Bugün İslam dünyası diye bir dünya yok!

Bugün İslam dünyası diye bir dünya yok!

Bazıları, nasıl ki Avrupa Hristiyanlığın kayıtlarından ve taassuptan (körü körüne bağlılıktan) kurtulunca çok büyük gelişmelere imza atabildiler, Müslümanlar da dinlerinden uzaklaşırlarsa aynı şekilde gelişmişlik ve terakki adına çok mesafeler alabilirler iddiasında bulunmaktadırlar. Hatta, nasıl Protestanlık mezhebi sonradan ortaya çıkıp dinde önemli reformlar gerçekleştirdikten sonra Hristiyan dünyasında kabul gördüyse, benzer şekilde İslâm’da da büyük reformlar ve değişimler yapılmalı düşüncesini savunmaktadırlar.

Hazret-i Bediüzzaman bu yaklaşımlardaki tutarsızlıkları Mektubat’ta (29. Mektup, 7. Kısım, 2. ve 3. İşaret) ortaya koyarak bu iddialardaki yanlışlıkları açıklamaktadırlar. Bunlardan bir kısmını şöyle özetleyebiliriz;

İslam tarihine bakıldığında görülür ki, İslâm, Hristiyanlık gibi ilmi gelişmelerin önünde bir engel olmamış, tam tersine, Kur’an’daki ayetlerle ve hadis-i şeriflerle ilim teşvik edilerek her türlü gelişmelerin önü açılmış ve ilim ve fikir insanlarına ayrı bir değer ve makam vermiştir.  

Her ne zaman, Müslümanlar dinlerine bağlı bir hayat yaşamışlar, o nispette de ilim ve fenler de çok büyük gelişmeler yaşanmıştır ve ne zaman dinlerinden uzaklaşmışlar o zaman ilim ve fenlerdeki gelişmelerde duraklamalar görülmüştür.

Avrupa’da ise bunun tam tersi bir durum vardır. Özellikle Katoliklik mezhebi, dini otoritesini bir baskı ve tahakküm unsuru yapmış, zayıfları ve fikir ve düşünce adamlarını ezmekte bir araç olarak kullanmıştır. 

İslâm ise bilakis, zayıfların ve fikir ve düşünce insanlarının haklarını güç sahipleri karşısında korumuştur. Katolik mezhebi dört yüz yıl kadar dahili savaşlara sebep olurken Müslümanlar içerisinde bir iki olaydan başka dinden kaynaklanan dahili (iç) savaşlar yaşanmamıştır.

İslâm, güç ve servet sahiplerinden daha çok normal halkın, fakirlerin ve zayıfların bir dayanağı olmuştur her zaman. İnsanlara hizmet etmeyi bir efendilik olarak teşvik etmekte, getirdiği faiz yasağı ile sermaye ve imkân sahiplerinin fakirleri ezmelerine engel olurken, zekâtı emretmekle de zenginlerin fakirlere sahip çıkmalarını sağlamıştır.

ÖYLEYSE, BUGÜN NEDEN İSLAM DÜNYASI PERİŞAN VAZİYETTEDİR?

Günümüzde, İslâm hak ve en mükemmel bir din olmasına rağmen “Günümüzde İslam dünyası perişan vaziyettedir. Müslümanların ağırlıkta yaşadığı yerlerin hepsi de birçok problemlerin sarmalı içerisinde derbeder haldedirler. Neden böyle?” diye çokça konuşulmakta ve bu soruya cevap aranmaktadır. 

Eğer yeryüzünde gerçekten bu din yaşanıyorsa ve gerçek Müslümanlardan oluşan ülkeler varsa, bu yerlerin en medeni olmaları, hakkın, hukukun ve adaletin en yüksek seviyede yaşandığı yerler olması gerekmez miydi?

Gerçekten de İslam’ın en güzel yaşandığı hicri beşinci asra kadar ve daha sonrasında da buna muvaffak olunabildiği ölçüde Müslümanların ağırlıkta yaşadığı bölgeler zamanlarının en medeni, en gelişmiş, hak, hukuk ve adalette zirvelerin yaşandığı yerler olmuşlardır.

Ne zaman ki İslam gerçek anlamda yaşanmamış ve Müslüman sıfatlar terk edilmeye başlanmıştır, ondan sonra bu beldelerde perişaniyetler, geri kalmışlıklar, hak ve hukuk ihlalleri, fakirlik, cehalet ve en ileri derecede ihtilaflar ve karışıklıklar ortaya çıkmıştır.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri günümüzde hak cephesinin mağlup olmasının en önemli bir sebebi olarak Müslümanların hak olan sıfatları (vasıfları/özellikleri) kaybetmeleri ve bu Müslüman sıfatları taşıyan diğer toplumların onlara galebe çalması olduğunu ifade etmektedirler. 

Yani, Müslümanlar İslam’dan uzaklaştıkları, hak olmayan diğer cephe ise doğruluk, dürüstlük, çalışma, hak, hukuk ve insani değerlere saygılı olmak gibi Müslüman sıfatları kazanıp İslam’a yaklaştıkları için, bunlar, Müslümanlara galip gelmişlerdir. 

Fethullah Gülen Hocaefendi ile 2004 yılında kendisiyle yapılan bir röportajında “Bugün İslam Dünyası diye bir dünya yok” diyerek bu önemli meseleye dikkatleri çekmiştir.

Adam öldürerek cennete gidilmez, Allah'ın rızası kazanılmaz

Hocaefendi, öncelikle, "İslam'la terör bağdaşmaz" hakikatine rağmen Müslümanların terör olaylarıyla anılır olmalarının nedeni sorusuna verdiği cevapta, Müslümanlığın günümüzde bilinmediğine vurgu yapmaktadırlar:

Günümüzde Müslümanlık bilinmiyor. Müslümanlar çıkıp demeliydiler; 'Hakiki Müslümanlıkta terör yoktur.' Çünkü İslam bir insanın öldürülmesini küfre denk tutuyor. Bir insanı öldüremezsiniz. Savaşırken bile masum insanlara ilişemezsiniz. Bu mevzuda kimse fetva veremez. Kimse intihar komandosu olamaz. Kimse vücuduna bombalar bağlayıp, masum insanların içine giremez. İçine girdiği bu toplum hangi dinden olursa olsun caiz değildir. 

Savaş halinde bile -ki orada dengeler çok korunamaz- buna cevaz verilmemiştir. Çocuklara ilişmeyin, kilisede ibadet edenlere dokunmayın denmiş. Bir dönemde böyle denmiş de bitmiş değildir. Efendimiz ne demişse onu Hz. Ebu Bekir (aynısını) demiş, Hz. Ebu Bekir ne demişse Hz. Ömer demiş, o ne demişse daha sonraki dönemlerde Selahaddin Eyyübi demiş, Alparslan demiş, Kılıçarslan demiş. 

Fatih de bunu demiş. Demiş de, ondan dolayı karmakarışık bir curcunanın yaşandığı Kostantiniye İstanbul olmuş. Yani ne Rum Ermeni'ye bir şey yapmış, ne Ermeni Rum'a. Ne de Müslümanlar onlara bir şey yapmışlar. İstanbul fethedildikten sonra Patrikhane'de Fatih'in kocaman bir posteri vardı. Zamanında yapmışlar. O zamanki patriği çağırmış, anahtar vermiş. (Hâlâ) saygıyla yâd ediyorlar. (Fatih) bütün fikirlere karşı hep saygılı olmuş. Ama günümüzde her şey eksik olduğu gibi Müslümanlığı anlamada da bir eksiklik var.

