AB’den Türkiye'ye çok sert insan hakları eleştirisi: AİHM kararları uygulanmıyor

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, 4 Kasım 2026’da yayımladığı Türkiye Raporu’nda demokrasi, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve temel haklar alanındaki gerilemenin sürdüğünü bildirdi.
AB’nin 2026 Genişleme Paketi kapsamında hazırlanan 120 sayfalık rapor, Türkiye’nin üyelik hedefiyle demokratik standartlar alanındaki uygulamaları arasındaki farkın daha da açıldığı değerlendirmesine yer verdi.
Bold'da yer alan habere göre komisyon, özellikle seçilmiş siyasetçilere yönelik tutuklamalar, muhalefet belediyelerine yönelik soruşturmalar, gazetecilerin yargılanması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmamasını eleştirdi.
Raporda, Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin 2018’den bu yana fiilen durma noktasında olduğu hatırlatılırken, bu duruma yol açan temel sorunların giderilmediği vurgulandı.
MUHALİF SİYASETÇİLERE YÖNELİK YARGI BASKISI ARTTI
Avrupa Komisyonu, 2026 yılında seçilmiş yöneticilere, muhalif siyasetçilere, gazetecilere ve sivil toplum temsilcilerine yönelik gözaltı, tutuklama ve yargılama süreçlerinin yoğunlaştığını belirtti.
Raporda, yargının muhalefet temsilcilerine karşı seçici biçimde kullanıldığına ilişkin kaygıların arttığı, benzer iddialar karşısında iktidar koalisyonuna mensup siyasetçiler ile muhalefet temsilcilerine farklı uygulamalar yapıldığı değerlendirildi.
Komisyon, bu durumun siyasi çoğulculuğu, demokratik rekabeti ve toplumun yargıya duyduğu güveni olumsuz etkilediğini savundu.
Yürütmenin yargı üzerindeki etkisine dikkat çekilen raporda, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) yapısının ve yargı mensuplarının atanma süreçlerinin Avrupa standartlarına uygun biçimde düzenlenmesi istendi.
İMAMOĞLU’NUN TUTUKLULUĞU VE 2 BİN 430 YILLIK HAPİS TALEBİ RAPORDA
Avrupa Komisyonunun dikkat çektiği isimlerden biri, tutukluluğu devam eden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu oldu.
Raporda, İmamoğlu hakkında yolsuzluk suçlamalarıyla açılan ve 9 Mart 2026’da başlayan davaya yer verildi.
İddianamede İmamoğlu için 2 bin 430 yıla kadar hapis cezası talep edildiği belirtilirken, üniversite diplomasının iptaline karşı açtığı davanın da istinaf aşamasında olduğu kaydedildi.
Komisyon, diploma iptalinin kesinleşmesi durumunda İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına adaylığının engellenebileceğine dikkat çekti.
Raporda muhalefet partilerine ve belediye başkanlarına yönelik yargı süreçlerinin, siyasi partilerin eşit koşullarda faaliyet yürütmesini zorlaştırdığı değerlendirmesi yapıldı.
İmamoğlu hakkındaki suçlamalarla ilgili yargılama devam ediyor. İddianamede yer alan hapis talebi, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı anlamına gelmiyor.
DEMİRTAŞ VE KAVALA KARARLARI UYGULANMADI
Raporun en dikkat çekici bölümlerinden biri, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymaması oldu.
Komisyon, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verilen üç AİHM kararının henüz uygulanmadığını belirtti.
Demirtaş hakkında Eylül 2025’te yeni bir dava açıldığı, AİHM kararının kesinleşmesine rağmen tutukluluğunun devam ettiği kaydedildi.
Eski HDP eş genel başkanları dahil bazı siyasetçilerin, haklarında verilen tahliye kararlarına rağmen cezaevinde tutulması da eleştirildi.
Osman Kavala dosyası ise yargı bağımsızlığı ve uluslararası hukuk yükümlülükleri açısından raporun öne çıkan başlıklarından biri oldu.
Komisyon, AİHM’in Ağustos 2026’da verdiği Büyük Daire kararında Kavala’nın tutukluluğunun sürmesini ağır bir adalet ihlali olarak değerlendirdiğini hatırlattı.
