Seçici körlük

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Salı, Haziran 2 2026
Paylaş
X Post
Seçici körlük

Bugün yaşadığımız dünyaya bakınca, “körlük” kelimesinin artık yalnızca bir metafor değil, gündelik bir alışkanlık hâline geldiğini düşünmemek zor. Gözlerimiz açık, ekranlarımız parlak, bilgiye erişimimiz neredeyse sınırsız. Buna rağmen, belki de tarihin hiçbir döneminde bu kadar seçici görmedik.


Artık görmek, fiziksel bir eylemden çok bir tercih meselesidir. Belki de içinde yaşadığımız çağ, yalnızca bir “seçici körlük” çağı değil; aynı zamanda bir vicdan körlüğü çağıdır. Çünkü insanlar artık gerçeği görmedikleri için değil, gördükleri hâlde hissetmemeyi tercih ettikleri için körleşmektedir.


Sokakta yanımızdan geçen yoksulluğu görmemek için başımızı telefona eğiyoruz. Adaletsizliği “karmaşık meseleler” diyerek geçiştiriyoruz. Başkalarının acısını birkaç saniyelik haber başlıklarına indiriyor, ardından bir sonraki içeriğe kaydırıyoruz. Her şey gözümüzün önünde gerçekleşiyor; fakat hiçbir şey gerçekten içimize işlemiyor.


Modern toplumun en büyük çelişkisi tam da burada yatmaktadır: Her şeyi biliyoruz, ama hiçbir şey bizi dönüştürmüyor.


Bir zamanlar cehalet, bilgi eksikliğiyle açıklanırdı. Bugün ise cehalet, bilgi fazlalığı içinde ortaya çıkan seçici bir körlük hâline gelmiştir. İnsanlar artık gerçeğe ulaşamadıkları için değil, ona bakmamayı tercih ettikleri için görmez hâle gelmektedir. Çünkü görmek sorumluluk getirir. Görmek, harekete geçmeyi gerektirir. Ve çoğu zaman bu, konforumuzu bozar.


Belki de bu yüzden en tehlikeli körlük, farkında olmadığımız değil; farkında olup kabullendiğimiz körlüktür.


Toplumsal ilişkiler de bu körlükten payını almaktadır. Empati yerini hızlı yargılara bırakırken, insanlar birbirini anlamaya çalışmak yerine etiketlemeyi tercih etmektedir. Sosyal medya kalabalıkları içinde herkes konuşmakta, ancak kimse gerçekten dinlememektedir. Gürültü arttıkça anlam azalmakta; iletişim çoğaldıkça bağlar zayıflamaktadır.


Ve en ironik olanı: Bu kadar bağlantılıyken, bu kadar kopuk olmamızdır.


Bu noktada ortaya çıkan seçici körlük, yalnızca bireysel ve toplumsal ilişkilerle sınırlı değildir; aynı zamanda dil, kimlik ve kültür alanında da kendini göstermektedir.


Peki çözüm nedir?


Belki de çözüm, yeniden “bakmayı” öğrenmekte değil; gerçekten “görmeyi” göze almakta yatmaktadır. Rahatsız edici olanı, zor olanı, karmaşık olanı… Yani kaçındığımız her şeyi.


Çünkü görmeye başladığımız anda, artık eski hâlimize dönemeyiz. Ve belki de asıl korktuğumuz şey tam olarak budur.


Körlük, gözlerin değil; vicdanın meselesidir. Bugünün dünyasında en acil ihtiyaç, yeni gözler değil; daha cesur bir bakıştır.


Görmek sadece fiziksel değil, aynı zamanda ahlaki bir kavramdır. Biz gerçekten görüyor muyuz, yoksa sadece bakıyor muyuz?”

— José Saramago


Bu yazı, José Saramago’nun “beyaz körlük” metaforundan ilhamla kaleme alınmıştır.