İnsanlığın oluşumunda kadın ve erkek birlikteliği

⏱ Okuma Süresi 15 dk•Yayınlanma Cuma, Kasım 6 2026
Paylaş
X Post
İnsanlığın oluşumunda kadın ve erkek birlikteliği


Önceki yazıda başladığımız kadının donanımındaki farklılıkların bir eksiklik olmayıp bir bütünü tamamlayan iki parçadan biri olduğu konusuna devam ediyoruz. Kadın ve erkek bir diğeri olmadan eksik kalan bir varlıktır ve ancak ikisi olduğunda insana ait gerçek değerler ortaya çıkmaktadır:

“Cihangirleri anneler yetiştirir. Büyük insanları, İnsanlığın İftihar Tablolarını hep anneler şekillendirir. Kadın kendine âit bu meziyetlerle (kabiliyetlerle), erkek de yine kendisine âit kabiliyetlerle örfaneye (birlikte yapılan eylemlere) iştirak ederse (katılırsa), bu bütünleşmeden cennet ikliminin yaşandığı bir aile ve fazilet topluluğu vücûda (meydana) gelir.

Kadın ve erkek bir hakikatin iki yüzü gibi olmalı. Kadınsız erkek, erkeksiz kadın olmayacağı ilk hilkatle ortaya çıkmıştır. Hazreti Adem'in kadınsız cennetteki ıstırabı ve kadınla bütünleşince, cennetin gerçek cennet olması da bu iki varlığın, bu çiftin beraber bulunmasına bağlıdır.

Efendimiz (sav), Kuran ve Kuran'daki öğretiler kadını erkekten tefrik etmemiştir (ayırmamıştır). Zannediyorum ifratlara tefritlere (aşırılıklara) giriliyor, yani denge bozuluyor burada. Bu iki varlık bazı hususi yanlarıyla birbirinden ayrılırsa, mesela erkeğin fiziki gücü vardır, ama kadının da psikolojik gücü vardır ve bunu erkeğine karşı her zaman kullanabilir. Allah yaratırken, maddenin en küçük parçalarından kainatlara kadar, hatta madde karşısında anti madde koyarak, böyle bir birlik meydana getirmiştir. Ayırıma gerek yoktur.” (KADIN) 

Kadın ve erkek İslâm’da bir ayrıma tabi tutulmamıştır, ama donanım farklılıklarına göre hukuki görev ve sorumlulukları ve konumlarında farklılıklar söz konusudur. İslâm geldiği andan itibaren kadın hayatın tam ortasında olmasına rağmen, bundan 5-6 asır sonra hala Batı’da kadının ruhu var mıdır, kadın şeytan mıdır yoksa insan mıdır gibi tartışmalar yapılmıştır. Bu böyle olduğu halde sanki İslâm kadına haklarını vermiyor ve İslâm kadına kötü bakıyor gibi bir algı oluşturulmuştur. Bu algının etkisiyle kendisine yöneltilen bir soru karşısında M. Fethullah Gülen Hocaefendi kendisi üzerinden bu çarpıklığa açıklık getirmektedir: 

“Bu iddiayı ortaya atanlar, beni herhalde ortaçağ skolastik Hıristiyan din adamı zannediyorlar. Feleğin çarklarının nasıl ters döndüğüne bu iddiadan daha açık delil olamaz. Kadını fiziğinden ibaret bir obje, bir meta olarak görenler kadını yüceltmiş oluyor, buna karşılık, Cenneti kadının ayakları altına serenler, kadını şeytan görmüş oluyor. En uzun üç sûresinden birine 'kadınlar' ismini veren Kur'an, Hz. Meryem gibi, Hz. Asiye gibi kadınları, kendilerinden uzun uzun bahsederek yüceltirken, insanlığın en büyüğü Peygamber Efendimizin mübarek soyu da bir kız çocuğundan (Hz. Fatıma) devam edip gelmiştir. Hz. Ayşe'nin İslâm'daki yeri ise hemen herkesin malûmudur.

Kadının vazifesinin sadece çocuk doğurmak ve efendisine hizmet etmek olduğunu nerede, ne zaman söylemiş veya yazmışım? Aksine, 'kadının kamu görevlisi olarak çalışmasının mahzuru olmadığını, hakimlik bile yapabileceğini' söylediğim mülâkatlarım en büyük tirajlı gazetelerde yayınlandı. Aksine ileri sürdükleri iddialarını ispatlamayanlar, kadının da kadın haklarının da en büyük düşmanıdırlar. Kadın hakkında yıllarca önce verdiğim vaazlar ve yazdığım yazılar ortadadır. Yazdıklarımdan sadece birkaç cümle, bir Müslüman olarak kadına ne derece üstün bir mevki (konum) tanıdığımı göstermeye kâfidir.

Kadın, iğfal edilip çirkeflere düşürülmeyecek kadar muallâ (yüce) bir cevherdir. Geleceğin ilme, irfana, hakikate uyanmış tali'li (şanslı, talihli) nesillerinin, onu gözbebekleri gibi aziz tutacakları ümidimizi henüz yitirmedik.'

Erkek çocuğa 'mahdum' (hizmet eden), kız çocuğuna ise 'kerîme' derlerdi ki, göz bebeği ile aynı manaya gelen bu kelime, çok kıymetli, kıymetli olduğu kadar lüzumlu, lüzumlu olduğu kadar da en nazik bir uzvu (organı) bütün önemiyle ifade etmektedir.

