Hipokrasi ve İbn-i Selül Okumaları

Okuma Süresi 17 dkYayınlanma Salı, Temmuz 7 2026
Paylaş
X Post
Hipokrasi ve İbn-i Selül Okumaları

İnsanın en büyük sermayesi aslında özünü araması ve hakikatin peşinde olmaktan vazgeçmemesi desek herhalde eksik söylemiş olmayız. Bizleri ise hakikatten uzaklaştıracak veya yakınlaştıracak en büyük etken yine kendimiz, egomuzdur.  Hakikate düşman etrafımızda olan İbn-i Selül karakterli aldatıcıları da hesaba katarak bu yolculuğumuza devam edebilme mahareti gösterebilmek ne büyük bir kahramanlık… 

Hipokrasi, Antik Yunanca’da rol yapmak anlamına gelir. İnanmadığı hâlde inanıyor görünmek, akide ve düşüncelerinde inkarcı olmasına rağmen farklı bir tavır ve kanaat sergilemek, her zaman duruma göre hareket edip sürekli iki yüzlü davranmak demek olan nifak; ferdî ve toplumsal bir riyakârlık, bir ruh hastalığıdır. Ve ilginçtir, kendini bilmeyen insan hep bir suçlu arar — kendi dışında. İşte böylesi yolunu, yönünü bulamayan fıtratlar, İbn-i Selül gibilerin Hollywood yıldızlarına taş çıkartan performanslarının peşine takılıp kalırlar ve kitleler halinde sürüklenirler. 


Hakikate gözlerini açacakları, hakkı bâtıldan ayırt edecekleri âna kadar süfyaniyetin, yalanın değişik fasılları, yılları yaşanmaya devam edecektir. Nifak şebekesi, cahil kalabalıkları arkalarına alıp istediği yere sürükleyecek ve onlara istediklerini yaptıracaktır. Başkalarını karalamak, öteki dediği herkesi suçlu ilan edip düşmanca davranmak, Makyavelist bir düşüncenin ürünüdür. Nitekim Efendimiz (sav) münafığın alâmetini üç maddede özetler: konuştuğu zaman yalan söyler, vaad ettiğinde vaadini yerine getirmez ve emanete ihanet eder. 

Menfi Milliyetçilik, Irkçılık

Menfi milliyetçilik de bu kökten beslenir. Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer'e duyulan düşmanlık, İslâm'ın içinde ilk nifak şebekesinin oluşmasına, ilk nifak tohumlarının İslâm toprağına ekilmesine yol açmıştır. O günden sonra nifak düşüncesi, farklı zamanlarda farklı boyut, renk, desen ve şivelerle çeşitli kötü niyetli kimseler eliyle hep yeniden üretile gelmiştir. Bugün karşımıza çıkan ırkçılık düşüncesi de aslında bu köklü nifak anlayışının bir başka yüzünden ibarettir.

Nifağın Anatomisi

Böylesi bir insan için varsa da yoksa da zevk u safâ ve her çeşidiyle cismanî arzulardır; o yaşamak için yaşar, en değerli sermayesi olan ömrünü nefsanî isteklerinin ağında tüketir, hayatını yolda bulmuş bir metâ gibi kullanır, ölümü ve ötesini kat'iyen düşünmez. Emanet korunmayınca ve ehline verilmeyince ne adalet kalır, ne hak, ne hukuk — ve kıyamet gibi günler başlar. 

Başkalarına ait hakları ihlal edenler toplumu ahlaken çürütür, insanların umudunu çalar. Dünya sevgisine (vehn) kendini kaptıranlar, kozmopolit dağınıklık içinde  varını yokunu dünyaya sarfedenler ve ahiret tanımaz bedbahtlar haline gelirler.

