Sakarlıktan Zemzemliğe

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Çarşamba, Eylül 16 2026
Paylaş
X Post
Sakarlıktan Zemzemliğe

Seneler önce E. Abdurrahman, Çitlenbik isimli kitaplar yazmıştı. Bunların birinde SAKAR DUASI başlıklı gerçek bir hikayede şunları anlatmıştı:

Babam ile beraber bir akrabamızın ziyaretine gitmiştik. Onların bir buçuk yaşında benim gibi sakar bir çocukları var. Bir iki saat içinde çarpmadık yeri kalmadı. Yüzü gözü şişti morardı. Annesi, bu yaramazı babamın yanına getirip uslanması için bir dua okumasını istedi. Babam bir çocuğa, bir bana baktıktan sonra, “Eğer tesirli bir sakar duası bilseydim önce Abdurrahman’a okurdum. Şunun halini görmüyor musunuz? dedi. Gerçekten benim de ellerim, kollarım sargılar içinde idi. Kırdığım camlar ellerimi, kollarımı kesmişti.

Fakat Süleyman Erkekoğlu amcamın anlattıkları ise bizim sakarlığı fersah fersah aşıyor.

Konyalı ile Tonyalı arkadaşmış. Tonyalı Konya’ya gelince, arkadaşı onu Mevlana Hazretleri’nin türbesine, Üçler Mezarlığına ve Sadreddin Konevî Hazretlerinin kabrine götürmüş. Bir gün de Konyalı  Tonya’ya gitmiş. Tonyalı ne yapsın, onu almış kendi mezarlıklarına götürmüş. Bir mezarın başına gelince demiş ki: “Ha bu amcamdır. Furdu, furdu ve sonunda furuldu gitti, şimdi burada yatıyor”  demiş. Bir başka mezara varmışlar: “Ha bu dayımdır. O da furdu furdu, nihayet furuldu gitti. İşte burası onun yattığı yerdir.” demiş. Sonunda bir mezarın daha başına varmışlar. Tonyalı orada çok tasalı biçimde ve hayıflanarak:  “Ha bu da babamdır. Babamdır; ama ne furdu ne de furuldu. Pisi pisine gitti” demiş.

Allah, Allah dünyada ne sakarlar varmış. Biz elimizi cama vurunca kıyamet kopmuş gibi bütün herkese duyuruluyoruz. Elin adamları ise bakın neler yapmışlar da kimsenin haberi yok. 

15 Temmuz’dan sonra sıhrî yakınımız olan bu aile pasaport problemlerinden ötürü Kanada’ya iltica etmek zorunda kaldı. O bir buçuk yaşındaki çocuk da artık büyümüş oldu. Onunla birkaç sohbetimiz olmuştu. Ona dedim ki: “1071’den sonra Selçuklusu, Saltuklusu, Karamanlısı Anadolu’ya Bitlis-Ahlat taraflardan girmeye  başladı. Bildiğimiz kadarı ile 300 bin insanımız giriş yaptı. Bunları bilekleri, pazuları güçlü idi, kafaları da çalışıyordu. İmparatorluk kuracak potansiyele sahiplerdi. Ama bunlara maddî-manevî medeniyet kuracak ruhu, Bitlis-Ahlat bölgesine bazı Emevî ve bazı Abbasilerin saltanat kaygusu ile zulmeden (Haccac-ı Zâlim ve Yezid gibi)  idarecilerinden kaçıp oralara sığınan Âl-i Beytin, gönül sultanları aşıladı. Oralar MERECE’L- BAHREYN (Yani iki denizin, maddî-manevî  gücün) birleştiği yerlerdi. Normalde, Anadolu’da 5 milyon gayr-i Müslim nüfus vardı. Yani Müslüman nüfus 17’de bir gibi azınlıkta idi. Ama şimdi ‘Yüzde doksan (%90) Müslüman Türkiye’ deniliyor. Endülüste veya Sicilya’da bir zaman zorla din değişmeye zorlanan Müslümana yapılan öldürmeleri  Müslümanlar, başkalarına uygulayabilir mi? Hayır!  Çünkü âyet açık  “Lâ ikrâhe fiddin (Dinde, inançta zorlama yoktur”  Kanunî Sultan Süleyman döneminde Bulgarlardan illallah diyen bir paşa “Padişahımız bunları ikişer-üçer Osmanlı ülkesine dağıtalım. Ne Bulgar kalsın ne de Bulgaristan” deyince Şeyhülislam karşı çıkmış “Allah, Kur’an’da   Biz insanları millet millet aşiret aşiret yarattık” mealindeki âyette açıkça ifade ederken bir milleti unutturup yok edemezsiniz diye  bunu durduruyor. Onun için asla bir katliam söz konusu olamaz.

“Peki bu 17 kat nüfus nereye gitti. Hiçbir yere gitmedi… Japonların tesbitine göre bir sürahi suyun içine bir bardak ZEMZEM  ilave edilince, o kadarcık bir zemzem o suyu zamanla zemzemleştiriyor. İşte Anadolu’ya ilk gelenler zemzem gibi olduklarından o toplumu temsil ve yaşayışlarıyla zemzemleştirmişler.  ‘Ey delikanlı sen de zemzem olursan, iyi, güzel işler yapabilirsin’  demiştim. O da bir, bir buçuk sene önce Kanada’dan buzullardaki Eskimoların ülkesine hizmet için giden Ekrem Ailesinden bahsetmişti. Ben de anlatmıştım.  Şimdi öğreniyorum ki, Çarpanlar, Nazilli’li merhum Ersin Ağabeyin evlatları imiş. Ben de yeni öğrendim. Onun için yazıyı biraz uzattım. Dualara vesile olmasını dilerim.