Yar-ı Vefadar

Okuma Süresi 9 dkYayınlanma Perşembe, Haziran 4 2026
Paylaş
X Post
Yar-ı Vefadar

M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin İlâhî ve Naatlarından meydana gelen bu kitabın önsözünü şair Mehmet Erdoğan kardeşimiz yazmıştır. Bu enfes ifadeli Önsöz’ü sizlere aynen  takdim ediyorum:  

Süreyya Yayınları heyeti olarak, elinizde tuttuğunuz bu eserle ilgili bir “ön söz” kaleme almak bizim için yalnızca bir editoryal görev değil; kelimelerle susmak, sessizlikle konuşmaktı. Zira Münacat ve Naatlar, bir kalemle yazılmış bir kitap değil; binler secdeyle yazılmış bir hayattır. 


Bu kitap, bir insanın Allah’a açılan ellerinin, Peygamber’e yönelen yüreğinin, bazen bir “âh”, bazen bir “Hû”, bazen de sadece bir “gözyaşı” hâlinde mısralara dökülmesidir.


Bu eser bildiğimiz anlamda bir kitap değildir…

Bu eser, ömrünü “O’nsuz geçen her an hazandır bana.” diyerek geçirmiş bir kalbin külsüz-dumansız yanışıdır.

Bu eser, “Gönül bildiğinin müptelasıdır.” diyen bir ruhun aşk atlasıdır.


O hâlde ne söylenebilir?

Biz, bu kitap hakkında cümle kurmaya çalışırken, hep bir ömür sevdasını şakıyan Bülbül’ün içli nağmelerine kulak kesildik.

Çünkü bu kitap, sıradan bir edebî metin değil; kelimelerin secdeye durduğu, metaforların huşû ile sükûta erdiği bir manevi haritadır.


Bu kitapta iki ırmak birleşir: Biri münacat, diğeri naat…

İlki, kulun kendi gölgesinden bile utanarak, En Vefâlı’ın kapısına kapanmasıdır.

İkincisi, Yâr-ı Vefâdâr’a (s.a.s.) duyulan aşkın, mısralar üstü bir miraca dönüşmesidir.

Ve bu nehirlerin kaynağı, bir ömrü “Sen, Sen!..” diyerek geçiren bir kalptir.

Bakınız, şu mısralarda nasıl yakarır bir yetim gibi:


“Tut elimden, yalnız bırakma Efendim,

Sensizlik ateşine yakma Efendim…”


Ve bir başka yerde, secdeye kapanmış bir kelimenin duası gibi yalvarır:


“Yak ateşine kül olmasın, duman olmasın!

Al yanına, mekân olmasın, zaman olmasın!”


Her şiir bir secdedir…

Her mısra bir tesbihtir…

Her kelime bir zikir, her hece bir yakarıştır.

Ve bu yakarışlar bazen bir ümmetin dili olur:

“Hep seni anıyor sineler ey beklenen Gül,

İntizarınla çarpıyor inanmış her gönül!”


Şair, aşkı bir mürekkep değil;

bir şehadet damlası gibi damlatır beyitlere.

Onun için aşk, yalnızca bir mecaz değil;

Hakikate yürüyen bir ömürdür.


“Âşık isem cayır cayır yansam da gam çekmem,

Yanıp kebap olsam da aşk dışı bir yol seçmem…”


Onun metaforları, yalnızca süs değil, sarsıntıdır.

Çünkü kelimelerle değil, kalbiyle yazmıştır.

Bu yüzden her bir şiir, bir kalbin secdede çektiği iç çekişin yankısıdır.

Bakınız şu niyazda nasıl dökülür incelik:


“Kalmadı gurbetle yanan sinede takatim,

Bu cürümle belki yok niyaza benim hakkım…”


Bu kitap, modern zamanların ruhsuzluğuna karşı bir vicdan haykırışıdır. Kuru aklın örttüğü gökyüzüne doğru açılmış bir kalp penceresidir.


Müellif, bazen Yakub gibi gözyaşı döker,

bazen Mecnun gibi çöllerde “Sen!” diye inler…


Ve elbette bu eser yalnızca şahsî bir iç döküş değildir.

Bu kitapta bir ümmetin gözyaşı, bir milletin secdesi, bir neslin irfan iştiyakı damla damla satırlara sinmiştir.


Bakınız, şu mısralarda nasıl çağrılır insanlığa diriliş:


“Rabbimiz! Kılıver bizleri her zaman ümitvâr!

Duygularımızda tülleniversin bir bahar…”


Ve aşkın bir medeniyet kuracağına inanan bir tefekkürle seslenir:


“Yükselsin her yörede uhuvvet koroları,

Sevgiyle inleyen ruhlarda mâkesler bulsun…”


Bu bir çağrıdır:

Yalnızlığa düşen yürekleri yeniden cemaatle buluşturan, hasreti visale dönüştüren bir çağrı!


Aziz okuyucu,

Bu kitabın müellifi artık aramızda değil.

Ama onun nefesi hâlâ bu sayfalarda,

onun duası hâlâ bu kelimelerde dolaşıyor.

Biz biliyoruz ki bu eser, onun son şarkısıdır.

O, Bir “âh”la başlayıp bir “Sen”le biten bu kitabı,

bir nevi hayatının özet duası olarak geride bıraktı.

“Beni o karanlık kendi dünyamda bırakma!

Fakiri kurbetinle şâd et, gümân olmasın!..”

Biz de şimdi, onun ardından şöyle dua ediyoruz:

Ey şair, ey âşık, ey derviş kalpli kelime işçisi…

Ruhun Rahmân’a yükselirken,

ardında bıraktığın bu mısralar bizleri secdeye çağırıyor.

Senin için duamız şudur:

Rabbim seni “Sen, Sen!..” diyerek yaşadığın aşkınla kabul buyursun.

Aşkına yakışır bir vuslatla karşılasın.

Ruhun şâd, menzilin cuma yamaçları, makâmın da vuslat otağı olsun…


Süreyya Yayınları