Yaşına göre çok iyi görünüyorsun

"Ya uzun zaman oldu görüşmeyeli ve hiç değişmemişsin" veya "yaşına göre çok iyi görünüyorsun." Cümlelerini duyan herkes mutlu oluyordur. Ve bu cümleleri hayatınızda en az bir kez duymuşsunuzdur. Söyleyen kişi aslında iltifat etmek ister. Ancak bu cümlenin arkasında bir gerçek vardır. "Yaşlanmak kötü bir şeydir; sen bu kötü durumdan henüz etkilenmemiş görünüyorsun." Fark etmeden bilinçaltımıza işlenen bu düşünceden dolayı milyonlarca insan aynaya bakarken sağlıklı yaşının değil, sağlıksız da olsa gençliğin peşinden koşuyor. Kozmetik sektöründen sosyal medyaya kadar pek çok alan bize aynı mesajı veriyor: "Daha genç görünmelisin." Oysa yaş almak, saklanması gereken bir kusur değildir. Ama yine de sanki kırışıklıklar bir hayatın hatırası olmaktan çıkmış da mücadele edilmesi gereken düşmanlarmış gibi düşünülüyor.
Değişimin Doğallığı
Tüm dünya hayatının en doğal gerçeği değişmektir.Nasıl ilkbaharın ardından yaz, yazın ardından sonbahar geliyorsa insan ömrü de farklı mevsimlerden geçer. Hiç kimse bir ağacın sonbahardaki hâline bakıp onu çirkin veya eksik bulmaz. Aksine o mevsimin farklı güzelliklerini hayranlıkla izleriz.Ve biliriz ki o sararan yapraklar geçen bir yılın işaretidir. Fakat konu insan olunca aynı anlayışı göstermekte zorlanıyoruz. Özellikle kadınlar üzerinde kurulan genç görünme baskısı, çoğu zaman tahmin edilenden daha ağır sonuçlara neden olabiliyor. İnsanlar yaşlarını değil, yaşlarının anlaşılmasını saklamaya çalışıyor. Doğal değişimler normal bir süreç olmaktan çıkıp düzeltilmesi gereken problemler gibi algılanıyor.
Görünüşe Yüklenen Anlam
İnsanın değeri, aynadaki yansımanın sabit kalmasıyla ölçülemez. Yüzdeki her çizgi, sadece zamanın değil; yaşanmışlıkların, verilen mücadelelerin ve geçirilen evrelerin bir kaydıdır. Ancak modern yaşam, görünüşü merkez alan bir algıyı sürekli besliyor. Daha genç görünmek, çoğu zaman daha sağlıklı, daha özenli, daha başarılı ya da daha değerli olmakla eş tutuluyor. Bu da fark etmeden, insanı kendi doğallığından uzaklaştıran bir yarışa sürüklüyor. İnsan bedeni doğumdan itibaren sürekli bir yenilenme ve değişim içindedir.Belli bir yaştan sonra değişimin yıkım kısmı başlar. Asıl dikkat çekici olan yaşlanmanın kendisinden çok ona karşı geliştirdiğimiz tutumdur. Araştırmalar, sürekli genç görünme baskısına maruz kalan kişilerde beden memnuniyetsizliği, kaygı ve özgüven sorunlarının daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Özellikle sosyal medyada karşımıza çıkan filtrelenmiş ve kusursuzlaştırılmış görüntüler, gerçeklik algısını zedeleyerek insanların kendi doğal görünümlerini daha olumsuz değerlendirmelerine neden olabiliyor. Burada önemli bir ayrımı netleştirmek gerekir: Yaşlanma sürecini kabullenmek, ona karşı hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez. Nitekim hormesis adı verilen biyolojik prensip, bunun tam olarak nasıl işlediğini gösteriyor: Vücut belirli düzeyde strese maruz kaldığında daha güçlü ve dirençli hale geliyor. Düzenli egzersiz, soğuk-sıcak maruziyeti veya aralıklı oruç gibi kontrollü zorlanmalar, hücrelerin onarım ve yenilenme mekanizmalarını harekete geçiriyor. Sürekli konfor alanında kalmak ise bu mekanizmalara bir gerekçe sunmuyor; vücut, kendini onarmak için bir sebep bulamıyor. Dolayısıyla mesele, yaşlanma karşısında pasif kalmak değil; genç görünmek yerine, sağlıklı kalmak için çaba göstermektir. Bu da bizi asıl noktaya götürüyor: Çabamızın yönü, görünüşü değil, bünyeyi hedeflemeli.
Yılların Kazandırdıkları
Yaş almak yalnızca takvim yapraklarının değişmesi anlamına gelmez. Geçen yıllarla birlikte insanın bakış açısı da olgunlaşır. Gençlikte çok önemli görünen pek çok mesele, zamanla daha sakin ve dengeli bir şekilde değerlendirilmeye başlanır. İnsan kendisini, sınırlarını, güçlü yönlerini ve hayattan beklentilerini daha iyi tanır.
Üstelik yaş ilerledikçe bazı zihinsel ve duygusal beceriler de gelişir. Duyguları daha sağlıklı yönetebilme, olaylara daha geniş bir perspektiften bakabilme ve zorluklar karşısında daha dayanıklı kalabilme gibi özellikler, yılların kazandırdığı tecrübelerle güçlenir. Hayatın her dönemi kendine özgü güzellikler taşır; olgunluk çağının en kıymetli kazanımlarından biri ise insanın kendisiyle daha barışık, daha huzurlu ve daha gerçekçi bir ilişki kurabilmesidir.
Yaşın değil Yaşanmışlıkların Değeri
Belki de asıl mesele, kaç yaşında göründüğümüz değil; yaşadığımız yılları nasıl taşıdığımızdır. Çünkü gençlik hayatın değerli bir dönemidir, ancak insanın bütün değeri gençliğinden ibaret değildir. Her yaşın kendine özgü güzellikleri, sorumlulukları ve kazandırdıkları vardır. Çocukluğun masumiyeti, gençliğin enerjisi, olgunluk çağının tecrübesi ve yaşlılığın kazandırdığı dinginlik... Bu dönemlerin birini diğerinden üstün görmek, bütünü görememek anlamına gelir. Bunun için yapabileceğimiz en değerli şey, bedenimizi gençleştirmeye değil; onu güçlü ve dirençli tutmaya odaklanmaktır. Düzenli hareket etmek, beslenmeye özen göstermek, dinlenmeyi ihmal etmemek ve zihni de tıpkı beden gibi sürekli beslemek; bunların hepsi yaşı geri çevirmek için değil, yaşanan her yılı daha sağlıklı ve daha dolu geçirmek içindir.
Yazıyı dinlemek isterseniz:
https://open.spotify.com/episode/6BIPvPgXpfwxjWkp426JaP?si=wRn-reBFQEqpijpZA0gy0A
[email protected] X:@esrabc
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

HARUN TOKAK
ESRA BÜYÜKCOMBAK

ŞERİF ALİ TEKALAN

HÜSEYİN ODABAŞI










