Washington, Moskova’ya alan açarken, Transatlantik ilişkileri geriliyor

Trump yönetimi Rusya ile, AB’nin yaklaşımlarından daha farklı bir ilişki modelini uygulamaya başladı. Ticaretin yeniden canlandırması hedeflenirken, özellikle enerji, uzay-havacılık, nükleer ve tarım gibi alanlarda iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi amaçlanıyor. Ancak bu adımlar, İngiltere dahil, ABD'nin Avrupalı müttefikleri ile ilişkilerinde gerilime neden oluyor.
Washington’un Rus petrolüne yönelik yaptırımları fiilen ortadan kaldıran 12 Mart kararına Avrupalı liderler tepki gösterdiler. Rus petrolü ve petrol ürünlerinin satışına “geçici olarak” izin verilmesi, son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politika önceliğini giderek Avrupa’dan Asya-Pasifik’e kaydırmasına somut bir örnek olarak gösteriliyor. Bu değişimin temel nedeni, ABD’nin en büyük stratejik rakip olarak artık Çin’i görmesi ve uzun vadeli çok yönlü bir hazırlığa girmesi.
Bu yüzden Washington, Avrupa’daki askeri ve siyasi yükünü kısmen azaltma eğiliminde. NATO müttefiklerinden daha fazla savunma harcaması talep etmesini bu açıdan değerlendirmek mümkün. Enerji, ticaret ve güvenlikte (Ukrayna dahil) Avrupa’nın daha fazla sorumluluk almasını istiyor. Haliyle bu değişim sürecinde Moskova, Transatlantik’teki jeopolitik boşlukları değerlendirmeye çalışıyor ve pozisyonları lehine çeviriyor.
Geçen haftaki yazımızda, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak operasyonunun jeopolitik açıdan bakıldığında, Rusya’yı dört açıdan rahatlattığını ve farklı avantajlar sağladığını yazmıştık. Batı başkentlerinin dikkatlerinin Ukrayna konusundan kopmuş olmaları ve askeri, diplomatik ve finansal odağın haliyle Orta Doğu’ya kaymış olması. İran-İsrail çatışması Hürmüz Boğazı ve Körfez petrolünü risk altına soktu. Bu da bölgeyle bağlantılı olarak petrol ve gaz fiyatlarını yukarı kaldırdı. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, küresel enerji piyasalarında şok dalgası yarattı. Avrupa'da doğalgaz fiyatları Ocak 2023'ten bu yana ilk kez 750 doların üzerine çıkarken, Brent petrol 120 doları test ederek Temmuz 2024'ten bu yana en yüksek seviyesini gördü.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırması, Asya ve Orta Doğu ülkelerinin ABD’ye yaklaşımını değiştirecek. Ve hatta Batı karşıtlığını artırabilecek. Haliyle ABD’nin bölgedeki diplomatik konumu zorlaşacak. Bu durum ise Rusya ve Çin’e yeni fırsatlar açacak. Rusya, doğrudan savaşmadan ABD’nin ve AB’nin açılan başka bir cephede yıpranmasını izleyecek. Washington hem maliyetli çatışma ile hem de imaj kaybı ile jeopolitik zayıflama yaşayacak. AB ise ucuz enerji temini yapamadığı için enflasyon artışları görecek. Ayrıca küresel ticaretin düşme riski artmış oldu. ABD ve müttefikleri artık iki cepheli bir savaşın ortasında kalmış durumda. Bütün bu gelişmeler çok sayıda Batı medyasında “ABD ve İsrail’in İran’la savaşında kazanan tarafın Rusya” olduğuna dair yorumlara neden oldu.
Transatlantik ilişkilerde gerilim
Transatlantik ilişkileri çok geniş ve uzun bir süreç olduğu muhakkak. Ancak odaklandığımız hususlar NATO, ABD–Avrupa güvenlik işbirliği ve ABD ile Avrupa Birliği arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkiler. Washington, Avrupa ülkelerinin NATO içinde yeterince harcama yapmadığını sık sık eleştiriyor. Özellikle Trump yönetimi bu konuda ittifak üyelerine net baskılar uyguladı. Başka bir husus, özellikle 2014 Kırım olayları sonrasından itibaren ABD, Avrupa’nın Rus enerji bağımlılığını eleştirdi (örneğin Nord Stream 2 projesi). Her ne kadar son iki yıl Trump yönetimi bu konuda gel-git yaklaşımında olsa bile uluslararası toplantıların ana konularından bir tanesi buydu. Beyaz Saray yönetimini geren başka bir konu, bazı Avrupa liderlerinin (özellikle Fransa ve Almanya) Avrupa’nın ABD’den daha bağımsız bir güvenlik politikası geliştirmesini savunuyor olmaları.
