-Esved taşını yerine kimin koyacağı konusunda Mekke kabileleri arasında büyük bir anlaşmazlık çıkmıştı. Tartışma neredeyse savaşa dönüşecekti. Sonunda, Kâbe’ye ilk girecek kişinin hakem olması kararlaştırıldı. İlk gelen kişi Hz. Muhammed(sav) oldu. Herkes onun dürüstlüğüne güveniyordu.
Hz. Muhammed(sav), yere büyük bir örtü serdi, Hacerü’l-Esved’i örtünün ortasına koydu ve her kabile reisinin örtünün bir ucundan tutmasını istedi. Böylece bütün kabileler taşı birlikte kaldırdılar. Son aşamada ise taşı kendi elleriyle yerine yerleştirdi.
Bu çözümde kazanan veya kaybeden yoktu. Herkes sürecin bir parçası olmuş, herkes onurlandırılmıştı. Gerçek liderlik, bazen en çok bilen olmak değil; herkesi çözümün ortağı hâline getirebilmektir.
Kur’ân-ı Kerim’de müminlerin en önemli özelliklerinden biri şöyle ifade edilir: “Onların işleri aralarında istişare iledir.”
(Şûrâ Suresi, 42/38) Başka bir ayette ise Allah Teâlâ, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurur: “İş konusunda onlarla istişare et. Karar verdiğinde de Allah’a tevekkül et.”
(Âl-i İmrân Suresi, 3/159)
Dikkat çekici olan nokta şudur: Bu emir, Uhud Savaşı’nın ardından gelmiştir. Uhud’da genç sahabilerin görüşü tercih edilmiş ve sonuçta ağır kayıplar yaşanmıştır. Buna rağmen Kur’ân, “Artık istişare etmeyin.” dememiş; aksine istişarenin devam etmesini emretmiştir. İstişarede de hata yapılsa bile, insanların düşüncelerine değer verilmesi, toplumun birlik ve güvenini ayakta tutan en önemli unsurlardan biridir. Peygamber Efendimiz (sav) de: “İstişare eden, pişman olmaz.”buyurarak ortak aklın önemine işaret etmiştir.
Ayrıca bunları destekleyen ve gerçek olan bir durum daha var ki o da, bir insan, tek başına ne kadar akıllı olursa olsun, onun aklı, hiçbir zaman iki normal insanın akıllarının toplamına ulaşamaz. İşte buradan hareketle hemen her yerde, her konuda, her zaman, ortak akla, yani istişareye çok önem vermek, insanın onu hayatının hemen her safhasında kullanması çok büyük bir önem arz etmektedir.
Özellikle günümüzde, artık dünya büyük bir köy haline gelmiştir. İnternet, ulaşım vasıtalarıyla köy haline gelen bu dünyada dilleri, dinleri, kültürleri farklı da olsa insanlar, birbirleriyle daha sıkı irtibat halinde olma durumları ile karşı karşıyadır.
İşte bütün bunlardan dolayı ortak aklı, yani istişareyi ciddiye almak, uygulamak, bir ahlak haline getirmek, hem insan için, hem de o insanın yaşadığı toplum için, daha sonra da gelecek nesiller ve bütün bir insanlık için çok önemlidir.
Böylece bugünkü hayal şartlarındaki grift yani karmaşık hadiseler çözülebilir, onlara farklı çözüm yolları bulunabilir. Böylece bunları yapan insan ve insanlar da hem huzurlu ve mutlu olurlar, hem de içinde bulundukları toplum da aynı şekilde madden ve manen sağlıklı ve huzurlu olur.
İstişare, yalnızca devlet yönetiminde ve işletmelerde değil, aile içinde de huzurun temelidir. Çocukların yaşlarına uygun şekilde fikirlerinin alınması, onların özgüvenini geliştirir. Anne ile babanın birbirine danışması ise aile bağlarını güçlendirir.
Bir baba, “Bu evde son sözü ben söylerim.” diyebilir. Fakat daha güzeli, “Bu evde herkes konuşur; sonunda en doğru kararı birlikte veririz.” diyebilmektir. İnsanlar, çoğu zaman sadece kararın sonucundan değil, karar sürecinin dışında bırakılmaktan rahatsız olurlar.
Bugün yapay zekâdan iklim değişikliğine, ekonomik krizlerden uluslararası çatışmalara kadar hiçbir büyük problem tek kişinin tecrübe ve bilgisiyle çözülememektedir. Bilim insanları, farklı ülkelerde olmalarına rağmen teknolojinin sağladığı zoom gibi iletişim kolaylıklarıyla birlikte çalışabiliyorlar. Doktorlar farklı branşlarda, bu şekilde ortak değerlendirme anlamına gelen konsültasyon yapabiliyorlar. Şirketler disiplinler arası ekiplerle yenilik üretiyor. Devletler, uluslararası kuruluşlarda ortak karar mekanizmaları geliştiriyor. Dünyanın geleceği, “Ben” anlayışından çok “Biz” anlayışına bağlı görünmektedir.
Ortak aklın önündeki en büyük engel cehalet değildir. En büyük engel kibirdir. “Kendi fikrim bana yeter” düşüncesi ,hem bireyi, hem de toplumu fakirleştirir. Buna karşılık mütevazı insan, başkasından öğrenmekten utanmaz. Bilir ki hakikat, bazen hiç ummadığımız bir insanın sözünde saklı olabilir.
Mevlânâ’nın şu sözü bu gerçeği ne güzel ifade eder: “Akıl akıldan üstündür.” Atalarımız da aynı hakikati farklı ifadelerle dile getirmişlerdir: “Soran dağları aşmış, sormayan düz yolda şaşmış.” “Bin bilsen de, bir bilene danış “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” “Yalnız taş duvar olmaz.”
İstişare, yalnızca fikir alışverişi değildir; insana duyulan saygının ifadesidir. Ortak akıl ise farklı bakış açılarının çatışması değil, birbirini tamamlamasıdır. Bir toplumda insanlar rahatça konuşabiliyor, farklı düşünceler korkmadan ifade edilebiliyor ve herkes kendisini çözümün bir parçası olarak görebiliyorsa, o toplumlar, geleceğe güvenle yürür. Unutmamak gerekir ki büyük medeniyetler, yalnızca büyük zekâların değil; birbirini dinlemeyi bilen büyük gönüllerin eseridir. Belki de bugün insanlığın en fazla ihtiyaç duyduğu şey, daha yüksek sesle konuşmak değil; birbirini daha dikkatle dinleyebilmektir.
İlle de dediğim dedik şeklinde, istişare etmeyen, istişareye inanmayan, tek başına hareket eden insanlar, bugün olmasa da yarın mutlaka içinden çıkamayacakları çukurlara düşeceklerdir. Bütün bir hayatları, bir hiç uğruna yok olup gidecektir. Bu durum, dünyada böyle olduğu gibi, istişarenin hakkını vermeyen insanlar, bu sorumluluklarının vebalini öbür alemde, yani ahiret aleminde ödeyeceklerdir.
Yol yakınken, her konuda, her zaman, her yerde ortak akıl denilen istişarenin önemini bilip, pratiğini yapıp, hem bu alemde, hem de öbür alemde huzurlu olma yolunu seçelim.
Öyle değil mi?
Ne dersiniz?
Bu haberler de ilginizi çekebilir

HARUN TOKAK
ESRA BÜYÜKCOMBAK

ŞERİF ALİ TEKALAN

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN













