İslam'da kadının yeri ve rolü

Önceki yazıda başladığımız, insanlığın en karanlık bir devresinin yaşandığı bir zamanda, yedinci asrın başlarında İslâm güneşinin kadınlık aleminde yaptığı o harikulade değişim ve dönüşümün örnekleri konusuna devam ediyoruz…
Allah Rasülû zamanından itibaren kadına ait hak ve sorumluluklar tam olarak verilmesine ve sahabe, tabiin ve tebei tabiin döneminde kadın toplumda bunları gerçekleştirebilecek bir şekilde hayatın içerisinde aktif olarak rol almasına rağmen sonraki asırlarda zamanla bu konuda bazı gerilemeler yaşanmıştır. Bu da sağlıklı bir toplumun meydana getirilmesinde çok önemli bir potansiyelin hakkıyla değerlendirilememesine yol açmıştır:
“Doğrusu, Devr-i Risalet Penâhî’de kadının hak ve sorumluluklarının tam belirlendiği, özellikle hasta olduğu hallerde ve hayız, nifas (kadınlığa has haller) gibi hususi durumlarında ona kaldıramayacağı yüklerin yüklenmediği; fakat, onun çok defa savaşlara bile katıldığı, yaralılara baktığı, tedavi için gerekli malzemeleri hazırladığı, savaşçılara hizmet ettiği ve hatta bizzat savaştığı; normal zamanlarda da bilhassa eğitim hizmetleri olmak üzere hemen hemen hayatın bütün alanlarında kendisine tahmil eden vazifeleri yaptığı düşünülürse, bugün kadının ihmal edildiği, işten alıkonulduğu ve onun kabiliyetlerinin gereğince değerlendirilemediği söylenebilir.
Şayet kadın, fıtratına en uygun olan muallimlik alanında olsun tam değerlendirilebilseydi; bir insan olarak ufku açılsa, gönlü yüksek gaye-i hayallere (hedeflere) bağlansa ve engin şefkati o uğurda kullanılsaydı, kim bilir bugün neslimiz ne ulvî (yüksek) duygu ve düşüncelerle yetişirdi!.. Yine o, inkişaf ettirilmiş (geliştirilmiş) selim tabiatıyla erkeğin yardımcısı olsa, her şeyi onunla paylaşsa ve hususiyle yuvada işin altına o da elini soksaydı, evlerimiz gerçek birer ana ocağı olacak ve orada cahil, ümmî, bilgisiz, hayatın dışında bırakılmış ve kimsesizliğe terk edilmiş tek fert kalmayacaktı!.. Evet, kadın “her şey” kabul edilmediği gibi “hiçbir şey” de sayılmasaydı ve erkek de kadın da bir bütünün iki yarısı olarak ele alınsaydı; bu anlayışa bağlı olarak ikisi el ele verip müşterek (birlikte) çalışsalardı, işte o zaman belki de inhitat (çökme, yıkılma) devri hiç yaşanmayacak ve hep terakkinin (gelişmenin) zirvelerine koşulacaktı.” (Alan Mahkumu ve Hak Mahrumu Kadınlar)
Maalesef bugün Müslümanların yaşadığı coğrafyada, bir taraftan dinin ruhunu tam anlayamayanlar tarafından kadın toplum hayatından soyutlanarak bir fanus arkasına hapsedilirken, diğer taraftan kendilerini cumhuriyetin ve demokrasinin temsilcisi olduklarını ve kadın haklarını savunduklarını iddia edenler de kendi ideolojileri hesabına konuyu yanlış yorumlayarak kadınların birtakım haklarını çiğnemektedirler:
“Ne var ki, kadınların kendi haklarını topyekün istirdad etmeleri (tamamen geri almaları) ve hayatın her sahasında sahip oldukları o haklara göre yaşama imkanı bulmaları noktasında toplum çapında hâlâ çok yaya olduğumuz âşikârdır (açıktır). Çünkü, sabit fikirlerini âdet ve geleneklerle iyice pekiştirmiş bazı kimseler, kadının içinde bulunduğu fanustan kurtulmasını istemiyorlar; en medenî görünen insanlar bile kadına haklarını tam olarak vermeye yanaşmıyorlar. Dahası, bir kısım sözde modernler, Cumhuriyeti, laikliği, demokrasiyi, nizamı ve idareyi kendilerine göre yorumluyor; bu indî yorumlara bağlı bazı alanlar vaz’ ediyor (belirliyor) ve o alanları kontrollerinde tutmak için her yola başvuruyorlar. Tarihte eşine az rastlanır bir katılık, bağnazlık ve hatta yobazlıkla kadınların örtüsüyle uğraşıyor ve onları dinî vecibelerini yerine getirmek gibi en tabiî haklarından dahi mahrum bırakıyorlar. Sonra da hâlâ -bağışlayın- hiç utanmadan ve yüzleri kızarmadan kadın haklarından bahsedebiliyorlar.
Hasılı; İslam’ın esas kaynakları ve selef-i salihînin (geçmişte yaşayan salih insanlar) örnek hayatları dikkatlice incelenirse, Müslüman kadının evine kapatılmadığı ve haklarının çiğnenmediği açıkça görülecektir. Bunun aksini iddia edenler, şayet kasıtlı ve ön yargılı kimseler değillerse, Hak Din’in bu mevzuda vaz’ ettiği (belirlediği) ölçüleri bilmiyor ve tarih boyunca bilhassa âdetlerden gelen yanlış anlayış ve yanlış uygulamaları İslam’a mal ediyorlardır. Ayrıca, şahsî ve taraflı yorumlarıyla farklı farklı alanlar uyduran, kadına hayatın her biriminde serbest dolaşım hakkı tanımayan ve ona kendi fonksiyonlarını eda etme fırsatı vermeyen, sonra da kalkıp sözde kadın hakları savunucusu kesilen kimselerin bu konuda İslam’ı sorgulamaları küstahlıktır; kadını alan farklılığı içine hapsetmekten vazgeçecekleri ana kadar, onların kadın haklarından bahsetmeleri hakikate karşı saygısızlıktır.” (Alan Mahkumu ve Hak Mahrumu Kadınlar)