Bugünün dünyasında da bu tablonun güncel örneklerini görüyoruz: Büyük bir yalanla, milyonlarca insanın hayatını karartanlar,  iklim krizlerinde siyasilerin ikiyüzlü tavırları, bazı çevreci geçinenlerin organik sebze yemek için özel jetle bir yerlere giderken doğaya verdikleri zararlar… 

‘’Vazgeçilmezim sanma’’ ölümcül virüsü

Kendini büyük ve yenilmez görenler de nifak vadilerinde dolaşır. Ucb, fahr, kibir, "ben mükemmelim" düşüncesi insanı paçasından çeker ve marazi bir hâlete koyar. Kendini farklı görme, kendi yaptığı işleri yere göğe sığdıramama, vazgeçilmez olduğunu düşünme hastalığı... Kendi gibi düşünmeyenleri aptal ve beyinsiz kabul eder, elinden geldiğince onlardan uzak durmaya çalışır. Helal haram tanımaz, arzularına ulaşmak için her yolu mubah bilir, dinî ve millî değerleri hiçe sayar. Islahatçı geçinir ama en büyük tahribatı kendisi yapar. Kur'an bu tipi ne güzel resmeder: "Bunlar, müminlerle karşılaştıklarında, 'Biz de iman eden kimseleriz' şeklinde konuşurlar. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında da, 'Emin olun, biz sizinle beraberiz; onlarla sadece alay ediyorduk' derler."

Fişleme Paranoyası

Fişleme, kategorize etme, itibar suikastları da bu ruh hâlinin bir uzantısıdır. Ölüm korkusuyla yaşadıkları, her an makamlarını servetlerini kaybedecekleri korkusuyla yaşadıkları için etraflarını hep kendine tehdit algılarlar.  Dinini tam ve kâmil bir şekilde yaşamak isteyen inançlı insanları  "dinci, İslâmcı" gibi nesepsiz lafızlarla yaftalar, hakaretler yağdırır; "irtica, gericilik" der İslâm'a saldırır. Ama bu arada değişik maksat ve maslahatları temin için dil ucuyla imana dair birtakım şeyler de ağızlarında geveler — geveler de içlerindeki ilhad ve inkâr düşüncesini, din ve diyanet düşmanlığını gizlemeye çalışırlar. Tevbe Sûresinde yine müthiş bir İbn-i Selül tahlili vardır : “Cihad için sefere çıkmayıp geride kalanlar, Resûlullah’a uymayarak yerlerinde oturup kalmalarından dolayı sevince gark oldular. Mal ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin görerek ‘Bu sıcakta sefere çıkmayın!’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşi, bundan çok daha fazla sıcaktır.’ Ne olurdu, Cehennem ateşinin daha sıcak olduğunu anlayabilselerdi!

Aldanmamak ama vefadan da ayrılmamak

Peki nasıl bir arkadaşlık ölçüsü olmalı? Kötülüğünü gördüğümüz, yanlış yola sapan arkadaşlarımızın elinden bırakmamak, onlar istese dahi tamamen ilişkimizi kesmemek, civanmertçe duruş sergileyebilmek ve başı sıkıştığında yine bize gelebilmesi, arkadaşlık adına paha biçilmez bir tablodur. 

‘’Fakat karanlık odaklara elemanlık yapmak, muhbirlik kılıfı altında iftira ve tezvirde bulunmak gibi, bir hareketin geneline zarar verecek tavır ve davranışlar vardır ki, bunlar çok büyük günahlardır. Bu tür günahların affolması için fertlerin haklarını helâl etmeleri de yetmez; zira bunlar hukuk-u ammeden sayıldığı için hakkullah taalluk eder.’’ (İrşad ve Nifak-Yaşatma İdeali)

İstikamet düşüncesi, tam da burada beğenilmek için iş yapmaktan uzak durmayı gerektirir. 30 sahabenin hayatlarını nifak endişesi ile tir tir geçirdikleri bir vakıadır. Mevla’nın önümüze serdiği bunca lütuflar , bunca imkân ve nimet varken, biz neden her şeyi kendimize mal ediyor? Küçük zevklerimizin, beklentilerimizin, alkışlanma arzumuzun,hırslarımızın, hazlarımızın dar kalıbına sıkıştırıyoruz? 

Tarihin içinde hızlı bir yolculuk imkanı olsa; kendi darlığında boğulanları görebileceğimiz gibi, yepyeni zaman dilimleri, medeniyetler oluşturan, habitatlar açan dünya kadar vicdan zengini, zamanın ruhuna hayat üfleyenleri de göreceğiz…

Hasılı, sıdk esastır. Yalan ve aldatma ise er geç insanı yokluğa mahkûm edecek marazi bir durumdur.

Kimseye bâkî değildir mülk ü devlet, sîm ü zer.

Bir harab olmuş gönlü ta'mîr etmektir hüner.

Niyaz-i Mısri 


https://www.buzzsprout.com/1745031/episodes/19453125