Strazburg’da 5. Adalet Yürüyüşü: Avrupa Konseyi’ne ve AİHM’e mektup; 'Türkiye için Harekete Geç' çağrısı

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Çarşamba, Haziran 24 2026
Paylaş
X Post
Fransa’nın Strazburg kentinde bir araya gelen insan hakları savunucuları ve mağdurlar, "Türkiye’de Herkes İçin Adalet" (Justice for All in Türkiye) sloganıyla bu yıl beşinci kez adalet yürüyüşü düzenledi. Yürüyüşün ardından Peaceful Actions Platform tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Alain Berset ve konseyin diğer üst düzey organlarına hitaben yazılan kapsamlı bir mektup kamuoyuyla paylaşıldı.
Strazburg’da 5. Adalet Yürüyüşü: Avrupa Konseyi’ne ve AİHM’e mektup; 'Türkiye için Harekete Geç' çağrısı

Mektupta, Türkiye'de Temmuz 2016 sonrasından bu yana devam eden kitlesel hak ihlallerine dikkat çekilerek, Avrupa Konseyi kurumlarının krizin büyüklüğüyle orantılı, koordineli ve görünür bir kurumsal tepki vermediği eleştirisinde bulunuldu.

"Yalçınkaya ve Yasak Kararlarına Rağmen Yapısal Değişiklik Yok"

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin terör suçlamalarıyla ilgili emsal niteliğindeki Yalçınkaya v. Türkiye (2023) ve en son 5 Mayıs 2026 tarihli Yasak v. Türkiye kararlarına atıfta bulunulan mektupta, mahkemenin "kolektif suçluluk", "varsayılan aidiyet" veya "geçmişteki yasal faaliyetlerin suç unsuru sayılması" uygulamalarını kesin bir dille reddettiği hatırlatıldı.


AİHM’nin bugüne kadar adil yargılanma ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi kapsamında 2.400’den fazla, keyfi tutukluluk kapsamında ise 4.000’den fazla ihlal kararı verdiği belirtilirken; Türkiye’nin bu kararları dar yorumlayarak yapısal reformlardan kaçındığı iddia edildi.  


Yargı Bağımsızlığı ve Kayyım Uygulamaları Gündemde

Mektupta, Türkiye’deki hak ihlallerinin temelinde yargı bağımsızlığının yapısal olarak aşınması yer aldığı savunuldu. Venedik Komisyonu’nun Aralık 2024 tarihli raporuna atıfta bulunularak, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) mevcut yapısının yürütmeye yargı üzerinde "aşırı nüfuz" sağladığı ifade edildi. Bu durumun en somut yansıması olarak ise demokratik yollarla seçilen belediye başkanlarının yerine hükümet tarafından kayyım atanması uygulaması gösterildi.


Avrupa Konseyi Kurumlarına Somut Görev Çağrısı

Platform, mektubun sonunda Avrupa Konseyi çatısı altındaki liderlere ve kurumlara kendi yetki alanları dahilinde şu çağrılarda bulundu:  


Genel Sekreter Alain Berset’ye: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 52. maddesindeki özel yetkisini kullanarak, Türkiye’den yargı bağımsızlığı, terör mevzuatının uygulanması, mülk müsadireleri ve KHK ihraçları konusunda resmi ve detaylı açıklama talep etmesi istendi.

Bakanlar Komitesi'ne: Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Figen Yüksekdağ gibi sembolik davalar başta olmak üzere Türkiye aleyhindeki kararların uygulanma denetimini sıkılaştırması ve "göstermelik" reformlara karşı net tavır alması çağrısı yapıldı.


İnsan Hakları Komiseri'ne: 150 binden fazla kamu görevlisini ve yüz binlerce aile bireyini etkileyen KHK ihraçlarının, pasaport iptallerinin ve sivil alandaki baskıların insan hakları üzerindeki etkilerini inceleyen kapsamlı bir çalışma yürütmesi önerildi.

AİHM Başkanı'na: Mahkemenin iş yükü baskısı altında olduğunun bilindiği, ancak KHK ihraçları ve mülk müsadireleri gibi henüz hükümete iletilmemiş veya incelenmemiş kitlesel mağduriyet dosyalarına öncelik verilmesi gerektiği iletildi.  


"Bu Sadece Türkiye’nin Değil, Avrupa’nın Güvenilirlik Testidir"

Mektubun kapanış bölümünde, Türkiye’nin AİHM kararlarına karşı gösterdiği direncin ve hukuk mekanizmalarının birer baskı aracına dönüştürülmesinin, yalnızca Türkiye'deki kurbanları değil, tüm Avrupa insan hakları sisteminin güvenilirliğini sarstığı vurgulandı. Sorunun artık yerel bir problem olmaktan çıkıp, "Avrupa insan hakları sisteminin kendi ilkelerini açık bir direniş karşısında savunup savunamayacağına dair bir test" haline geldiği ifade edildi.