(…) Müslümanlık hak bir dindir, doğru yaşanmalı. Ona giderken batıl vesileler kullanılması katiyen doğru değildir. Hedef doğru olduğu gibi o hedefe ulaşmak için kullanılacak bütün vasıtaların da doğru olması lazım. Bu açıdan adam öldürerek cennete gidilmez. Müslüman "ben adam öldüreyim cennete gideyim" diyemez. Adam öldürerek Allah'ın rızası kazanılmaz. Bir Müslüman'ın en önemli hedefleri Allah'ın rızasını kazanmak, Allah'ın yüce adını aleme duyurmaktır.” Bugün İslam Dünyası Diye Bir Dünya Yok 

Verilen cevabın devamında fertlerin kendi başlarına savaş ilan edemeyecekleri ve ancak devletlerin bunu yapabilecekleri, İslam'da sulh ve savaş kurallarının belirlendiği, bunun dışındaki davranışların İslam’ın ruhuna aykırı olduğu ifade edildikten sonra, bu çarpık fikirlerin ve davranışların temel nedeni ortaya konmaktadır:

Bana göre İslam dünyası diye bir dünya da yok. Müslümanların yaşadığı yerler var. Bazı yerlerde çok, bazı yerlerde az, o da kültür Müslümanlığı. İslam'ı kendi düşüncelerine göre yeniden inşa etmiş Müslümanlar var. Bununla radikalizmi, sert ifratkâr (aşırı giden) Müslümanları kastetmiyorum. İnsanın inandığı şeylere doğru inanması, doğru inandığı şeyleri de doğru uygulaması lazım. Müslümanlığa sahip çıkması lazım. İslam dünyası dediğimiz coğrafyada bu anlayışta, bu felsefede toplumların var olduğu söylenemez. Var olduğunu söylersek Müslümanlığa iftira etmiş oluruz. Hiç Müslümanlık yok desek o zaman da insanlara iftira etmiş oluruz.

Müslümanların dünya muvazenesine (dengesine) katkıda bulunacaklarına şu anda ihtimal vermiyorum. İdarecilerde o mantığı görmüyorum. İslam dünyasında şimdilerde belli ölçüde bir aydınlanma olsa da çok cahil. Bunu hacda görebiliyorsunuz. Muttali olabildiğiniz (görebildiğiniz) kadar konferanslarında, panellerinde de görebiliyorsunuz. Televizyonlarla parlamentolarına muttali olabilirseniz oralarda da görebiliyorsunuz. Ciddi bir seviyesizlik söz konusu. Dünyanın problemlerini çözemezler. Belki ileride olabilir.” Bugün İslam Dünyası Diye Bir Dünya Yok 

“Yani size göre "İslam dünyası" tabirini kullanmamak mı lazım?” sorusuyla devam eden röportajda acı gerçekler ifade edilmekte ve Müslümanların en büyük problemine vurgu yapılmaktadır:

Yok böyle bir dünya. Ferdî (bireysel) Müslümanlık var. Bazı Müslümanlar var dünyanın değişik yerlerinde. Parça parça, kopuk kopuk. Dört başı mamur Müslümanların var olduğunu şahsen görmüyorum. Başkalarıyla münasebet (diyalog/ilişki) içinde olabilecek ve aynı zamanda bir birlik teşkil edebilecek, müşterek (ortak) problemlerini halledebilecek, kâinatı yorumlayacak, kâinatı çok iyi okuyacak, Kur'an'la kâinatı mütalaa edebilecek (değerlendirecek/yorumlayacak), geleceği çok iyi okuyacak, gelecek adına projeler üretebilecek, istikbaldeki yerini belirleyebilecek Müslümanların olmadığı bir dünyaya ben İslam dünyası demiyorum. 

İslam dünyası diye bir dünya olmadığına göre herkes kendi seviyesine göre bir şey yapıyor. Hatta denebilir ki, Müslümanlık adına kendi doğrularıyla Müslüman insanlar var. Kendileriyle mutabakata varılmış, icma ile test edilmiş, sağlam bir Kur'an telakkisine bağlanmış, defaatle (çok sayıda/sürekli) test edilmiş bir İslamî anlayışın var olduğu söylenemez. Bir kültür Müslümanlığının hâkim olduğu söylenebilir.Bugün İslam Dünyası Diye Bir Dünya Yok 

İnşallah sonraki yazıda bu konuya devam edelim…

YAZARIN SON YAZILARI