Daireyi geniş tutmak

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Çarşamba, Nisan 1 2026
Paylaş
X Post
Daireyi geniş tutmak

         Üstad Bediüzzaman Hazretleri ikâz mâhiyetinde Hizmet dairesini geniş tutma ve darlaştırmama konusunda bir talebesini şöyle bir tavsiyede bulunuyor:

         “Risale-i Nur’un münasebeti ve cereyanı, güneş gibi bütün cereyanların ve münasebetlerin üstündedir. Hiçbir şeye tâbî olmaz. Kur’an Hakikatından başka hiçbir şeye âlet olamaz. Onun talebeleri muhtelif  gruplarda bulunsa da birbiriyle o nurânî ve semavî zincir ile bağlı olduklarından; hâdisatın fırtınaları inşaallah onları dağıtamaz. Fakat çok dikkat lâzım. (…) Bu kısacık işaret, iki gün evvel kalbime ihtar edildi. Size de belki faydası olur diye, bu kadarcık işaret ettim. Müsamahalı geçininiz. Birbirinizin kusurunu görmeyiniz, iyiye yorumlayınız. Herkes senin gibi KAHRAMAN olamaz. Hem çok müşkil pesent (zora sokucu, müşkilat çıkarıcı) olma. Aza kanaat ile, talebelerin az hizmetlerini de takdir et; tâ şevkleri kırılmasın. Hem Risale-i Nur’un dairesi geniştir, darlaştırma. Tâ ki, aleyhdarlık fikri, talebelere, muhtaçlara ve siyasetçilere girmesin, inada sebep olmasın. Çünkü (henüz) dinsizlerin safında dahi olup da, fakat istikbâlde Risale-i Nur talebesi olacaklar vardır diye ümit ederiz. Bu hengâmda  görüşmek münasip değil. Hem ihtiyat çok lâzımdır. Çünkü diğer yerlerdeki kardeşlerimize sıkıntı veriliyor. Mümkün olduğu  kadar itidal ve teenni ile hareket etmek ve sabretmek gerekiyor.”

                                                                                       Said  Nursî

         ****

         Üstad Hazretleri Eğirdir’in Barla kasabasına sürüldüğü yıllarda, Hulusi Ağabeyimiz de Eğirdir Komando Birliğine subay olarak tayin ediliyor. Ama henüz Üstad’ı tanımıyor. Eğirdir’de câmiden tanıdığı Şeyh Mustafa diye bilinen biraz meczup halleri olan, bazı olayları önceden keşfedip söylediği için halkın itibar ettiği ve asıl ismi Aziz Üstün olan bir zat var. 1890 doğumlu olup 1959’da cenazesi Eğirdir’in üstündeki yüksek dağın zirvesinde bir kayanın dibinde bulunan ve bir hafta sonra Eğirdir Mezarlığında “Azizzâde Hafız Şeyh Mustafa Üstün” diye mezar taşına yazılan zat ile camiden namaz öncesi ve sonraları sohbet ediyorlar. Normalde Hulusî Ağabey, Askeri Rüşdiyesinde okurken ta o zaman tatil günlerin okulun mecburiyetiyle bir Nakşî Dergahına gidiyordu. Zâten ailesi de Nakşî tarikatından idi. Böyle olmasına rağmen, yaşayan bir şeyh, sorularına cevap verecek bir mürşid arıyordu. Bunu şeyh Mustafa’ya da söylüyordu. Bir gün o, Ağabeye dedi ki: “Senin aradığın mürşid şu karşıki dağın arkasında bulunan Barla’daki Bediüzzaman!” dedi. O zaman elinde hatt-ı Kur’an ile yazılmış bir “Küçük Sözler” kitabı vardı. Onu Hulusî Ağabeye verdi. Daha sonra Şeyh Mustafa, Vecelle Hüseyin, Hulusî Ağabey ve emir eri ile beraber Barla’ya gittiler. Daha ilk karşılaşmada Üstad, Hulusî Ağabeye henüz daha o bir şey söylemeden önce “Kardeşim ben şeyh değilim. Dünya’da inkar-ı uluhiyet var. Kur’an hakikatleriyle buna karşı mücadele etmemiz gerekiyor.”  mealinde sözler söyledi. Sonra bir yemek geliyor. Hulusi Ağabey diyor ki: “Biz yedi sekiz kişi varız. Bu yemek ancak bir çocuğu doyurabilir; bu kadar insana yetecek gibi değil. Üstad, ‘Evvela bir fiyatını, ücretini verelim” diyerek kendine has söyleyişi ile önce bir Bismillah dedi. Sonra her birimizin yüzüne bakarak her birimiz adına aynı şekilde birer Besmele çekti. Sonra ‘Buyurun!’ dedi. Biz hepimiz o az yemekten yedik ama Allah öyle bir bereket verdi. Bir türlü o yemeği bitiremedik…

         Sonra iki obur arkadaşla beraber Kars’ta bir akşam vakti bir kişinin ziyaretine gittik. Telefon olmadığı için geleceğimizi haber veremedik. O da hanımı ile beraber iki kişilik patates yemeğini yiyorlarmış. Biz gelince, hanımı çekildi. Adam ne yapacağını şaşırdı. Ona ‘Telaş etme, bu yemek hepimize yeter’ diyerek, Üstad ile olan meseleyi anlattım. ‘Şimdi aynen onun gibi hep beraber Besmele çekeceğiz’ dedim. Bereketini gördüm.

         “Bir zaman Elaziz’de yazları bahçelere çıkar sohbet ederdik. Güzel ve güneşli bir gün yine çıkmıştık. Bir kardeşimiz de yemek hazırlamıştı. Ama tevafuk, Muş’tan, Urfa’dan, Adıyaman’dan, Malatya’dan vesair yerlerden kardeşler otobüslerle bu sohbete katılmak için geldiler. Yani on kat misafir, yemekler az… Yemekleri hazırlayan kardeş telaşlandı. Şehre inse, yemek yetiştiremezdi. Ben mikrofonu elime aldım, başımdan geçenleri anlattım. Hep bir ağızdan Üstad’ın çektiği gibi Besmele çektik… O yemekler yetti ve arttı Elhamdülillah.