Günümüzde Hizmet Hareketinin İslâm’ın birçok meselesinin hayata geçirilmesinde öncülük etmelerinde olduğu gibi kadınların haklarını tekrar elde etmelerine de öncülük yaptığı söylenebilir:
“Bugün bu mevzudaki tek tesellimiz, umum nüfusa nisbeten sayıları henüz az olsa da, çağımızın Haticelerinin, Aişelerinin, Fâtımalarının, Hafsalarının, Nesibelerinin, Rümeysâlarının aynı Asr-ı Saadetteki öncüleri gibi kendi konumlarının farkında olmaları ve üzerlerine düşen vazifeleri yapmaya çalışmalarıdır. Evet, günümüzde şefkat kahramanları da iman ve Kur’an hizmeti adına belli fonksiyonlar eda ediyorlar; erkeklerin yaptıkları gibi, insanlığın irşadı için ellerindeki bütün imkanları kullanıyor, hal ve tavırlarıyla başkalarına örnek oluyorlar. Gerekirse, onlar da dünyanın dört bir yanına hicret ediyor, öğretmenlik ve rehberlik yapıyor ve böyle ifritten (şeytanca) bir dönemde Din-i mübini bayraklaştırıyorlar. Dolayısıyla, günümüzde kadınlık alemi bütün bütün sahipsiz sayılmaz; cihanın her tarafına yayılmış bazı şefkat abideleri, seleflerini hatırlatan fedakarlıklarıyla yeni bir kahramanlık sergiliyorlar.” (Alan Mahkumu ve Hak Mahrumu Kadınlar)
Saadet asrında kadının toplum içerisinde ne kadar aktif olduğuna dair bir örneği de “hatîbetü’n-nisâ” (kadınların hatibi / temsilcisi) olarak meşhur olan ve Hazreti Aişe ve Hazreti Ümmü Seleme annelerimizden sonra en fazla hadis rivayet eden kadın olan Esma binti Yezid (r.anhüm) üzerinden verelim…
“Esmâ’ya ashap arasında şöhret kazandıran olaylardan biri onun kadınları temsilen, sahâbîlerle birlikte oturmakta olan Hz. Peygamber’in huzuruna giderek veciz (çok güzel) bir konuşma yapmasıdır. Bu konuşmada şunları söylemiştir: “Anam babam sana feda olsun yâ Resûlellah! Ben sana kadınların elçisi olarak geldim. Allah seni bütün erkek ve kadınlara peygamber göndermiştir. Biz sana ve senin rabbine iman ettik. Kadın olduğumuz için evlerinizde kapanıp kalmış, nefislerinizi tatmin etmiş ve çocuklarınızı karnımızda taşımışızdır. Siz erkekler ise cuma namazı kılmak, camiye ve cemaate çıkmak, hastaları ziyaret etmek, cenazelerde bulunmak, birden fazla hacca gitmek gibi hususlarda bize üstünlük sağlamış bulunuyorsunuz. Bütün bunların en önemlisi Allah yolunda cihad etmektir. Fakat siz hac veya umre için yahut düşmanla savaşmak üzere evinizden çıktığınız zaman mallarınızı biz koruruz, iplik eğirip size elbise yaparız, çocuklarınızı besleriz. Buna göre bizler sizin kazandığınız hayır ve sevaplarda size ortak olamaz mıyız?” Esmâ’nın bu sözlerini takdir eden Resûl-i Ekrem ashabına, “Siz bir kadından, din konusunda sorduğu bir soruda bundan daha güzel söz işittiniz mi?” dedikten sonra Esmâ’ya dönerek şunları söyledi: “Ey hanım, iyi anla ve seni buraya gönderen hanımlara da iyice anlat ki bir kadının kocasıyla güzel geçinip onun hoşnutluğunu kazanması sevap bakımından o saydığın üstünlüklerin hepsine denktir” (İbnü’l-Esîr, VII, 19).
Esmâ bir başka gün de Hz. Peygamber’e giderek kadınların hayızdan ve cünüplükten nasıl temizleneceklerini sormuş, onun bu tavrını takdir eden Hz. Âişe, utanma duygusunun ensar kadınlarının dinlerini öğrenmesine engel olmadığını belirtmiştir. Esmâ bint Yezîd’in Hayber Gazvesi ile Mekke’nin fethine katıldığı, Yermük Savaşı’nda çadırının direğiyle dokuz Bizans askerini öldürdüğü rivayet edilmektedir.” https://islamansiklopedisi.org.tr/esma-bint-yezid
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

CUMA KARAMAN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

NUMAN YILMAZ YİĞİT


Özbekistan kiril alfabesin bırakarak Latin alfabes...

Fon soygununda AKP'de parti içi restleşme: Şamil T...

Ekrem İmamoğlu'ndan boykot ve destek çağrısı: 'Hal...

WhatsApp kullanıcılarına kritik uyarı: Yapay zekâl...

AKP ve MHP oylarıyla reddedildi: En düşük emekli m...