Bizim kadınımız, millî şeref ve necâbetimizin (temizlik, saflık) en sağlam temel taşıdır. Upuzun ve şanlı geçmişimizin inşasında (oluşturulmasında, yapısında) onun hissesi, hiç de düşmanla yaka-paça olan mücahidlerin hissesinden geri değildir.

Kalbini iman nurları, kafasını da ilim ve içtimaî terbiye (toplumsal eğitim veya sosyal terbiyevi kurallar) ile aydınlatmış bir kadın, evini yeniden her gün inşâ ediyor (yapıyor) gibi ona yeni yeni güzellik buudlarını (boyutlarını) ekler.” (KADIN) 

Örtünme ve kadın elini sıkma gibi hususlarda getirilen hükümlerde de değişik fayda ve hikmetler vardır. Bununla beraber zaman içerisinde bu konularda toplumlar tarafından farklı uygulamalar ve anlayışlar geliştirilmiştir:

“Örtü konusunda bir şey demeye hakkımız yok. Kur'an’ın içinde açık sarih naslar vardır. Bu mevzu bizim yorumlamamızın dışında kalıyor. Çünkü bu Allah'ın emridir. El sıkma mevzuu, kadınlarla oturup kalkma mevzuu hususlarında bir kısım prensipler objektif olarak ele alınmıştır. Sizler, bizler gibi insanlar hani el sıkıştığınız zaman veya kadın açık olduğu zaman içinizden bir şey gelmeyebilir, hiçbir şey duymayabilirsiniz. Bir medeni insan bunu duymayabilir. Fakat çok değişik insanlar da olabileceği mülahazasıyla (dikkate alınarak) Kuran'ın bu mevzudaki prensipleri alem şümuldür (bütün zamanlar ve bütün toplumlara hitap eder). Herkes nazarı itibara (dikkate) alınmıştır…

Kadının başını örtmesi meselesi bir iman meselesi ölçüsünde önemli değildir. Allah'a karşı kulluk, umumi manada kulluk meselesi ölçüsünde önem arz etmez bunlar. Teferruata ait (önemsiz olmayan, ama ana meselelere nispeten ikincil derecede öneme sahip olan) meselelerdir. Nitekim, yani Allah'a iman meselesi ta Mekke'de Efendimiz’e (sav) tebliğ edilmiş. Namaz meselesi orada bize farz kılınmış, daha sonra zekât farz kılınmış. Ama tesettür meselesine gelince biraz farklı. Zannediyorum peygamberliğin 16'ncı, 17'ncı senesinde Müslüman kadınların başları açıktır. (KADIN)

Kadının erkeğin arkasında saf bağlamasında, erkekler gibi namazlara cemaatle devam etmesinde ve kadınlardan idareci olabilmesi gibi konularda da İslâm en faydalı olacak hükümleri getirmiştir. İslâm kadınlara ait her meselede en faydalı olan hükümleri getirmiş ve en güzel bir şekilde bunların hayata geçirilmesini sağlamıştır:

“Namazın kendine göre nezahat (temizlik, paklık, içsel duruluk) ifade eden bir yanı vardır. İnsanın orada mümkün mertebe, insani, cismani ve bedeni duygulardan tecerrüdü (soyutlanması) esası var yani. Buna kimsenin itirazı olmaz…

Allah Resulü dönemine bakılacak olursa, mescitte erkekler ve kadınlar birlikte namaz kılıyorlar. O zaman, şimdi bizim camilerimizde olduğu gibi mahfil veya maksure (kadınlar ve erkekleri birbirinden ayıran yapılar) şeklinde bölmeler de yok. Muteber hadis kitaplarında geçtiğine göre, Medine'de Müslümanlar genellikle fakirdi. Ayrıca iç elbiseleri yoktu. Secdeye vardıklarında hoş olmayan manzaralar göze çarpabiliyordu. Bunu önlemek için Efendimiz (sav), kadınlara, hemen erkeklerin arkasında namaz kıldıkları için, "Erkekler secdeden başlarını kaldırmadan siz kaldırmayın" buyurmuşlardır. Bir konsantrasyon yeri olan mescitte, açık saçık manzaralara meydan vermemek için böyle buyurmuştur. Bazı meseleler gibi, zamanla bu meselede de değişik anlama ve yorumlar olmuş. Kadınlar, mesela Türkiye'de teravih namazları dışında -ki farz değil sünnettir- camiye gelmez veya alınmaz olmuş. Bunun yanı sıra camilerimizdeki mahfil ve maksureler de sorgulanabilir…

Antik Çağ’da kadınlar hâkim (egemen) olduğundan tanrıçalar vardı, sonra erkek egemenliğinde tanrılar çıktı. Erkek erkeğe bir sistem kuruldu. Maalesef denge kurulamadı. Karşı taraf hakkını alacağına -ki, hak almayı, adaleti ve dengeyi tesis etme (kurma) manâsında kullanıyorum- tepki doğdu. Esasen, kadın-erkek arasında mutlak manâda (gerçek anlamda) üstünlük değil, iş bölümü söz konusudur. Dinimize göre, kadın çocuğunu bile emzirmek zorunda değildir. Yesevi'ler, Mevlana'lar, Yunus'lar bu meseleyi çok güzel yorumlamışlardır. Ebu Hanife de güzel yorumlamıştır, ona göre kadın hâkimlik de yapabilir. Ayrılıkları, bir etki tepki kısır döngüsünde biz icat etmişiz.” (KADIN)