Avrupa’da özellikle doğu kanadındaki ülkeler (Polonya ve diğer Baltık ülkeleri) şu endişeyi yaşıyor: ABD gerçekten Avrupa’nın güvenliğine uzun vadede aynı ölçüde bağlı kalacak mı? Bu endişe nedeniyle olsa gerek, NATO’nun doğu kanadı güçlendirildi. Bunun yanında bütün Avrupa, savunma projelerini artırdı. Washington’dan Rusya’ya karşı yaptırımlara esneklik gösterilse bile AB kendi yaptırım kararlarına yenilerini ekledi.
Son haftalarda yoğunlaşan Rus-Amerikan diplomatik trafiğe de vurgu yapmak gerekir. 9 Mart'ta Putin ile Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde, Ukrayna'daki savaşın sonlandırılması ve İran'daki kriz ele alınmıştı. Görüşmenin ardından Trump, Putin'in İran konusunda "yardımcı olmaya çalıştığını" söyledi. Trump'ın bu yöndeki sinyalleri, hem Avrupa'da hem de Washington’da (Demokratlar içinde) endişeyle karşılandı. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ABD'nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları gevşetme kararını "yanlış" olarak nitelendirdi. Demokrat senatörler, Trump yönetiminin Rusya'ya yönelik yaptırımları gevşetmesini sert bir dille eleştirdi. Ortak bir bildiri yayınlayan üst düzey Demokrat senatörler, "Bu savaş, Amerikalılar için benzin fiyatlarında büyük artışlara yol açtı. Şimdi Trump yönetimi, kendi başlattığı bir savaşın ekonomik sonuçlarını hafifletmek için Putin'e yardım ediyor" ifadelerini kullandı.
“ABD, Avrupa'yı bölmek istiyor”
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Financial Times'a verdiği röportajda Trump yönetiminin Avrupa'yı bölmeye ve zayıflatmaya yönelik bir strateji izlediğini söyledi. Kallas, Washington'un "Avrupa Birliği'nden hoşlanmadığını" ve kıtadaki hükümetleri birbirinden ayırarak daha kolay yönetmek istediğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin izlediği politikaların, Avrupa Birliği'nin karşıtları tarafından sıkça kullanılan yöntemlerle benzerlik taşıdığını belirten Kallas, Trump'ın politikalarının, özellikle savunma alanında daha "otonom" bir Avrupa fikrini savunan Fransa ve diğer ülkelerin pozisyonunu güçlendirdiğini kabul etti. Kallas, Avrupa ülkelerinin henüz Amerikan askeri ürünleri alımından vazgeçemeyeceğini, ancak paralel olarak kendi savunma sanayilerine yatırım yapmaları gerektiğini söyledi.
Kallas'ın bu açıklamaları, ABD ile Avrupa arasında son dönemde yaşanan gerilimlerin yeni bir boyutunu ortaya koyuyor. Ukrayna savaşı, enerji krizi ve ticaret politikaları konusunda da iki taraf arasında zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanıyor. ABD'nin Rusya'ya yönelik yaptırımları, Avrupa'nın enerji arz güvenliği ve Ukrayna'ya yapılan askeri yardımlar konusunda farklı yaklaşımlar, transatlantik ilişkilerde gerilimlerin daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.
Sonuç olarak Amerika Birleşik Devletleri stratejik odağını büyük ölçüde Çin ve Hint-Pasifik bölgesine kaydırmaya devam edecek gibi. Yukarıdaki endişeler babında Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını hızla artırmak zorunda kalır ve bu durumda ekonomilerinde belli oranda daralma yaşanabilir. Ancak Avrupa, ABD’den tamamen kopmaz, sadece kendi güvenlik kapasitesini kurar. Buna ilaveten NATO daha da genişleyebilir ve teknik donanıma önem verebilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ARİF ASALIOĞLU

KADİR GÜRCAN

ABDULLAH AYMAZ












