Ya Sabur ya Sabur!

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Çarşamba, Eylül 9 2026
Paylaş
X Post
Ya Sabur ya Sabur!

Bu süreçte, zâlim ve gaddarlarca, maalesef işkence ve tecavüzün her türlüsü şeytanî bir dürtüyle teşvik görmekteydi. Tarih bu kadar tiksindirici zulüm ve kötülüklere şâhit olmamıştır. Bütün bunlara dur diyecek bir Hızır  Çelebî, bir Ulubatlı, bir Molla Cami yok… Mezalim ve mesâvî iç içe yaşanırken  işkence ve tecavüzlerin önü alınamıyor… Yâ Sabûr!..  Yâ Sabûr!..

“Şimdi Anadolu; zâlimlerin hay huylarıyla mazlumların da  iniltileriyle inliyor. Ama halden anlamayan, dilden anlamayan bir sürü de şeytan var. Ölesiye Allah’a bağlanmalıyız. Eğer öyle değilsek Allah’ım böyle yaşamaktansa, al benim canımı diyebilmeliyiz.  Yoksa nâdânız demektir. Üç asırdır milleti nâdânlaştıran ruh, bugün size musallat oldu, düzeninize, azminize, ümidinize tosladılar, yeniden kendimize dönmeliyiz.

“Zaferler; yılmak, yorulmak bilmeyen faal adamlarındır. Ve onların ücreti, ettikleri hizmetten aldıkları lezzetten ibarettir. Hiçbir idealist memur zihniyeti  ile başarıya ulaşmamıştır. Zafer ve başarıya giden yollar çileyle yoğrulmuş, gözyaşlarıyla ıslatılmıştır. Ulvi ideallerin ve kudsî hedeflerin takipçisi olanlar, çilenin talibidirler. Zira zahmette rahmet olduğu gibi rahatta da hezimet ve zillet vardır.

“Ne dediğinin farkında olmadan yapılan dualar kabul olmaz, ızdırar haliyle öz beynini burundan  kusmadıktan sonra Allah’a gerçek teveccüh olmaz. Allah bizi insanlıktan ayırmasın, Allah bizlere nasıl istikamet buyuracaksa öyle buyursun. Efendimizin (S.A.S.) sunduğu insanlığı bize ihsan eylesin. İnşallah millet istikamete erince; bugünkü tiksindirici hale bakarak biz böyle olmamalıydık diye çok hayıflanırken kendimizden utanacağız. Efendimiz (S.A.S.) neler çekmiş neler!.. Eğer onun yolundayım diyorsanız zorluklara katlanmalıyız. Beynimizi burnumuzdan kusuncaya kadar katlanmalıyız.

“İctimaî huzur ve yükseliş vesilesi, mesai öyle tanzim edilmeli ki, olumsuz şeyler karşısında  keşke dememeli. İleri dönük hesap kitap  yapmalı, planı ona göre tanzim etmeli. Aile, siyasî  ve ictimaî hayatta çok iyi hesap edilmelidir. Ortak akla, meşverete saygı göstermeliyiz, meşveretteki inceliği Efendimiz’de (S.A.S.) görürüz.  Vahiy ile donatıldığı halde, gayb-bîn (gaybi gören)  gözüyle görmesine rağmen Ashabı ile meşveret ediyor. Kendi yetiştirdiği insanların bilgisine müracaat ediyor. İstişârenin hakkını veriyor. Hendek ve hendek kazma hususunda Selman  Fârisi ile istişare ediyor. Efendimiz (S.A.S.)  bunu mutlaka düşünmüştür. Ama Selman Fârisi’ye soruyor…  Malum Selman, İranlı ve Pers olmadığı, Anadolu’dan gitme (Tavaslı) olduğu halde Fârisi diyorlar. Efendimiz (S.A.S.) düşünceye saygı gösteriyor, bize ders veriyor. Bizim mürşidimizdir, Mürşid-i Azamımızdır. Bütün yapılan işler meşveretten geçmiştir. Herkesin düşüncesine başvurulmuştur. Talebe, muallim ve mürşit olabilir. herkesin fikri âlîdir, bir küçük çocuk bile dâhiyane bir fikir ortaya atabilir. Şahısları çok iyi tanıyarak ona göre tanzim etmeliyiz. Kimi, nereye tanzim etmek eşi benzeri olmayan Efendimiz  Aleyhisselâtü Vesselam.

“Vahyin sağanağı altında yetişen Hz. Ali (R.A.) yi Dâmâd-ı Nebî, Haydar-ı Kerrâr, Şâh-ı Merdan, Fâtih-i Hayber, Dilber-i Gülberi, Hz. Hâlid bin Velid’den sonra gönderdi. Hz. Ali’den önce ihtida üç-beş kişi iken Hz. Ali’nin aynı beldeye aynı göreve göndermesiyle, İslâm’a girmeler çoğalmıştır.

“Basiretsiz kişilere görev verildiği için Devlet-i Aliyye-i Osmaniyenin başı yenilmiştir. Hz. Bilâl-i Habeşî’nin  imamlık yaptığını bilmem; devamlı müezzinlik yapmıştır… Onun için  on defa testten geçmeden kimseye görev vermemek gerekir.”

(H. Efendi’den A.K. özel olarak aktarıyor)