AİHM’in daha önceki tahliye kararlarına rağmen Kavala’nın serbest bırakılmadığı, Ekim 2026’da yaptığı tahliye başvurusunun da Türk mahkemesince reddedildiği belirtildi.
Komisyon, Türkiye’ye AİHM kararlarını gecikmeksizin uygulama çağrısında bulundu.
AİHM’DEN TÜRKİYE ALEYHİNE 37 KARAR, 213 DOSYA DENETİMDE
Raporda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye hakkındaki kararlarına ilişkin sayısal bilgiler de paylaşıldı.
Komisyona göre, raporlama döneminde AİHM Türkiye aleyhine 37 karar verdi.
Bu kararlarda ağırlıklı olarak adil yargılanma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, işkence yasağı, özel hayatın korunması ve ifade özgürlüğü konularındaki ihlaller ele alındı.
Türkiye hakkında 213 dava dosyasının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin güçlendirilmiş denetiminde bulunduğu belirtildi. Önceki yıl bu sayı 205 olarak açıklanmıştı.
Komisyon, mahkeme kararlarının uygulanmamasının Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri açısından ciddi sorun oluşturduğuna dikkat çekti.
Raporda yalnızca AİHM kararlarının değil, Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarının da alt derece mahkemelerince uygulanmadığı ifade edildi.
GAZETECİLERE YÖNELİK GÖZALTI VE TUTUKLULUK VERİSİ: 74
Avrupa Komisyonunun raporunda basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmeler de geniş yer tuttu.
Medya özgürlüğü alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının verilerine göre Eylül 2025 ile Eylül 2026 arasında 74 gazeteci ve medya çalışanı gözaltına alındı, hapsedildi veya tutukluluğu devam eden kişiler arasında yer aldı.
Önceki karşılaştırılabilir dönemde bu sayı 51 olarak kaydedilmişti.
Komisyon, söz konusu verilerin Türkiye’de basın özgürlüğü üzerindeki baskının arttığına işaret ettiğini belirtti.
Raporda, gazetecilerin özellikle terörle mücadele, dezenformasyon ve kamu görevlilerine hakaret gibi geniş yorumlanabilen suçlamalarla soruşturma ve kovuşturmalara maruz kaldığı ifade edildi.
Ayrıca hükümet ve kamu kurumlarıyla ilgili yolsuzluk iddialarını haberleştiren gazeteciler hakkında açılan soruşturmalar eleştirildi.
Tutukluluk ve yurt dışına çıkış yasağı gibi adli kontrol uygulamalarının yaygın biçimde kullanılması, ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki oluşturan uygulamalar arasında gösterildi.
Rapordaki 74 kişilik sayı, yalnızca söz konusu dönemde yeni tutuklanan gazetecileri değil, farklı adli durumlarda bulunan medya çalışanlarını da kapsıyor.
HALK TV VE TELE1’E KAYYIM ATANMASI ELEŞTİRİLDİ
Raporda Türkiye’deki bağımsız medya kuruluşlarına yönelik müdahalelere de yer verildi.
Ekim 2025’te TELE1’in genel yayın yönetmeni hakkında başlatılan casusluk soruşturmasının ardından televizyonun yönetimine kayyım atanması hatırlatıldı.
Ekim 2026’da ise Halk TV yönetimine yönelik soruşturma kapsamında şirketin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından devralındığı, kayyım atandığı ve yayınlarının durdurulduğu belirtildi.
Komisyon, bu gelişmelerin bağımsız medyanın faaliyet alanını ciddi biçimde daralttığını değerlendirdi.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) bağımsız medya kuruluşlarına verdiği para cezaları ve yayın durdurma yaptırımları da raporda eleştirildi.
Dezenformasyonla mücadele mevzuatının gazetecilik faaliyetlerini kısıtlamak amacıyla orantısız biçimde kullanıldığı savunuldu.
YÜZLERCE SOSYAL MEDYA HESABINA ERİŞİM ENGELİ TALEBİ
Avrupa Komisyonu, internet ve sosyal medya üzerindeki denetim uygulamalarına da dikkat çekti.
Raporda, gazetecilere, siyasetçilere, kadın örgütlerine, gençlik gruplarına ve aktivistlere ait yüzlerce sosyal medya hesabının kapatılmasının talep edildiği belirtildi.
Bu taleplerin önemli bölümünün ulusal güvenlik, kamu düzeni ve hakaret gibi geniş gerekçelere dayandırıldığı ifade edildi.
Komisyon, yargı denetimi ve ifade özgürlüğüne ilişkin güvencelerin yetersizliğinin sosyal medyada yeni kısıtlamalara yol açabileceği uyarısında bulundu.
KAYYIM UYGULAMALARI VE SEÇİLMİŞ BELEDİYE BAŞKANLARI
Raporda, muhalefet partilerinin yönettiği belediyelere yönelik soruşturmalar ve kayyım atamaları da ele alındı.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 10 DEM Partili ve bir CHP’li belediye başkanının görevden alınarak yerlerine kayyım atandığı kaydedildi.
Komisyon, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasının yerel demokrasi ve seçmen iradesinin korunması açısından ciddi sorunlar oluşturduğunu savundu.
Muhalefete yönelik soruşturmaların terör örgütü üyeliği, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma gibi suçlamalara dayandığı, bazı dosyalarda gizli tanık ifadelerinin kullanıldığı belirtildi.
Raporda, Türkiye’nin Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresinin yerel demokrasiyle ilgili tavsiyelerini henüz uygulamadığı da hatırlatıldı.
CEZAEVLERİNDE HAK İHLALLERİ VE SAĞLIK HİZMETLERİNE ERİŞİM
Avrupa Komisyonu, Türkiye’deki cezaevlerinin kapasitesinin üzerinde faaliyet göstermesini ciddi bir sorun olarak değerlendirdi.
Cezaevlerinde aşırı kalabalık, yetersiz fiziki koşullar ve temel hizmetlere erişimdeki güçlüklerin devam ettiği belirtildi.
Raporda özellikle siyasi nedenlerle hüküm giyen kişiler dahil bazı mahpus gruplarının eşitsiz muameleyle karşılaştığına ilişkin bildirimlere yer verildi.
Sağlık hizmetlerine erişimdeki eksiklikler, eğitim ve rehabilitasyon imkânlarının yetersizliği ile koşullu salıverme süreçlerindeki uygulamalar eleştirildi.
Cezaevi İdare ve Gözlem Kurullarının tahliye süreçlerini etkileyen kararlarının keyfî uygulamalara yol açabildiğine ilişkin kaygılar dile getirildi.
Adli Tıp Kurumunun mahpusların sağlık durumları ve cezaevinde kalmaya elverişliliği konusunda hazırladığı raporların değerlendirilme biçimi de eleştiri konusu oldu.
Komisyon, yeni infaz düzenlemelerinin cezaevlerindeki yoğunluğu kalıcı biçimde azaltmadığına dikkat çekti.
KADIN CİNAYETLERİ VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇEKİLME ELEŞTİRİSİ
Raporda Türkiye’deki kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları da değerlendirildi.
Komisyon, Türkiye’nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini kadınların şiddetten korunması bakımından önemli bir gerileme olarak nitelendirdi.
Kadın cinayetlerinin ciddi bir sorun olmaya devam ettiği, koruma kararlarının uygulanmasında eksiklikler bulunduğu ve sığınmaevlerinin sayısının yetersiz kaldığı belirtildi.
Kadın cinayetlerine ilişkin resmî verilerle sivil toplum kuruluşlarının verileri arasındaki farklılıklara da dikkat çekildi.
Türkiye’nin 2026–2030 dönemini kapsayan Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı’nı kabul etmesi olumlu bir gelişme olarak değerlendirilirken, planın etkili biçimde uygulanması gerektiği vurgulandı.
ÜNİVERSİTELERDE ÖĞRENCİLERE VE AKADEMİSYENLERE YÖNELİK BASKILAR
Avrupa Komisyonu, üniversitelerde akademik özgürlük ve kurumsal özerklik alanında da gerileme yaşandığını belirtti.
Raporda, öğrencilerin ve akademisyenlerin protestolar, kamuoyuna yönelik açıklamalar ve kampüs etkinlikleri nedeniyle disiplin soruşturmaları, uzaklaştırmalar ve polis müdahaleleriyle karşı karşıya kaldıkları ifade edildi.
Üniversite rektörlerinin merkezî yöntemlerle atanması eleştirilirken, akademik karar alma süreçlerinde siyasi ve idari müdahalelerin arttığı değerlendirmesinde bulunuldu.
Mayıs 2026’da İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyet izninin Cumhurbaşkanlığı kararıyla kaldırılması ve kararın birkaç gün sonra geri alınması da üniversite özerkliği açısından kaygı verici bir gelişme olarak raporda yer aldı.
Komisyon, yükseköğretim kurumlarının akademik ve idari bağımsızlığının güvence altına alınması çağrısında bulundu.
İNSAN HAKLARI ALANINDAKİ GERİLEME AB ÜYELİK SÜRECİNİ DE ETKİLİYOR
Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin AB açısından stratejik bir ortak olmaya devam ettiğini ve ekonomi, ticaret, güvenlik ve göç alanlarında iş birliğinin sürdüğünü belirtti.
Ancak demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklara ilişkin sorunların üyelik sürecinin ilerlemesini engellediği değerlendirmesi yapıldı.
Komisyon, Türkiye’nin 2018’den bu yana fiilen durmuş olan üyelik müzakerelerinin ilerleyebilmesi için yargı bağımsızlığı ve insan hakları alanında somut adımlar atması gerektiğini vurguladı.
Raporda Türkiye’nin Ege, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz politikaları da eleştirildi. Ancak insan hakları, demokrasi ve yargı bağımsızlığına ilişkin tespitler, üyelik sürecindeki temel siyasi kriterler açısından ayrı bir ağırlık taşıdı.
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI: RAPORDAKİ İDDİALARI REDDEDİYORUZ
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 4 Kasım 2026’da yaptığı yazılı açıklamayla Avrupa Komisyonunun raporuna tepki gösterdi.
Bakanlık, raporun AB’nin Türkiye’ye yönelik ön yargılı ve hakkaniyetten uzak yaklaşımını yansıttığını savundu.
Açıklamada, özellikle siyasi kriterler, yargı ve temel haklar alanındaki değerlendirmeler reddedildi.
Bakanlık, rapordaki iddiaların bazı AB yetkililerinin çifte standartlı yaklaşımının sonucu olduğunu ileri sürdü.
Türkiye’nin Yunanistan ve Kıbrıs politikalarına ilişkin değerlendirmelere de karşı çıkılan açıklamada, AB’nin Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve çıkarlarını göz ardı ettiği savunuldu.
AB’NİN TÜRKİYE’YE ÇAĞRISI: AİHM KARARLARINI UYGULAYIN
Avrupa Komisyonu, raporun sonuç bölümünde Türkiye’ye hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanında kapsamlı reform çağrısı yaptı.
Komisyon, özellikle yargının bağımsızlığının güçlendirilmesini, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını, tutukluluğun istisnai bir tedbir olarak kullanılmasını ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan mevzuatın Avrupa standartlarına uygun hale getirilmesini istedi.
Gazetecilerin, insan hakları savunucularının, avukatların, yazarların ve akademisyenlerin tutukluluk durumlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde ele alınması gerektiği vurgulandı.
2026 Türkiye Raporu, Ankara ile Brüksel arasındaki temel anlaşmazlıklardan birinin yalnızca dış politika olmadığını; demokrasi, yargı bağımsızlığı, insan hakları ve basın özgürlüğü konularında da ciddi görüş ayrılıklarının sürdüğünü ortaya koydu.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

CUMA KARAMAN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

TÜRKMEN TERZİ

ABDULLAH AYMAZ


Bir Tartışmanın Hatırlattığı Temel Değerler

Fon soygununu haber yapan gazeteciler için iddiana...

ABD’de ara seçim depremi:CAATSA, F-35 ve KAAN moto...

ABD Başkan Yardımcısı Vance'dan itiraf gibi seçim ...

Fenerbahçe kendi evinde Liverpool'u 3-2 yendi






